Titus 1

YORUM

I. SELAMLAMA (1:1-4)

1:1   Pavlus hem Tanrı’nın kulu, hem de İsa Mesih’in elçisidir. Kendisini önce Yüce Efendi’nin bir kölesi, sonra da Yüce Rab’bin bir elçisi olarak tanım­lar. Birincisi itaati, ikincisi yetkiyi simgeler. Bireysel bağlılıkla kul, tanrısal atamayla elçi oldu.

Tanrı’nın seçtiği kişilerin iman etmelerine ve Tanrı yoluna uygun ger­çeği anlamalarına yardım etmek, elçinin görevinin başında geliyordu. İman etmelerine yardım etmek demek ya onların Rab İsa’ya iman etmelerinde ya da kurtuluştan sonra onlara iman yaşamlarında yardımcı olmaktır. Tanrı yoluna uygun olan gerçeği anlamaları ifadesi, ikinci anlamı akla getirir. Elçinin bu­nunla iki temel amacı belirtmek istediğini anlarız:

  1. Müjdeyi yayma – Tanrı’nın seçtiği kişilerin iman etmelerine yardım etme.
  2. eğitim – gerçekle ilgili bilgi edinmelerine yardımcı olma.

Bütün uluslara Müjde’yi yayma ve onlara Me­sih’in buyurduğu her şeye uymalarını öğretme, Matta 28:30’daki ayetin bir tek­rarıdır. Mazeret göstermeksizin Tanrı’nın seçtiği kişilerin iman etmelerini sağ­lamak için çağrıldığını özellikle belirten elçi, bizi seçim öğretisiyle karşı karşıya bırakır. Kutsal Yazılar’ın çok azı, bu denli yanlış anlaşılmış, bu kadar tartış­maya neden olmuş ve akılları bu kadar zorlamıştır. Kısacası bu ayet, Tanrı’nın, kendi önünde, sevgide kutsal ve kusursuz olmaları için dünyanın kuruluşundan önce onları seçtiğini öğretir 1 (Ef.1:4).

Tanrı’nın seçtiği kişilerin iman etmeleri ve gerçeği anlamalarıyla ilgili olarak elçiliğinden söz ettikten sonra Pavlus, bu gerçeğin Tanrı yoluna uygun oldu­ğunu açıklar. Bu, İsa Mesih’e olan imanın gerçek kutsallıkla tutarlı olduğu ve insanları uygulamalı tanrısayarlığa yöneltmede benimsendiği anlamına gelir. İmanda doğruluk, yaşamda saflığı gerektirir.

1:2   Pavlus’un Müjde’yle ilgili görevlendirilmesinin önemli bir özelliği daha vardır. Bunu üçüncü maddede belirtelim:

  1. Müjde’yi yayma – Tanrı’nın seçtiği kişilerin iman et­melerine aracı olmak, geçmiş zaman
  2. eğitim – ger­çekle ilgili bilgilerini geliştirmek, geniş zaman
  3. beklentisonsuz yaşam umudu, gelecek zaman.

Yeni Antlaşma sonsuz yaşamdan hem şimdi sahip olunan, hem de gelecek­teki bir umut olarak söz eder. Umut sözcüğü belirsizliği ima etmez. Mesih’e Kurtarıcı olarak iman ettiğimiz an sonsuz yaşama sahip olup (Yu.5:24) O’nun kurtuluş işinin bütün ayrıcalıklarının mirasçıları oluruz. Ancak sonsuz evimize ulaşıncaya kadar bütün bunların tadını tam olarak çıkartamayacağız. Yüce be­denlerimize sahip olduğumuz ve günah, hastalık, keder, elem ve ölümden son­suza dek özgür kılındığımız zamanı umut ediyoruz. Gelecekteki sonsuz yaşam umudumuz budur (Flp.3:20-21; Titus 3:7). Umut, Tanrı tarafından vaat edildiği için kesindir. Hiçbir şey yalan söylemeyen, aldatılmayan ve aldatmayan Tanrı’nın sözü kadar kesin olamaz. O’nun söylediklerine iman etmenin hiçbir riski yoktur. Aslında hiçbir şey bir yaratığın Yaratıcısına iman etmesinden daha uygun değildir.

Tanrı sonsuz yaşamı zamanın başlangıcından önce vaat etti. Bu, iki şekilde anlaşılabilir. İlk olarak Tanrı, zamanın başlangıcından önce Rab İsa’ya iman edeceklere sonsuz yaşam vermeye karar verdi ve verdiği karar da vaatle aynıdır. Ya da kurtuluş bereketinin hepsinin Yaratılış 3:15’te geçen Mesih vaadinde bulunduğu anlamına gelebilir. Bu, çağların açıklanmaya başlamasından ön­ceydi.

1:3   Tanrı, geçmiş zamanlarda karar vermiş olduğu sonsuz yaşamın bu muhteşem planını uygun zamanda bildirdi. Bunu Eski Antlaşma döneminde tam olarak açıklamamıştı. İnanlıların o zaman ölümden sonraki yaşamla ilgili belirsiz fikirleri vardı. Ancak Kurtarıcı’nın gelişiyle bu belirsizlik kayboldu. O, “Yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır” (2 Ti.1:10) ve bu Müjde, Pavlus ve diğer elçiler tarafından Kurtarıcımız Tanrı’nın buyruğunun yerine gelmesiyle, yani Son Buyruk’a uymayla yayıldı.

1:4   Mektup Titus’a, Pavlus’un ortak imana göre öz oğluna hitap eder. Peki Titus kimdir?

Titus’un yaşamıyla ilgili az ve dağınık olan bilgileri Pavlus’un üç mektu­bundan alıp bir araya getirmemiz gerekir. Grek olan Titus (Gal.2:3), büyük bir olasılıkla Pavlus’un hizmeti aracılığıyla imanda Rab İsa’da yeniden doğdu (Tit. 1:4). O zaman gerçek müjdenin ne olduğuyla ilgili bir savaş vardı. Bir yanda kurtuluşun başka şeylerle değil, sadece iman yoluyla, lütufla olduğunu öğreten Pavlus ve diğerleri vardı. Öte yanda Tanrı’nın Egemenliği’nde birinci sınıf olmak için sünnetin gerekli oluşunda (ki kurallara bağlılıkta) ısrar eden Yahudiliği yayanlar vardı. Bu çelişki içinde Titus bir deneyde kullanılan denek oldu. Pavlus ile Barnaba onu, elçiler ve ihtiyarlarla olacak bir toplantı için Yeruşalim’e götürdüler (Gal.2:1). Konseyin kararı şu oldu: Titus gibi diğer uluslardan birinin kurtulmak için Yahudi kanunlarına ve dinsel törenlerine uyma zorunluluğu yoktu (Elç. 15:11). Diğer uluslardan olanların Yahudi olmala­rına gerek yoktu. Yahudilerin de diğer uluslardan olmalarına gerek yoktu. Çünkü Yahudiler ve diğer uluslar İsa’ya iman ettikleri zaman yeni bir yaratık oldular.

Bundan sonra Titus, Korint ve Girit’te aksaklıkları saptayıp çözümleyen biri olarak hizmet eden, Pavlus’un en değerli yardımcılarından biri oldu. Elçi onu önce Efes’ten Korint’e gönderdi. Büyük bir olasılıkla öğreti ve ahlâki açıdan meydana gelen düzensizlikleri düzeltmek için oraya gönderildi. Titus daha sonra Makedonya’da Pavlus’a katılınca, Korintliler’in, elçi olarak kendilerine verdiği öğütlere olumlu bir biçimde karşılık vermiş olduklarını duymak Pavlus’u çok sevindirdi (2 Ko 2:12-13; 7:5-7; 13 – 16). Pavlus, Titus’u Yeruşalim’deki yoksul kutsallar için yardım toplaması amacıyla Make­donya’dan yine Korint’e gönderdi (2Ko.8:6,16,17; 12:18). Pavlus onu “payda­şım ve aranızdaki emektaşım” diye tanımlar (2Ko.8:23). Pavlus’un Titus’la Gi­rit’te ne zaman buluştuğunu kesin olarak bilmiyoruz; ancak genel olarak bunun, elçinin Roma’daki ilk hapse atılmasından sonra olduğuna inanılır.

Titus’tan en son 2.Timoteos 4:10’da söz edilir. Titus, Pavlus’un ikinci kez hapse atılması sırasında bir süre onunla birlikteydi, ama Pavlus daha sonra onun Dalmaçya’ya (Arnavutluk ve eski Yugoslavya toprakları) gittiğini bildirir. Aye­tin genel tonunda Pavlus’un yalnız ve terkedilmiş olduğu hissedilse de, onu oraya kendisi göndermiş de olabilir.

Elçi, Titus’tan ortak imanlarına göre öz oğlu olarak söz eder. Bu, Pavlus’un onun Rab İsa’ya iman edişinde yardımcı olduğu anlamına gelebilir, ancak böyle olmayabilir de. Pavlus Timoteos’a da imanda öz oğlu gibi hitap etti (1Ti.1:2), ki Pavlus ilk kez Timoteos’la karşılaştığında onun zaten inanlı olmuş olması muhtemeldir (Elç.16:1). Öyle ki bu ifade, bu gençlerin Pavlus’unkine benzer ruhsal özellikler gösterdiklerini ve Hıristiyan inancına hizmette bir evlat bağı olduğunu belirtebilir.

Pavlus genç çömezine lütuf, merhamet ve esenlik diler. Bu bağlamda lütuf, yaşam ve hizmet için gerekli tanrısal gücü ifade eder. Merhamet, insanın derin ihtiyaçları için gösterilen şefkattir. Esenlik ise zor durumlara rağmen endişe, panik ve ümitsizlikten özgür kılınmayı belirtir. Bunlar Baba Tanrı’dan ve Kur­tarıcımız Mesih İsa’dan gelir. Baba ve Oğul lütuf, merhamet ve esenliğin kaynağı olarak birlikte anılırken, Tanrı’nın Ruhu onların birliğine işaret eder.

II. TOPLULUKTAKİ İHTİYARLAR (1:5-9)

1:5   Pavlus Girit’ten ayrıldığında, hâlâ düzene sokulması gereken işler vardı: Susturulması gereken sahte öğretmenler ve topluluklarda kabul edilen ruhsal rehberliğe büyük bir gereksinim vardı. Pavlus, Titus’u bu konuları hal­letmesi için orada bıraktı. Hıristiyanlığın Girit’e ilk defa nasıl ulaştığını bilmiyoruz. Pentikost Günü’nde Yeruşalim’de olan Giritliler’in (Elç.2:11) Müjde’ye inanarak geri döndükleri ve sonuç olarak da yerel imanlı toplulukları­nın kurulmuş olması herhalde en iyi tahmin olacaktır.

Pavlus’un Titus’la, Girit’te ne zaman görüştüğü konusunda da pek emin olamayız. Mahkûm olarak Roma’ya gidişinde Girit’e uğradığını (Elç.27:12) bi­liyoruz, ancak içinde bulunduğu durum oradaki inanlı topluluklarında etkin ola­rak görev yapmasına izin veremezdi. Elçilerin İşleri bölümü, Pavlus’un Girit’te bulunması konusunda başka bir gönderme yapmadığından, genel olarak ziyare­tin Roma’daki ilk mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmiş olduğu sanılır. Kutsal Yazılar’ı derinlemesine incelediğimizde, Pavlus’un yazılarındaki bazı referans­lardan aşağıdaki gezi ve ziyaret programını çıkarabiliriz.

Pavlus İtalya’dan Asya iline (Türkiye’nin batısı) giderken önce Girit’e uğ­radı, Titus’u Girit’te bırakarak (Ti.1:5) Asya ilinin başkenti olan Efes’e gitti. Efes’te Timoteos’u, oradaki öğretisel yanlışları düzeltmesi için görevlendirdi (1Ti.1:3-4). Sonra da mahkûmken özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz Filipi’yi zi­yaret etme isteğini gerçekleştirmek için (Flp.1:26), Ege denizinden Make­donya’ya geçti. Son olarak da kışı geçirmeyi planladığı ve Titus’un kendisine katılmasını umduğu Yunanistan’ın güneybatısındaki Nikopolis’e gitti (Tit.3:12).

Homes’e göre, onun döneminde Girit’te aşağı yukarı doksanyüz kent vardı ve öyle görünüyor ki, bunların birçoğunda inanlı toplulukları kurulmuştu. Her birinde, sorumlu ihtiyarların atanması gibi acil bir ihtiyaç vardı.

İHTİYARLAR ÜZERİNE ARASÖZ

Yeni Antlaşma açısından ihtiyarlar, yerel bir toplulukta ruhsal önderlik ya­pabilecek değerde olan olgun imanlılardır. Ruhsal olgunluğa gönderme yapan ihtiyar ismi Grekçe presbuteros sözcüğünden çevrilmiştir. “Piskopos”, “gözet­men” ya da “koruyucu” olarak çevrilen Grekçe episkopos sözcüğü, Tanrı’nın sürüsünün çobanları olarak yaptıkları görevi betimlemede ihtiyarlar için de kullanılır.

“İhtiyar” ve “gözetmen” isminin, aşağıdaki nedenlerle genel olarak aynı ki­şileri belirttiği anlaşılır. Pavlus, Elçilerin İşleri 20:17’de ihtiyarları (presbuteroi) Efes’ten yanına çağırdı; 28.ayette ise onlara gözetmenler (episkopoi) olarak hi­tap etti. 1.Petrus 5:1-2’de Petrus da aynı terimleri birbirlerinin yerini tutabilecek şekilde kullanır. 1.Timoteos 3’teki gözetmenlerin (episkopoi) özellikleriyle Titus 1.bölümdeki ihtiyarların (presbuteroi) özellikleri aslında aynıdır.

Günümüzde “piskopos” bir bölgedeki piskoposluk bölgesini veya birkaç topluluğu yönlendiren bir piskopos anlamına gelir. Ancak bu sözcük Yeni Ant­laşma’da hiç de bu anlama gelmez. Kutsal Yazılar’da birkaç inanlılar toplulu­ğunun üzerinde bir gözetmenin olmasından çok, birkaç gözetmenin bir inanlılar topluluğunda olmasından söz edilir.

Bir ihtiyar, günümüzde yerel bir toplulukta vaaz, öğretiş ve tapınmayı yö­netmekle sorumlu günümüz kilise önderiyle (çobanla) karıştırılmamalıdır. İnan­lılar topluluğunun ilk dönemlerinde böyle bir kişinin olmadığı genel olarak ka­bul görür. İlk topluluklar kutsallar, gözetmenler ve görevlilerden (Flp.1:1) olu­şuyordu. Ruhban sistemi ikinci yüzyıla kadar yoktu.

Yeni Antlaşma’nın bakış açısına göre bir önder (çoban), göğe yükselen İsa Mesih tarafından imanlıları bina etmek için onlara verilen özel armağanlardan biridir (Ef.4:11-12). Önderlerle ihtiyarların yaptıkları iş birçok bakımdan ben­zerlik gösterir; Her ikisi de Tanrı’nın sürüsüne bakmak için çağrılmıştır. Ancak bu ikisi görev bakımından hiçbir zaman eşit değildir. Bir önderin yolculuğu içe­ren bir görevi olması ihtimaline karşın bir ihtiyar genellikle yerel toplulukla bağlantılıdır. İhtiyarların görevleri oldukça ayrıntılı bir biçimde verilmiştir:

  1. Rab’bin topluluğunu güdüp onlara göz kulak olurlar (Elç.20:28; 1Ti.3:5; 1Pe.5:2).
  2. İnanlılar topluluğunu içeriden ve dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı ko­rumak için uyanık olurlar (Elç.20:29-31).
  3. Egemenlik taslamadan örnek olarak topluluğu yönlendirip yönetirler (1Se. 5:12; 1Ti.5:17; İbr.13:7; 1Pe.5:3).
  4. Tanrı sözünü duyururlar, sağlam öğretiyi öğretirler ve karşı çıkanları ikna ederler (1Ti.5:17; Tit.1:9-11).
  5. Öğreti ve ahlâki konularda önderlik edip karar verirler (Elç.15:5-6; 16:4).
  6. Yaşamlarıyla sürüye (topluluğa) örnek olurlar (İbr.13:7; 1Pe.5:3).
  7. Suç işlerken yakalanan inanlıları yumuşak ruhla yola getirmeye çalışırlar (Gal.6:1).
  8. Yerel topluluktaki inanlıların canları için hesap verecek kişiler olarak on­ları korurlar (İbr.13:17).
  9. Özellikle hastalık gibi konularda dua etme hizmetini yerine getirirler (Yak. 5:14-15).
  10. Yoksul kutsalların bakımıyla ilgilenirler (Elç.11:30).
  11. Tanrı’nın göreve çağırdığı kişilere, armağanları doğrultusunda öğüt ve­rirler (1Ti.4:14).

İnanlılar topluluğunun ilk döneminde ihtiyarlar, elçiler ve temsilcileri tara­fından atandı (Elç.14:23; Tit.1:5). Ancak bu, elçilerle temsilcilerinin bir kişiyi ihtiyar yapmak gibi bir güçleri olduğu anlamına gelmez. Gözetmen olmak için hem tanrısal yetki, hem de insani istek olmalıdır. Bir kişiyi yalnızca Kutsal Ruh gözetmen yapabilir (Elç.20:28), ancak o kişi de bu işi arzu etmelidir (1Ti.3:1). Tanrısal ve insansal öğelerden oluşan bu karışımın olması gereklidir.

Elçilerin dönemindeki yerel topluluklar ilk kurulduğunda, bu topluluklarda hiç ihtiyar yoktu; imanlıların tümü çıraktı. Ancak zaman geçtikçe Rab belirli ki­şileri bu önemli görev için hazırladı. Yeni Antlaşma yazılı olarak daha mevcut olmadığından imanlılar genel olarak ihtiyarların özelliklerini ve görevlerini bilmiyorlardı. Bunları bilenler sadece elçilerle yardımcılarıydı. Bu bilgiyle te­mel olarak ruhsal standartlara sahip olanları seçtiler ve onları açıkça ilan ettiler.

Bugün elimizde Yeni Antlaşma’nın tamamı vardır. İhtiyarın ne anlama gel­diğini ve ne yapması gerektiğini biliyoruz. Gözetmen olarak etkin biçimde hiz­met veren yetkin kişileri gördüğümüz zaman onlara saygı, sevgi gösterir (1Se.5:12) ve onlara bağlı kalırız (İbr.13:17). Asıl nokta, onları seçmemiz soru­sundan çok, bu iş için onları Tanrı’nın seçmiş olduğunu görüp kabul etmektir.

İhtiyarlarda aranan özellikler 1.Timoteos 3:1-7’de ve Titus bölümünde liste­lenmiştir. Bazı kişiler, eğer aranan özellikler bunlarsa, o zaman bu özellikler doğrultusunda bugün hiçbir gözetmenin olamayacağını söylerler. Bu düşünceye sahip olanlar, Kutsal Yazılar’ın aslında tam olarak böyle demek istemediğini ima ederler ve böylelikle de ayetlerin yetkisini azaltırlar. Buradaki standartlarda mantığa aykırı ve anlaşılmayan hiçbir şey yoktur. Kutsal Kitap’ın aşırı derecede idealist olduğunu düşünürsek, o zaman da bizzat kendi ruhsal durumumuzun aşağı seviyelerde olduğunu ilan etmiş oluruz.

1:6   İhtiyarlar, eleştirilecek yönü olmayan, yani dürüstlükleri sorgulanma­yan kişilerdir. Onlara yöneltilen sahte öğreti ve tutarsız davranma gibi suçla­malar kanıtlanamaz. Bu, onların günahsız oldukları anlamına gelmez; küçük hatalar yaparlarsa da bunu Tanrı’ya itiraf ederek, hata yaptıkları kişiden veya kişilerden özür dileyerek ve mümkünse zararı ödeyerek düzeltmenin çaresini ararlar.

Tek karılı olmaları ise ikinci özelliği oluşturur, ki bu da en az yedi değişik şekilde anlaşılmıştır:

  1. Bu kişi evli olmalıdır.
  2. Boşanmış olmamalıdır.
  3. Boşanmadan sonra yeniden evlenmiş olmamalıdır.
  4. İlk eşinin ölümünden sonra yeniden evlenmiş olmamalıdır.
  5. Çok eşli olmamalıdır.
  6. Cariyeleri ve benzeridurumda eşleri olmamalıdır.
  7. Sadık bir eş ve ahlâki açıdan iyi bir ör­nek olmalıdır.

Tek karılı biri olsun ifadesi bu kişinin evli olması ve bu bağlamda da ço­cuklarının olması gerektiği anlamına gelir, çünkü aynı ayet çocuklarının imanlı olmaları gerektiğini belirtir. Bir ihtiyarın ailesinin olması, kesinlikle bir tercih sebebidir; böylelikle topluluktaki aile sorunlarıyla daha iyi ilgilenebilir. Ancak bu ayetin, evli olmayan birisinin ihtiyar olamayacağı anlamına gelip gelmediği belirsizdir.

Bu ifade, büyük bir olasılıkla herhangi bir şekilde bu kişinin boşanmamış olması gerektiği anlamına gelmez. Çünkü Kurtarıcı en azından belirli bir du­rumda boşanmanın mümkün olduğunu öğretti (Mat.5:32; 19:9).2

Boşanmadan sonra (ki burada her durumda) yeniden evlenmenin yasak ol­duğu şeklinde de ele alınamaz. Örneğin, imanlı olmayan eşin boşadığı masum imanlı yeniden evlenebilir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan imanlı, so­rumlu değildir. İlk evliliği boşanmayla biten ve imanlı olmayan ilk eşinin yeni­den evlenmesi sonucu o da yeniden evlenmekte serbesttir.

İlk eşin ölümünden sonra yeniden evlenen bir kişinin ihtiyarlık görevi için uygun olamayacağına ilişkin yapılan yorum, 1.Korintliler 7:39’da belirtilen il­keyle gerçekliğini kaybeder: “Kadın, kocası yaşadıkça kocasına bağlıdır. Kocası ölürse, dilediği kimseyle evlenmekte özgürdür; yeter ki, o kişi Rab’be ait biri olsun.”

Tek karılı biri olsun ifadesi bir ihtiyarın kesinlikle çok eşli ya da metresinin olmaması gerektiğini belirtir. Özet olarak, evlilik yaşamı topluluk için saflığı simgelemelidir.

Buna ek olarak çocukları imanlı olmalı, sefahatle suçlanan ya da asi ço­cuklar olmamalı. Birçok kişi çocukları yönlendirmede Kutsal Kitap’ın aileleri sorumlu tuttuğunu kabul eder (Özd.22:6). Bir aile Tanrı sözüne göre yönetilip eğitildiğinde, çocuklar genellikle ailelerinin sergilediği iyi örneği izlerler. Bir baba çocuklarının kurtuluşunu belirleyemezse de, Tanrı’nın sözündeki talimat­lara uyarak, disiplini severek ve bizzat kendi yaşamında ikiyüzlülüğe ve tutar­sızlığa yer vermeyerek çocuklarının Rab’bi tanıması için uygun yolu hazırlaya­bilir.

Kutsal Yazılar çocukların savurgan olup aile otoritesine karşı gelmelerinin sorumluluğunu babada arar. Her şeye göz yumulup keyfi davranmak doğru de­ğildir. Kendi ailesini iyi yönetemeyen bir kişinin kilisede ihtiyar olması da mümkün değildir. Çünkü aynı ilkeler her durumda uygulanır (1Ti.3:5).

Çocukların imanlı olmasıyla ilgili bu özelliğin, çocukların sadece aile de­netimi altında evde oldukları sürece mi, yoksa evden ayrıldıkları durumda da geçerli olup olmadığına dair bir soru sorulabilir. Biz birinci görüşü benimsiyoruz, ancak çocuğun nihai karakterini belirleyen ilkelerden birinin de evde verilen eğitim olduğunu anımsıyoruz.

1:7   Gözetmen, Tanrı evinin kâhyasıdır. Gözettiği sadece kendi yerel topluluğu değildir. Genel olarak Tanrı’nın işleriyle uğraşmak için onanır. Eleş­tirilecek yönünün olmaması gerektiği ikinci kez özellikle belirtilir. Öğreti ko­nusunda ve ahlâki açıdan suçlanamayacak biri olmalıdır; kendisiyle ilgili her­hangi bir kuşku duyulmamalıdır. Dikbaşlı olmamalıdır. Bir kimse dikbaşlıysa ve kendisinden farklı olanların haklı olabileceği olasılığını inatla reddederse, sert ve sabırsızsa, ruhsal önder olmaya uygun biri değildir. İhtiyar, dediğim de­dik bir diktatör değil, ortalığı yatıştıran bir kimsedir.

Tez öfkelenen biri olmamalıdır. Çabuk öfkelenen biriyse, bunu dizginle­meyi öğrenmiş olmalıdır. Şarap düşkünü olmamalıdır. Kültürümüzde bunun herkes tarafından bilinen temel bir konu olduğu ve söz edilmesine bile gerek olmadığı düşünülebilir. Ancak Kutsal Kitap’ın bütün kültürler için yazılmış ol­duğunu unutmamalıyız. Şarabın imanlılar tarafından sıradan bir içecek olarak kullanıldığı ülkelerde, şaraba düşkünlük ve genel ahlâka aykırı davranışların olma tehlikesi her zaman için söz konusu olabilir. Buradaki önemli nokta, insa­nın kendini denetleme konusunda yetersiz kaldığıdır.

Kutsal Kitap, şarabın normal kullanılışı ile kötüye kullanılışı arasında ayrım yapar. İsa, Kana Köyü’ndeki düğünde suyu şaraba dönüştürdüğünde, şarabın içki olarak aşırılığa kaçmayan kullanılışına izin verildi (Yu.2:1-11). İlaç olarak kullanımı da Pavlus tarafından Timoteos’a salık verilir (1Ti.5:23; Özd.31:6).

Şarabın ve sert içkinin kötüye kullanılışı Süleyman’ın Özdeyişleri 20:1 ve 23:29-35’de açıklanır. Kutsal Kitap’ta şarap açıkça yasaklanmazken, içilmemesi gereken zamanlar da olabilir; şarabın içilmesi zayıf bir kardeşin incinmesine ya da sürçmesine neden oluyorsa içilmemelidir (Rom.14:21). Ancak bu, Kuzey Amerika’da çok sayıda imanlının hiç şarap içmemesine neden olmuştur.

Burada vurgulanan konu kilisedeki ihtiyarlara şarap içmenin yasaklanması değil, onların aşırıya kaçıp kötü sonuçlara neden olmamalarıdır. Zorba biri ol­mamalıdır. Bir ihtiyar kaba güce başvurmamalıdır. İnatçı ve laf anlamayan üyelere saldıran, işgüzar görevlilere rastlamış olabilirsiniz. Bu tip küstahça ta­vırlar gözetmenlere yasaklanmıştır.

Haksız kazanç peşinde koşan, haksız yöntemlere başvurarak zengin ol­maya kararlı biri olmamalıdır. Samuel Johnson’un şu sözü gerçeği çok güzel bir biçimde yansıtmaktadır: “Servet düşkünlüğü, zalimlik ve merhametsizlik yoz­laşmış kişinin son kötülüğüdür.” Bir ihtiyar Pavlus’la birlikte şu sözleri söyle­yebilmelidir: “Ben hiç kimsenin altınına, gümüşüne ya da giysisine göz dikme­dim” (Elç. 20:33).

1:8   Gözetmen konuksever olmalıdır. Evi daima gariplere, kişisel sorunları olanlara, umudunu kaybedenlere ve zorluk çekenlere açık olmalıdır. Gözetmen konuğunu Rab’bin kendisini kabul eder gibi kabul etmeli ve onunla hoş bir va­kit geçirmelidir.

İyiliksever olmalıdır. Konuşması, davranışları ve arkadaşları onun şüpheli, sorgulanabilir veya yanlış olan her şeyden uzak olduğunu göstermelidir. Sağ­duyulu olmalıdır. Bu, onun akıllı, tedbirli ve kendini denetleyebilen biri oldu­ğunu ifade eder. Ağırbaşlı, kendini denetleyen ve sağduyulu olma düşüncesini içeren aynı sözcük, Titus 2:2,5,6,12’de de kullanılır.

İhtiyar, başkalarıyla ilgilenirken adil şekilde hareket etmelidir; Tanrı’yla ilişkisinde pak ve kendini denetleyebilen biri olmalıdır. Pavlus bu noktaya Galatyalılar 5:22-23’de de değinir: “Ruh’un ürünüyse… özdenetimdir.” Bu, ki­şinin Mesih’e bağımlı olmasını engelleyen her tutkuyu ve açgözlülüğü kontrol altına alması anlamına gelir. Bunu yapabilmek için gerekli güç sadece Kutsal Ruh’tan geldiğine göre, imanlının payına düşen disiplin ve işbirliğidir.

1:9   Gözetmenin imanı güçlü olmalıdır. Rab İsa’nın ve elçilerin Yeni Ant­laşma’da söz ettikleri sağlam öğretiye azimle sarılmalıdır. Ancak o zaman kut­sallara dengeli ve sağlam bir öğreti verebilir ve gerçeğe karşı gelenleri sustu­rabilir.

Bunlar yerel topluluktaki ruhsal önderler için gerekli olan özelliklerdir. Fi­ziksel güçlerine, eğitim açısından başarılarına, sosyal konumlarına ya da mes­leki yeteneklerine dair hiçbir şeyin söylenmediğine dikkat edilmelidir. Saf ve eğitimsiz olan kambur bir çöpçü, ruhsal özelliklerinden ötürü yetkin bir ihtiyar olabilir. Zaman zaman işinde başarılı olan bir kişinin sahip olduğu özelliklerden dolayı inanlılar topluluğunda da önderlik görevi için uygun olacağı belirtilse de bu gerçek değildir.

Göz önünde tutulması gereken önemli bir nokta da şudur: Bir ihtiyarın so­rumluluğu konuşmacıları ayarlamak, maddi yardım konularıyla ilgilenmek, bi­nanın tamiratıyla ilgili anlaşmalar yapmak değil, buyrukları, teşvikleri, uyarı ve öğütleriyle topluluğu ruhsal anlamda geliştirmektir.

III. TOPLULUKTAKİ HATA (1:10-16)

1:10   İnanlılar topluluğunun ilk döneminde “Ruh’un özgürlüğü” vardı, yani Kutsal Ruh tarafından yönlendirilen kişiler toplantılarda paylaşımda bulunma özgürlüğüne sahiptiler. Pavlus böyle bir “açık” toplantıyı 1.Korintliler 14:26’da betimler: “Öyleyse ne diyelim, kardeşler? Toplandığınızda her birinizin bir ila­hisi, öğretecek bir konusu, bir vahyi, bilmediği dilde söyleyecek bir sözü ya da bir çevirisi vardır. Her şey topluluğun gelişmesi için olsun.” Tanrı’nın Ruhu topluluğun çeşitli üyeleri aracılığıyla konuşmak için böylesine özgür olduğu zaman, ortaya ideal bir durum çıkar. Ancak insan doğasına bakıldığında, böyle bir özgürlük nerede olursa olsun, insanların bunu sahte öğretiyle, gelişmeye en­gel olan küçük kusurlar aramayla ya da daldan dala atlayan konuşmalarıyla, Ruh’tan yoksun bir şekilde kötüye kullanmak için koşuşturduklarını hemen he­men her zaman görebilirsiniz.

Bu, Girit’te bulunan toplulukların da başına gelmişti. Pavlus, suiistimali ön­lemek ve Ruh’un özgürlüğünü korumak için güçlü bir ruhsal önderliğin olması gerektiğini kavradı. Gerekli özelliklere sahip ihtiyarların atanmasında özen gösterilmesi gerektiğini de kavradı. İşte bu nedenle burada, inanlılar toplulu­ğundaki ihtiyarların atanmasında yapılması gerekli şeyleri tekrarlıyor.

Elçilerin yetkisine karşı çıkan ve öğretilerini yadsıyan birçok asi kişi ortaya çıkmıştı. Bunlar boşboğaz ve aldatıcı kişilerdi. Konuşmaları ruhsal açıdan hiç yarar sağlamadı. Aksine, insanları gerçeklerden mahrum ederek hata yapmala­rına neden oldu.

Belli başbelaları da sünnet yanlıları, yani İsa Mesih’e iman ettiklerini söy­leyen, ama yine de imanlıların sünnet olmasında ve törensel yasaya bağlı kal­masında ısrar eden Yahudi öğretmenlerdi. Bu, Mesih’in işinin her şey için ye­terli oluşunun pratik açıdan yadsınmasıydı.

1:11   Böyle kişiler susturulmalıdır. Topluluğun demokratik olmadığını ve konuşma özgürlüğünün bir sınırı olduğunu öğrenmeleri gerekir. Bazı aileleri yıkmaktadırlar. Bu, onların perde arkasındaki faaliyetlerini, yani evlere gizlice gidip zararlı öğretilerini yaydıklarını mı gösteriyor? Bu, mezheplerin benimse­diği bir yöntemdir (2Ti.3:6). Görevlerini kârlı işleri için paravan olarak kullana­rak para peşinde koştular. İnsanlara, yaşamları karanlık ve bozuk bile olsa, dini bir takım amellerle Tanrı’nın beğenisini kazanabileceklerini söyleyerek onların buna inanmalarını sağlamaya çalıştılar. Yaydıkları bu düşünceler, insanın ya­saya uyma (şeriatçılık) eğilimlerini tetikledi. Öğretmemeleri gerekenleri öğrete­rek haksız kazanç elde ettiler.

1:12   Pavlus burada Titus’a ne tür insanlarla uğraştığını anımsatır. Özellikle sahte öğretmenlerle ilgili gözü kara ve sert olduklarına dair yapılan betimleme doğrudur. Bu betimleme genel olarak Giritliler için de geçerlidir. Giritliler’in İ.Ö. 600 yıllarında yaşamış şairane sözcülerinden biri olan Epimenides’in on­larla ilgili şu sözlerine gönderme yapar: “Giritliler hep yalancıdır, azgın ca­navarlar, tembel oburlardır.” Öyle görünüyor ki, her halkın belirli ulusal özellikleri vardır, ancak pek azı Giritliler kadar ahlâki bozukluk içindeydi. Sü­rekli yalan söylerlerdi. Kaba ve azgın tutkulara düşkünlük gösteren, vahşi hay­vanlar gibiydiler. Çalışmaya karşı alerjileri ve oburluğa karşı bağımlılıkları vardı; hayatlarını tapınma yerine gitmeden mutfakta geçirirlerdi!

1:13-14   Elçi, karakter tanımının doğruluğunu onaylar. Titus, hizmetini hiç­bir şey vaat etmeyen boş kişilerle sürdürüyordu. Bu kişiler, Tanrı’nın sözünü yaymak isteyen herhangi bir kimseyi caydıracak kadar ümitsiz vakaydılar! An­cak Pavlus onları ne defterden sildi, ne de Titus’a onları bırakması için tavsi­yede bulundu. Müjde’de en kötü insanlar için bile umut vardır. Bu nedenle Pavlus, genç çömezine, sağlam ya da sağlıklı imana sahip olmaları için onları sert bir şekilde uyarmasını tavsiye eder. Bu kişiler günün birinde sadece örnek imanlı olmakla kalmayıp yerel topluluklarda çok iyi ruhsal ihtiyarlar da olabi­lirler. Bu bölüm, Müjde uğruna dünyada zorluk çeken yerlerde (nerede zorluk çekilmiyor ki!) yaşayan imanlılara cesaret veren sözlerle doludur. Asi, boşboğaz ve aldatıcı insanların bir gün sevecen, yüreği temiz ve meyve veren kutsallar olabileceği unutulmamalıdır.

Titus’un, sahte öğretmenleri ciddi bir şekilde azarlaması, onları Yahudi ma­sallarına, gerçeği reddedenlerin buyruklarına kulak vermemeleri konu­sunda uyarması gerekiyordu. Yahudiliği yayanlar masallardan, temiz ve murdar yiyeceklerden, belirli günlere dikkat etmekten ve törensel kirlenmeden sakın­mayı odak haline getiren kurallardan oluşan bir dünyada yaşadılar. Pavlus’un Koloseliler 2:23’de yazdığı konu da bununla ilgiliydi: “Kuşkusuz bu kuralların gönüllü tapınma, sözde alçakgönüllülük, bedene eziyet açısından bilgece bir gö­rünüşü vardır; ama benliğin tutkularını denetlemekte hiçbir yararları yoktur.”

1:15   Elçi’nin burada söyledikleri yanlış yorumlara neden olduğu için ay­rıntılı bir açıklama yapılması gerekir. Pavlus şöyle der: “Yüreği temiz olanlar için her şey temizdir, ama yüreği kirli olanlar ve imansızlar için hiçbir şey temiz değildir. Çünkü onların zihinleri de vicdanları da kirlenmiştir.”

Yüreği temiz olanlar için her şey temizdir ifadesini buradaki içeriğin dı­şında yaşamın tüm alanında mutlak gerçek olarak ele alırsak, büyük bir prob­lemle karşılaşırız! Zihinleri temiz olanlar için bile her şey temiz değildir. Yine de insanlar açık saçık dergileri, müstehcen filmleri ve hatta ahlâksızlığı aklamak için bu ayeti kullandılar. Petrus’un, Kutsal Yazılar’ı çarpıtarak “kendi yıkımla­rını hazırlıyorlar” diye söz ettiği konu budur (2Pe.3:16).

Bu ayetin günah içeren ve Kutsal Kitap’ta suç olarak görülen şeylerle hiçbir ilgisinin olmadığı kesinlikle anlaşılmalıdır. Bu özdeyiş içeriğinin ışığında anla­şılmalıdır. Pavlus kesin hatları olan ahlâki konulardan ve doğal olarak yanlış veya doğru olan şeylerden söz etmemektedir. Burada, yasaya göre yaşayan bir Yahudi’nin kirlenmesine neden olacak şeylerin, lütfa göre yaşayan bir imanlı için tamamen uygun şeyler olduğunu tartışmaktadır. En belirgin örnek domuz etinin yenmesi örneğidir. Eski Antlaşma’da Tanrı’nın halkının domuz eti ye­mesi yasaklanmıştı, ama Rab İsa, insanın dışında olup içine giren hiçbir şeyin onu kirletmeyeceğini söylediği zaman bunu tamamen değiştirdi (Mar.7:15). Bunu söyleyerek bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirdi (Mar.7:19). Pavlus, “Yiyecek bizi Tanrı’ya yaklaştırmaz. Yemezsek bir kaybımız olmaz, yersek de bir kazancımız olmaz” (1Ko.8:8) dediğinde bu gerçeği tekrar etti. “Yüreği te­miz olanlar için her şey temizdir” derken, yeniden doğan imanlı için bütün yi­yeceklerin temiz olduğunu, ama yüreği kirli olanlar ve imansızlar için hiçbir şeyin temiz olmadığını ifade eder. İnsanı kirleten yedikleri değil, yüreğinden çıkandır (Mar. 7:20-23). Bir insanın yüreği temiz değilse, Rab İsa’ya iman etmiyorsa, onun için hiçbir şey temiz değildir. Museviliğe ait yemek kurallarına dikkat etmesinin ona bir faydası olmaz. Her şeyden önce değişmesi ve kurtu­luşu, dinsel törenlere ve kurallara uyarak kazanmaya çalışmaktan çok, onun kar­şılıksız bir armağan olduğunu kabul etmesi gerekir. Yüreği kirli olan kişinin hem zihni, hem de vicdanı kirlenmiştir. Böyle bir kişi, dışsal etkene dayalı bir kirlilik değil, içten oluşan bir kirlilik sonucu doğru yoldan ayrılmıştır.

1:16   Pavlus, sahte öğretmenlerden, yani Yahudiliği yayanlardan söz eder­ken, onların Tanrı’yı tanıdıklarını ileri sürdüklerini, ama eylemleriyle O’nu yadsıdıklarını söyler. İsa Mesih imanlıları gibi görünürler, ama yaptıkları söy­lediklerine uymaz. Elçi, onları azarlarken ayrıntıya girip onları söz dinlemeyen, hiçbir iyi işe yaramayan iğrenç kişiler olmakla suçlar. Kişisel davranışları iğ­rençti. Tanrı ve insanlar için yaptıkları iyi işlere gelince, bu işlerin hiçbir değeri yoktu. Pavlus, Mesih inancı sevgisi sınırları içinde, başkaları hakkında da böy­lesine sert bir dille konuştu mu? Bunun yanıtı vurgu dolu bir “evet”tir! Sevgi, asla günahı gizlemez. Bu kişiler Müjde’yi çarpıtıyor, Rab İsa’nın kişiliğine ve yaptığı işe saygısızlık ediyor ve insanları aldatıyorlardı. Böyle sahtekârlara göz yummak günahtır.

 

Kutsal Kitap

1 Tanrı’nın seçtiği kişilerin iman etmeleri, Tanrı yoluna uygun gerçeği anlamaları için Tanrı’nın kulu ve İsa Mesih’in elçisi atanan ben Pavlus’tan selam!
2 Elçiliğim, yalan söylemeyen Tanrı’nın zamanın başlangıcından önce vaat ettiği sonsuz yaşam umuduna dayanmaktadır.
3 Kurtarıcımız Tanrı’nın buyruğuyla bana emanet edilen bildiride Tanrı, kendi sözünü uygun zamanda açıklamıştır.
4 Ortak imanımıza göre öz oğlum olan Titus’a Baba Tanrı’dan ve Kurtarıcımız Mesih İsa’dan lütuf ve esenlik olsun.
5 Geri kalan işleri düzene sokman ve sana buyurduğum gibi her kentte ihtiyarlar* ataman için seni Girit’te bıraktım.
6 İhtiyar seçilecek kişi eleştirilecek yönü olmayan, tek karılı biri olsun. Çocukları imanlı olmalı, sefahatle suçlanan ya da asi çocuklar olmamalı.
7 Gözetmen, Tanrı evinin kâhyası olduğuna göre, eleştirilecek yönü olmamalı. Dikbaşlı, tez öfkelenen, şarap düşkünü, zorba, haksız kazanç peşinde koşan biri olmamalı.
8 Tersine, konuksever, iyiliksever, sağduyulu, adil, pak, kendini denetleyebilen biri olmalı.
9 Hem başkalarını sağlam öğretiyle yüreklendirmek, hem de karşı çıkanları ikna edebilmek için imanlılara öğretilen güvenilir söze sımsıkı sarılmalı.
10 Çünkü asi, boşboğaz, aldatıcı birçok kişi vardır. Özellikle sünnet yanlıları bunlardandır.
11 Onların ağzını kapamak gerek. Haksız kazanç uğruna, öğretmemeleri gerekeni öğreterek bazı aileleri tümüyle yıkıyorlar.
12 Kendilerinden biri, öz peygamberlerinden biri şöyle demiştir: “Giritliler hep yalancıdır, azgın canavarlar, tembel oburlardır.”
13 Bu tanıklık doğrudur. Bu nedenle, Yahudi masallarına, gerçeği reddedenlerin buyruklarına kulak vermeyip sağlam imana sahip olmaları için onları sert bir şekilde uyar.
14 (SEE 1:13)
15 Yüreği temiz olanlar için her şey temizdir, ama yüreği kirli olanlar ve imansızlar için hiçbir şey temiz değildir. Çünkü onların zihinleri de vicdanları da kirlenmiştir.
16 Tanrı’yı tanıdıklarını ileri sürer, ama yaptıklarıyla O’nu yadsırlar. Söz dinlemez, hiçbir iyi işe yaramaz iğrenç kişilerdir.

1. Seçilmişlik kavramı için Efesliler 1 ve Romalılar 9’uncu bölüme bakınız.

2. Birçok kişi boşanmanın olabileceğine, ama inanlılar topluluğundaki ihtiyarın bo­şanmış olmaması gerektiğine inanır.