Süleyman’ın Özdeyişleri 1

YORUM

I. GİRİŞ (1:1-7)

1:1   Davut’un oğlu Süleyman, İsrail’in kralları arasında en bilgesi, en zengini ve en çok onurlandırılanıydı (1.Krallar 3:12, 13; 4:30, 31). Üç bin özdeyişi bulunmaktadır, ancak bu kitapta bunların bir kısmı yer almaktadır. Bu özdeyişler, 1:1’den 29:27’ye kadar olan ayetler arasında yer alırlar.

1:2,3   2-6’ncı ayetlerde, bu özdeyişlerin yazılma nedeni açıklanır. Amaç, doğru bir yaşam sürülmesini sağlamaktır.

İnsanlar bu özdeyişler sayesinde anlayış kazanırlar. İyiyle kötü, yararlıyla yararsız, zararsızla zararlı arasındaki farkı ayırt etmeyi öğrenirler. Doğruluk, haklılık ve adalet konularında ders alırlar.

1:4   Bu özdeyişleri dinleyen saf kişiler ihtiyatlı olmayı öğrenir, gençler ise bilgi ve sağgörü kazanırlar.

1:5   Bu özdeyişlere kulak veren bilge kişiler bilgeliklerini artıracak, akıllı kişiler ise yaşam hüneri kazanacaklardır. Öncelikle gençliğe hitap eden bir kitabın başında, “Bilge kişi dinlesin” ifadesinin bulunması dikkat çekici değil midir? Bununla kastedilen, Özdeyişler Kitabı’nda sözü edilen bilge kişidir. Bu kişi kendisine bir şeyler öğretilmesini kabul eder. Çok konuşmak yerine, dinleme konusunda isteklidir. Her şeyi bildiğini iddia eden çekilmez biri değildir.

1:6   Kitap, kişinin bir özdeyişi ve bir bilinmeyeni kavrayabilmesi için tasarlanmıştır. Yani, genelde yüzeysel olmayan bir dersi öğrenmesi amaçlanır. Aynı zamanda bilgelik sözlerinin ve bu sözlerde gizlenmiş gerçeklerin anlaşılmasına da yardım eder.

1:7   Şimdi kitabın anahtar ayetine gelmiş bulunuyoruz (9:10 ayetine de bakınız). Rab korkusu bilginin başlangıcı ya da temelidir. Eğer bir insan bilge olmak istiyorsa, Tanrı’yı saymalı, O’na güvenmeli ve itaat etmelidir. Bir yaratık, Yaradan’ına güvenmelidir. Bundan daha doğal ne olabilir? Öte yandan, bir insanın Tanrı’nın sözünü reddederek kendi önsezilerine göre yaşamasından daha mantıksız ne olabilir? Yapılacak en bilgece iş, günahlardan tövbe etmek, İsa Mesih’e Rab ve Kurtarıcı olarak güvenmek ve sonra kendimizi içtenlikle O’na adayarak yaşamaktır.

Ahmaklar bilgelik ve terbiyeyi küçümserler. Bu kitaptaki bilge kişi nasıl öğrenmeye istekli ve gayretli olan kişiyse, ahmak kişi de kendisine hiçbir şey söylenemeyen kişidir. Yola getirilemez, kendini beğenmiştir ve yalnızca çok ağır dersler alarak öğrenebilir.

II. SÜLEYMAN’IN BİLGELİK VE AKILSIZLIK KONUSUNDAKİ ÖZDEYİŞLERİ (1:8 – 9:18)

A. Bilgeliğin Öğüdü (1:8-33)

1:8   İlk yedi bölümün neredeyse tamamı “oğlum” hitabıyla başlar; bu hitapla yaklaşık on beş kez karşılaşırız. Bu ayette, çocuğu için her şeyin en iyisini isteyen bir anne babanın yürek atışları işitilmektedir. Genç insan, anne babasının öğüdüne uymakla yaşamın tuzaklarından sakınacak ve günlük ilişkilerinde bilgisini geliştirecektir.

Tanrısayar anne babaların, özellikle tanrısayar annelerin etkisinin önemi ne kadar büyüktür! Henry Bosch bize şunu hatırlatır:

Geçmişteki büyük insanların çoğu, annelerinin dizlerinin dibinde öğrendikleri sayesinde bereketlere kavuşmuşlardır. Musa, Samuel ve Timoteos’a bakalım. Bu ruhsal önderlerin annelerinin özeni ve tanrısayar etkileri küçümsenmemelidir. Augustine, John Newton ve gayretli Wesley kardeşleri düşünelim. Eğer bu kişiler sevgi yasasına sadık imanlı ailelerde tanrısayar anneler tarafından yetiştirilmemiş olsalardı, isimleri büyük olasılıkla tarihin sayfalarında asla yer almayacaktı. 1

1:9   Anne baba öğüdü herkesin başı için sevimli bir çelenk, boyunlar için gerdanlıktır. İtaat ve ahlâksal paklık, bilge bir evladın onurlu bir yaşam sürdürmesini sağlar.

1:10   Genç bir insanın yaşamını mahvettiği süreç, 10-19’uncu ayetlerde ele alınmıştır.

Yaşam, kötülüğün aldatıcılıklarıyla doludur. Her koşulda “hayır” sözcüğünü söyleyecek cesarete sahip olmalıyız.

1:11   Bu ayette günahkârlar, genç insanı silahlı bir soyguna katılmaya çağırırlar. Eğer gerekirse kurbanı öldüreceklerdir. Genç, bu kişilerin kendisini aralarına kabul etmelerinden hoşnut olabilir ve bu heyecanın cazibesine kapılabilir.

1:12-14   Bu kişi belki biraz heyecan aramaktadır. Günahkârların sunduğu şey yalnızca şudur: Mükemmel suç! En büyük teşvik, bir gece içinde zengin olunmasıdır.

1:15,16   Ama daha bilge bir ses şöyle der: “Oğlum, bunu yapma, onlardan mümkün olduğunca uzak dur. Kolay kazanç sağlamak için kurdukları planlara uyma. Kazanman imkansız.”

“Fark etmen gereken, bu insanların suçlarla dolu bir yaşamlarının olduğudur. Bu insanlar hiç çekinmeden kan dökerler.”

1:17,18   Bir kuş bile tuzağa yakalanmamak için yeterli akla sahiptir. Ancak bu adamlar, kendi yaşamlarına tuzak kurmakta ve kendi kurdukları tuzağa düşmektedirler.

1:19   Bu öyküden çıkarılacak ders şudur: Kolay yoldan zengin olmak isteyenler, açgözlülüklerinin bedelini kendi yaşamlarıyla öderler. Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir; bu düşkünlük onları canlarından eder.

Bu özel bölüm, zulüm yoluyla kazanç edinmek isteyenlerin girişimi hakkındadır. Ancak uygulama daha geniş kapsamlıdır. Kumar, piyango, at yarışları ya da borsa spekülasyonları gibi, kolay yoldan kazanç elde edilen her şeyi kapsar.

Daha sonra yoldan geçenleri çağıran iki ses işitilir. Seslerden biri bilgeliğin, diğeri ise yabancı kadının sesidir. Bilgelik burada her ne kadar bir kadın olarak sunulmuşsa da, aslında Rab İsa Mesih’i simgeler. 2 Yabancı kadın ise ayartının ve tanrısız dünyanın bir örneğidir.

20-33. ayetlerde, kendisine ihtiyaç duymadan yaşayabileceklerini düşünen akılsızlara yalvaran bilgeliğin sesi işitilmektedir.

1:20   Bilgeliğin meydanlarda, kalabalık sokak başlarında durup herkesin, çağrısını işitebilmesi için yüksek sesle haykırdığına dikkat edelim.

1:21   Bilgelik kalabalık sokak başlarında bağırmakta ve kentin giriş kapılarında sözlerini duyurmaktadır. Aynı şekilde Rabbimiz de insanlara böyle seslenmektedir.

Yaşamın kalabalık yollarının çakıştığı yerde,
Irk ve kabilelerin seslerinin yükseldiği yerde,
Bencil çekişme gürültüsünün ötesinde,
Ey İnsanoğlu, senin sesini işitiriz!
— Frank Mason North

1:22   Bilgelik budala, alaycı ve akılsızlara seslenir. Budala kişiler saftırlar. İyi ya da kötü her türlü etkiye açıktırlar; bu dengesizlikleri onları yanlış yöne sürükler. Bilgece öğüdü küçümseyen alaycılar için hiçbir şey kutsal ya da ciddi değildir. Bilgiyi anlamsızca reddeden budalalar, kendini beğenmiş, dik kafalı ve umursamazdırlar.

1:23   Bu ayet iki şekilde anlaşılabilir. Birincisi,

Çağrıma kulak asmadığınız için paylamamı dinleyin. Ruhumu yargı sözleriyle dökecek ve başınıza gelecekleri anlatacağım.

Bu yoruma göre, 24-27’nci ayetler, budala kişilerin yargılarını tanımlayan sözcüklerdir.

İkinci olası anlam ise şudur:

Sizi payladığımda dönün ve tövbe edin. Eğer tövbe ederseniz, o zaman Ruhumu üzerinize bereketlerle dökecek ve bilgelik sözlerimi anlamanıza yardım edeceğim.

Buradaki “Ruh” sözcüğü (Bkz. Kitabı Mukaddes çevirisi) büyük olasılıkla, “düşünceler” ya da “zihin” anlamına gelir. Çağrısına kulak verenlerin üzerine, Mesih’in Kutsal Ruh’undan döktüğü gerçektir. Bu gerçek Eski Antlaşma’da, Yeni Antlaşma’daki açıklığıyla belirtilmemiştir.

1:24   Yaşamdaki en büyük trajedilerden biri, bilgeliğin lütufkar ricalarını kabaca reddetmektir. Bu tutum, Zeytin Dağı’nın doruğunda, kaybedilmiş fırsatlar için yas tutulmasına neden olur: “Elimi uzattım, umursayan olmadı.”

1:25   Bilgelik, öğütlerini umursamayan ve yapıcı eleştirileriyle ilgilenmek istemeyen insanlar için üzüntü duyar.

Tanrı’nın buyruk ve uyarıları insanın iyiliği için olduğundan, insanın bu inatçı tavrı çok akılsızcadır. Bu, D. G. Barnhouse’un anlattığı bir öyküde şöyle resmedilmiştir: Washington hayvanat bahçesinde bulunan aslanların kafeslerini izleyicilerden yaklaşık iki metre uzakta tutan metal parmaklığın hemen önünde kalabalık içinde sıkışmış bir çocuk duruyordu. Büyükbabası küçük kıza oradan çıkmasını söylediğinde, kız o kızgınlıkla aksi yöne döndü. Kafesin önünde beklemekte olan bir aslan küçük kızı kavrayarak onu kafesin içine sürükledi ve parçalayarak öldürdü. Barnhouse’a göre alınacak ders şudur:

Tanrı’nın buyrukları bizim iyiliğimiz içindir. Tanrı asla keyfi ve sevincimize engel olacak buyruklar vermez. “Benden başka tanrı tanımayacaksın” sözcükleri, O’nun kıskançlığını göstermez. Ama yüreğimizde önceliği başkasına verirsek, canımız yanar. Bu gerçeğin ardındaki ilkeyi anlarsak, Tanrı’nın bizi neden terbiye ettiğini de anlayabiliriz. “Rab sevdiklerini terbiye eder” (İbr.12:6). O, aslan (Şeytan) tarafından parçalanmamızı istemez. Şeytan, yutabileceği kişileri arayarak dolanır. 3

1:26   Eğer kişi dinlemeyi reddetmekte ısrar ederse, bu reddedişi kaçınılmaz felaketi ve yıkımı getirecektir. O zaman gülme sırası bilgeliğe gelecektir. “Ben de felaketinize sevineceğim. Belaya uğradığınızda… sizinle alay edeceğim.”

Burada Mezmur 2:4’de belirtildiği gibi, tanrısızlar felakete uğradığında Rab gerçekten de gülmekte midir? Eğer bu gülüşün zulüm, kötülük ya da öç ifade ettiğini düşünüyorsak, yanıt kesinlikle “hayır”dır. Bu gülüşü mecazi anlamda ele almalıyız. Bu, insanın, Her Şeye Gücü Yeten’e meydan okumasının gülünçlüğünü ve saçmalığını ifade eder; tıpkı bir sivrisineğin ateşe meydan okuması gibi. Akla şu düşünce de gelebilir: Bir insan bilgeliğin buyruklarına gülebilir ya da onlar yokmuşçasına davranabilir; ama bu kişi, akılsızlığının hasadını biçtiğinde buyruklar hâlâ sarsılmadan yerlerinde durmaktadır.

1:27   Hesap günü kesinlikle gelecektir. İnsanların korktukları yargı üzerlerine bir fırtına gibi inecektir. Felaket bir kasırga gibi esecektir. Sıkıntı, kaygı, şaşkınlık ve umutsuzluk içinde kalacaklardır.

1:28   O zaman insanlar bilgeliği çağıracaklar, ama yanıt alamayacaklardır. Var güçleriyle onu arayacak, ama bulamayacaklardır. Reddedilen ışığın, inkâr edilen ışık olduğunu çok geç fark edeceklerdir. Tanrı’nın Ruhu insanla sürekli uğraşmayacaktır (Yar.6:3). Bu, Müjde’nin bildirisinin ne kadar acil olduğunu gösteren bir ifadedir:

Geç kalmayın! İsa’nın sesi sizi çağırdığında geç kalmayın!
Eğer günahlarınızın içinde daha fazla beklerseniz,
Açık kapı bulamayabilirsiniz,
Ve feryatlarınız için çok geç olabilir.
Geç kalmayın!
Yazarı bilinmiyor, 19. yüzyıl

1:29   Bu alaycı kişilerin suçu, bilgeliğin öğütlerinden nefret etmeleri ve inatla Rab’be saygı göstermeyi reddetmeleridir. Belki de Müjde’nin kendileri için değil, kadınlar ve çocuklar için doğru olduğunu söyleyerek alay bile etmişlerdi. “Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar” (Rom.1:22). Bilgelikten nefret edilmesi konusu, Yuhanna 3:19-21’de de ele alınmaktadır.

1:30   Tanrı sözünde yer alan öğütlere önem vermediler. Kutsal Yazılar onları suçladığında güldüler ve Tanrı’dan korkmadılar.

1:31   Şimdi isteksizliklerinin şaşırtıcı bedelini ödemek zorundadırlar. Kötü planlarının kötü meyveleriyle doymuşlardır. Olanlar bilgeliğin değil, kendilerinin hatasıdır. O’nu dinlemek istememişlerdir.

1:32   “Öğütlere kulak asmayan kişiler kendi seçimleriyle düşerler, akılsızlar kaygısızlıklarının içinde yok olurlar” (Moffatt). Herkes yaşamı için seçim yapmakta özgürdür, ama seçimlerinin sonuçlarını seçmekte özgür değildir. Tanrı dünya yaşamı için bazı ahlâksal ilkeler belirlemiştir. Seçimlerimizin de çeşitli sonuçları vardır. Tanrı’nın bir araya getirdiklerini parçalamak mümkün değildir.

1:33   Akılsızların aksine, bilgeliğe kulak verenler güvenlik içinde ve korkudan özgür bir biçimde yaşayacaklardır. Bilgeliğin öğrencileri olanlar, acı, üzüntü ve utançtan uzak kalarak iyi bir yaşamın tadını çıkartacaklar, kötülerin uğradığı sona uğramayacaklardır.

 

Kutsal Kitap

1 Davut oğlu İsrail Kralı Süleymanın özdeyişleri:
2 Bu özdeyişler, bilgeliğe ve terbiyeye ulaşmak,
Akıllıca sözleri anlamak,
3 Başarıya götüren terbiyeyi edinip
Doğru, haklı ve adil olanı yapmak,
4 Saf kişiyi ihtiyatlı,
Genç adamı bilgili ve sağgörülü kılmak içindir.
5-6 Özdeyişlerle benzetmeleri,
Bilgelerin sözleriyle bilmecelerini anlamak için
Bilge kişi dinlesin ve kavrayışını artırsın,
Akıllı kişi yaşam hüneri kazansın.
7 RAB korkusudur bilginin temeli.
Ahmaklarsa bilgeliği ve terbiyeyi küçümser.
8 Oğlum, babanın uyarılarına kulak ver,
Annenin öğrettiklerinden ayrılma.
9 Çünkü bunlar başın için sevimli bir çelenk,
Boynun için gerdanlık olacaktır.
10 Oğlum, seni ayartmaya çalışan günahkârlara teslim olma.
11 Şöyle diyebilirler:
‹‹Bizimle gel,
Adam öldürmek için pusuya yatalım,
Zevk uğruna masum kişileri tuzağa düşürelim.
12 Onları ölüler diyarı gibi diri diri,
Ölüm çukuruna inenler gibi
Bütünüyle yutalım.
13 Bir sürü değerli mal ele geçirir,
Evlerimizi ganimetle doldururuz.
14 Gel, sen de bize katıl,
Tek bir kesemiz olacak.››
15 Oğlum, böyleleriyle gitme,
Onların tuttuğu yoldan uzak dur.
16 Çünkü ayakları kötülüğe koşar,
Çekinmeden kan dökerler.
17 Kuşların gözü önünde ağ sermek boşunadır.
18 Başkasına pusu kuran kendi kurduğu pusuya düşer.
Yalnız kendi canıdır tuzağa düşürdüğü.
19 Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir.
Bu düşkünlük onları canlarından eder.
20 Bilgelik dışarıda yüksek sesle haykırıyor,
Meydanlarda sesleniyor.
21 Kalabalık sokak başlarında bağırıyor,
Kentin giriş kapılarında sözlerini duyuruyor:
22 ‹‹Ey budalalar, budalalığı ne zamana dek seveceksiniz?
Alaycılar ne zamana dek alay etmekten zevk alacak?
Akılsızlar ne zamana dek bilgiden nefret edecek?
23 Uyardığımda yola gelin, o zaman size yüreğimi açar,
Sözlerimi anlamanıza yardım ederim.
24 Ama sizi çağırdığım zaman beni reddettiniz.
Elimi uzattım, umursayan olmadı.
25 Duymazlıktan geldiniz bütün öğütlerimi,
Uyarılarımı duymak istemediniz.
26-27 Bu yüzden ben de felaketinize sevineceğim.
Belaya uğradığınızda,
Bela üzerinize bir fırtına gibi geldiğinde,
Bir kasırga gibi geldiğinde felaketiniz,
Sıkıntıya, kaygıya düştüğünüzde,
Sizinle alay edeceğim.
28 O zaman beni çağıracaksınız,
Ama yanıtlamayacağım.
Var gücünüzle arayacaksınız beni,
Ama bulamayacaksınız.
29 Çünkü bilgiden nefret ettiniz.
RABden korkmayı reddettiniz.
30 Öğütlerimi istemediniz,
Uyarılarımın tümünü küçümsediniz.
31 Bu nedenle tuttuğunuz yolun meyvesini yiyeceksiniz,
Kendi düzenbazlığınıza doyacaksınız.
32 Bön adamlar dönekliklerinin kurbanı olacak.
Akılsızlar kaygısızlıklarının içinde yok olup gidecek.
33 Ama beni dinleyen güvenlik içinde yaşayacak,
Kötülükten korkmayacak, huzur bulacak.››

1. Henry Bosch, Our Daily Bread.

2. İbranice’de bilgelik sözcüğü (hokmāh) dişil bir isim olduğundan, bilgelik erdemine bir kadının kişiliği verilmiştir.

3. Donald Grey Barnhouse, Words Fitly Spoken, s.239.