Titus 3

V. TOPLULUKTAKİ ÖĞÜT (3:1-11)

3:1   Titus’un Girit’teki topluluklarda bulunan imanlılara, başlarında bulunan yönetime karşı olan sorumluluklarını anımsatması da gerekiyordu. Hıristiyan­lık, yönetimlerin Tanrı’dan geldiği yaklaşımı içindedir (Rom.13:1). Bir yönetim Hıristiyan olmayabilir, hatta Hıristiyanlığa karşı olabilir, ancak herhangi bir yö­netim hiçbir yönetimin olmamasından daha iyidir. Yönetim boşluğu anarşi ya­ratır ve halk da uzun bir süre anarşiyle yaşayamaz. Bir yönetici Tanrı’yı kişisel olarak tanımasa bile, resmi konumunda “Rab’bin atadığı” kişidir ve saygı gör­melidir. İmanlılar yöneticilerle yönetimlere boyun eğmelidir. Ancak yönetim Tanrı’nın onadığı alanı bırakır ve imanlının Tanrı’ya karşı gelmesini buyurursa, o zaman imanlı Elçilerin İşleri 5:29’daki ilkeyle bunu reddetmelidir: “İnsanlar­dan çok, Tanrı’nın sözünü dinlemek gerek.” Cezalandırılırsa, yumuşak başlı­lıkla cezaya dayanmalıdır. Yönetime karşı yapılan bir isyana katılmamalı ya da yıkılması için şiddete başvurmamalıdır.

İMANLI VE BU DÜNYA ÜZERİNE ARASÖZ

İmanlılar trafik kuralları dahil olmak üzere yasalara uymalı ve vergilerini vermelidirler. Genel olarak yasalara uyan saygın vatandaşlar olmalıdırlar. Bu­nunla birlikte sorumlulukları açısından imanlıların farklı düşündüğü üç alan vardır. Bunlar oy verme, seçilme ve savaşa gitme konularıdır. İlk iki konu için Kutsal Kitap’ta verilmiş olan buyruklar oldukça aydınlatıcıdır:

  1. İmanlılar dünyada yaşayıp da dünyadan olmayanlardır (Yu.17:14-16).
  2. Dünyanın sistemi kötü olanın elindedir ve Tanrı tarafından yargılanmak­tadır (1Yu.5:19b; 2:17; Yu.12:31).
  3. İmanlının görevi dünyayı geliştirmek değil, insanların kurtulduklarını görmektir.
  4. İmanlı, kaçınılmaz olarak dünyadaki bir ülkenin vatandaşıyken, asıl va­tandaşlığı göklerdedir, öyle ki kendini burada bir yabancı ve konuk olarak gör­melidir (Flp.3:20; 1Pe.2:11).
  5. Görevde olan bir asker günlük yaşamın işlerine karışmamalı, yoksa kendi­sini askerliğe çağıranı hoşnut edemez (2Ti.2:4).
  6. Rab İsa şöyle der: “Benim krallığım bu dünyadan değildir” (Yu.18:36). O’nun elçileri olarak bu gerçeği dünyada temsil etmeliyiz.
  7. Politika, doğası gereği bozulmaya eğilimlidir. İmanlıların kendilerini hak­sızlıktan uzak tutmaları gerekir (2Ko.6:17-18).
  8. Oy verme konusunda, bir imanlı genel olarak dürüstlüğüyle tanınan birine oy verebilir. Ancak Tanrı’nın isteğini nasıl anlayacağımız ve nasıl itaat edece­ğimiz konusu sorulması gereken ayrı bir sorudur?

Diğer soru ise bir imanlının savaşa çağrıldığında gidip gitmemesiyle ilgilidir. Yaygın olan iki görüşün de ileri sürdüğü savlar dikkate değerdir; ancak bana göre denge, katılmaya karşı yönde ağır basar.

  1. Rabbimiz şöyle demiştir: “Krallığımbu dünyadan olsaydı, yandaşlarım, Yahudi yetkililere teslim edil­memem için savaşırlardı” (Yu.18:36).
  2. Ayrıca, “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek” demiştir (Mat.26:52).
  3. İnsan yaşamına son verme düşüncesi, “Düş­manlarınızı sevin” (Mat.5:44) diyenin öğretisine karşıdır.

Silah taşımaya karşı olanlar, askerliklerini geri hizmetlerde yapabilecekleri bir ülkede yaşıyorlarsa, bunun için minnettarlık duyabilirler.

Öte yandan birçok imanlı kişi, savaşta şerefle görev almıştır. Yeni Ant­laşmadaki yüzbaşılardan (örneğin; Kornelius ve Yulius) olumlu olarak söz edilmiştir. Ayrıca imanlı yaşamını örneklemek için askeri yaşamdan da örnekler kullanılır (Ef.6:10-17). Eğer askerlik yapmak yanlış olsaydı, Pavlus’un bize “İsa Mesih’in iyi askerleri” olmamızı söylemesini anlamak zor olurdu. Kişi hangi görüşe sahip olursa olsun, karşı görüşü savunanları yargılamamalı veya suçla­mamalıdır. Farklı görüşlere yer verilmelidir.

İmanlının bunlara ek olarak yapması gereken başka bir konu da iyi olan her şeyi yapmaya hazır olmasıdır. Bütün meslekler saygın değildir: Modern rek­lamcılıkta çok şey yalanlar üzerine kuruludur ve bazı reklamlar insanın ruhsal, zihinsel ve fiziksel sağlığına zarar veren ürünleri satmak için yapılmaktadır. Bu işlerden, belirli bir vicdan muhakemesinin sonunda kaçınılmalıdır.

3:2   Bir imanlı hiç kimseyi kötülememelidir. Kutsal Kitap yönetici konu­munda olan birini kötülemeyi de yasaklar (Çık.22:28; Elç.23:5); bu, bütün imanlıların siyasi bir kampanyada veya sıkıntı ve elem zamanında anımsaması gereken bir buyruktur. Ancak buradaki uyarı, herkesi alay, iftira, aşağılama veya sözel kötülükten korumak için daha geniş kapsamlı tutulmuştur. Bazı du­rumlarda imanlılar kimseyi kötülemeyin diyen bu küçük kurala uysalardı, çok büyük sıkıntılardan kaçınabilirlerdi!

Uysal olup kavgadan uzak durmalıyız. Bir kavganın olması için iki kişinin olması gerekir. Birisi, Dr. Ironside’la vaaz ettiği önemli olmayan bir konuda kavga etmeye çalışınca, o da, şöyle der: “Peki, kardeşim. Cennete gidince biri­miz hatalı olacak ve belki de o hatalı olan ben olacağım.” Böyle bir ruh bütün tartışmalara nokta koyar.

Yumuşak davranmalıyız, bu özelliği Rab İsa’yı düşünmeden uygulamak mümkün değildir. Yumuşak; uysal ve yatıştırıcı anlamına gelir. Bizim de her­kese her zaman yumuşak davranmamız gerekir. Herkese saygı ve nezaket göstermeliyiz. Saygı ve nezaketin Hıristiyan erdemlerinden biri olarak öğretil­mesi önemlidir. Bunun anlamı temelde başkalarını alçakgönüllülükle düşünme, onları ön plana koyma ve sevecen şeyler söyleyip yapmadır. Nezaket, başkala­rına kendinden önce hizmet etme, yardım edilecek durumlarda hemen yardım etme ve gösterilen iyiliği takdir edip bunu hemen ifade etmektir. Asla kaba, ba­yağı veya terbiyesiz değildir.

3:3   Elçi bir kere daha ahlâki tarafı ağır basan bir bölümde, kurtuluşumuz üzerine klasik bir öğretiye, yani kurtuluş hedefini vurgulayan iyi işlerin olduğu bir yaşama vurgu yapar. Bu düşüncenin akışı şöyledir:

  1. Kurtuluştan önceki durumumuz, 3.ayet.
  2. kurtuluşumuzun temeli, 4-7.ayetler.
  3. kurtuluşun pra­tik sonucu, 8.ayet.

Tanrı’nın Rab İsa’yı kabul etmemizden önce bizimle ilgili düşüncesinin pek de olumlu olmadığını görüyoruz. Bütün cevapları bildiğimizi söylerken aslında ruhsal geçekleri anlamaktan yoksun ve seçimlerimizle davra­nışlarımızda akıllı olmayan, anlayışsız kişilerdik. Tanrı’ya, diğer yöneticilere ve belki de ailemize itaat etmeyen söz dinlemez kişilerdik. Şeytan ve kendi yanlış yargılarımız tarafından aldatılan, doğru yolu bir türlü bulamayan kolay aldanan kişilerdik. Türlü arzulara, zevklere ve kötü düşüncelere köle olan ve her türlü günahı işleyen kişilerdik. Kötülük ve kıskançlık içinde bir yaşam sü­rüyorduk. Sevecenlikten uzak, bencil, mutsuz bir yaşam sürerken başkalarını da mutsuz ediyorduk. Nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik. Kavga eden komşularla, çekişen iş arkadaşlarıyla, birbirinin boğazına sarılan rakiplerle ve düşmanlık duygusuyla dolup taşan ailelerle sürülen bir yaşam ne kadar da tatsızdır!

3:4   İnsanın doğru yoldan ayrılışının bu iç karartıcı resmi, Kutsal Yazılar’da son derece önemli olan ama bağlacıyla kesilir. İnsanı bulunduğu bu kötü du­rumdan kurtarmak için muhteşem bir biçimde tam zamanında araya giren bu bağlaç için ne kadar teşekkür etsek azdır! Birisi bunlara, insanı cehenneme gö­türen yolu kapayan Tanrı’nın tümsekleri adını vermiştir.

Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göste­rerek bizi kurtardı. Bu, Rab İsa’nın aşağı yukarı iki bin yıl önce gelmesiyle gerçekleşti. Başka bir deyişle, kurtulduğumuz zaman Tanrı’nın sevgisi ve iyiliği kendini gösterdi. İnsana olan sevgi sözü için kullanılan Grekçe sözcük philanthropy’dir; sevgi, sevecenlik ve merhamet düşüncelerini içinde barındırır. Kurtarıcımız Tanrı unvanı Baba Tanrı’yı belirtir; Kurtarıcımız ise Oğlu’nu dünyaya, günaha karşılık kurbanımız olarak göndermiş olmasındandır. Rab İsa da Kurtarıcımız Tanrı olarak nitelendirilir (2:13), çünkü bağışlanmamız için gerekli cezayı O ödemiştir.

3:5   Bizi geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki suçlarımız ve günahlarımızın cezasından kurtardı. Kurtarıcı öldüğünde bütün bunlar gelecekteydi ve O’nun ölümü hepsini kapsadı. Ancak Müjde’nin en basit ve açık olan gerçeğini insanın kabul etmesi çok zordur. Bu gerçek, kurtuluşun iyi işlere bağlı olmamasıdır. Bir kimse iyi bir imanlı yaşamı sürerek imanlı olamaz. Cennete gidenler iyi insanlar değillerdir. Kutsal Kitap insanın kurtuluşu kazanamayacağını söyler (Ef.2:9; Rom.3:20; 4:4-5; 9:16; 11:6; Gal.2:16; 3:11). İnsan kendisini iyi işlerle kurtaramaz; Tanrı’nın gözünde bütün iyi işleri kirli esvap gibidir (Yşa.64:6). Kendisinde imanlı bir yaşamı sürdürmek için hiçbir güç olmadığı gibi, basit bir mantıkla imanlı yaşamı yaşayarak da İsa Mesih inanlısı olamaz. Cennete gi­denler iyi olanlar değil, Tanrı’nın lütfuyla kurtulmuş olan günahkârlardır!

İyi işler kurtuluşu kazandırmaz; ancak kurtuluşun sonucudurlar. Gerçek kurtuluşun olduğu yerde iyi işler de olur. Bu nedenle, Tanrı’nın bizi doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle kurtardığını okuruz. Kur­tuluş, adalet değil, merhamettir. Adalet, hak edilmiş cezanın yerine getirilme­sini talep eder; merhamet ise cezayı önleyen doğru yolu sağlar.

Tanrı bizi yeniden doğuş yıkamasıyla kurtardı. Mesih’te olmak, yeni yara­tık olmak demektir (2Ko.5:17). Bu, yeniden doğuş yıkamasıyla ifadesinde vur­gulanır. Rab İsa öğrencilerinin ayaklarını yıkarken yeniden doğuş yıkamasının bir kez, ama kirden ötürü temizlenmenin birçok kez gerekli olduğunu öğrettiği zaman da aynı yıkanma ifadesini kullanmıştır (Yu.13:10). Yeniden doğuş yıka­masının vaftiz olmayla bir ilgisi yoktur. Bedenin suyla yıkanması ya da Tanrı’nın sözüyle ahlâki olarak yıkanmanın bir simgesi değildir; aksine Me­sih’le birlikte ölmek üzere gömülmeyi ifade eder (Rom.6:4).

Yeniden doğuşumuzdan Kutsal Ruh’un yenilemesi olarak da söz edilir. Tanrı’nın Ruh’u muhteşem bir değişim yaratır; bunu eski adama yeni giysiler giydirerek değil, yeni adama yeni giysilerle giydirerek yapar! Kutsal Ruh, yeni­den doğuşta Temsilci, Tanrı’nın sözü ise vasıtadır.

3:6   Tanrı Kutsal Ruh’u üzerimize bol bol döktü. Yeniden doğduğu andan itibaren her imanlının içinde Kutsal Ruh vardır. Belirtilen yenilenmeyi sağla­mak için Ruh yeterlidir. Ruh, Kurtarıcımız Rab İsa Mesih aracılığıyla verilir. Yakup’un oğullarına Firavun’un sarayının bolluğu Yusuf aracılığıyla açıldığı gibi, Tanrı’nın bereketleri de bize Rab İsa aracılığıyla gelir.

Kurtuluşumuzla ilintili olarak Üçlü Birlik’in üç kişiliğinden de söz edilir: Baba Tanrı (4. ayet), Kutsal Ruh (5. ayet) ve Oğul Tanrı (6. ayet).

3:7   Yeniden doğduğumuzda, O’nun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları oluruz. İsa Mesih’e iman aracılığıyla kur­tulduğumuzda, Tanrı, bizi şaşırtıcı bir lütuf eylemiyle doğru sayar. Biz de Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırlamış olduğu her şeye mirasçı oluruz. Mesih’le birlikte ve O’nun gibi olmak da dahil olmak üzere her şey, sonsuzluk umudumuz olur.

3:8   Pavlus, “Bu güvenilir bir sözdür” derken, bundan bir önceki bölümü mü, yoksa ayetin tamamını mı anlamamız gerekiyor? Savının güvenilir olması, böylesine büyük bir kurtuluşla çok şeyden kurtulmuş olmamız ve bu yüce çağ­rıya yaraşır bir şekilde yaşamamız gerektiğinden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Titus’un Girit’teki görevi sırasında bu konularda (1-7.ayetlerde incelenmiş­tir) ısrar etmesi gerekiyordu; öyle ki imanlılar kendilerini iyi işlere vermeye özen göstersinler. İyi işler ifadesi şerefli meslekler anlamına geliyor olmasına karşın, daha geniş anlamda iyi işler, genel olarak ‘doğru olan’ anlamındadır. Ki­şinin davranışlarının inancıyla tutarlılık göstermesini isteyen öğreti mükemmel ve yararlıdır. Bütün öğretilerin kişisel ve pratik açıdan yaşamımıza uyarlana­bilir olması gerekir.

3:9   Tanrı’nın hizmetkârı olarak görevimizi yaparken, tabii ki uzak durma­mız gereken tuzaklar hep olacaktır. Pavlus’un zamanında temiz ve temiz olma­yan yiyecekler, Şabat Günü kuralları ve kutsal günlerde gereken şeylerin yerine getirilmesi gibi akılsızca tartışmalar vardı. İnsan ve melekle ilgili so­yağacı üzerinde didişmeler oluyordu. Kutsal Yasa’nın farklı yorumlarının yol açtığı ka­rışık ku­rallarla ilgili çekişmeler vardı. Pavlus, bu yararsız ve boş şeylerden bıkmıştı.

Günümüzde Rab’bin hizmetkârlarının aşağıdaki konulardan sakınmak için Pavlus’un tavsiyesine ciddiyetle sarılmalarında fayda vardır:

  • Ruhsal gerçeklerden çok idari işlerle uğraşma! Kutsal Kitap’ın çok önemli sorularıymış gibi, örneğin Rab’bin Sofrası için mayalı şarap mı yoksa üzüm suyu mu, mayalı mı yoksa mayasız ekmek mi, ortak bir kâse mi yoksa bireysel kâseler mi kullanılacak gibi eski tartışmalara girme!
  • Gerçeğin bir tarafı üzerinde yoğunlaşıp diğer şeyleri göz ardı etme.
  •  Kutsal Kitap’ı anlamsız hale gelecek derecede simgesel bir dille yorumlama.
  • Kimsenin ruhsal yaşamına bir şey katmayacak ufak tefek tanrıbilimsel nok­talarla uğraşma.
  • Tanrı sözünü bir yana bırakıp kimseyle hararetli tartışmalara girme.

Dünya mahvolurken, değerli zamanı bu gibi şeylerle geçirmek ne büyük bir trajedi!

3:10   Böyle küçük ayrıntılar üzerinde yoğunlaşan kişi bölücü, yani hizipçi­dir.1 Genellikle diline doladığı tek bir şey vardır ve ölünceye kadar da bunu an­latır durur. Olumsuz görüşe sahip bir zümreyi etrafına toplayıp diğerlerini uzaklaştırır. Saplantı haline gelmiş dinbilimsel görüşlerini bırakmaktansa, bir topluluğu bölmeyi tercih eder. Hiçbir topluluk böyle saçmalıklara göz yumma­malıdır. Bir veya iki uyarıdan sonra bölücülüğünden vazgeçmezse, topluluktan uzaklaştırılmalı, hatta diğer imanlılar da onunla sosyal ilişkilerini kesmelidirler. Öyle ki, bu dışlanma onu tövbe noktasına ve Tanrı’nın sözünü daha dengeli bir biçimde anlama durumuna getirebilsin.

3:11   Böyle birinin topluluğa ciddi bir zarar veremeyeceği düşünülür kay­gısıyla elçi, onun sapmış olduğundan, günah işlediğinden ve kendi kendini mahkûm ettiğinden söz eder. Davranışı, iman yaşamının bir çeşidini değil, sapmışlığı gösterir. Bu tür kişiler bir tarikat ya da grup kurarak günah işlerler. Kendi kendilerini mahkûm ederler, çünkü sorumlu imanlılar tarafından uya­rıldıktan sonra bile inatla kötülüklerine sarılırlar.

VI. SONUÇ (3:12-15)

3:12   Mektup birkaç kısa buyrukla biter. Pavlus, Titus’un yükünü hafiflet­mek için Artemas’ı ya da Tihikos’u Girit’e göndermeyi tasarladı. Daha önce Tihikos’un adını duymuş (Elç.20:4; Ef.6:21; Kol.4:7), ancak Artemas’la kar­şılaşmamıştık. 2.Timoteos 4:12’den anlaşılan şudur: Tihikos Girit yerine Efes’e gönderildi; böylece Artemas Girit’e gönderilmiş olabilir. O oraya varır varmaz, Titus’un, Pavlus’un kışı geçirmeye karar verdiği Nikopolis’e gitmesi gerekti. O günlerde Nikopolis diye adlandırılan en az birkaç kent vardı, ancak yorum­cuların çoğu Titus’un Yunanistan’ın batısındaki Epirus’a gittiğine inanır.

3:13   Titus’un ziyaretçileri olacaktı; hukukçu Zenas ve Apollos. Belki de Pavlus’un mektubunu Titus’a getirenler onlardı. O zamanlar iki çeşit hukukçu vardı; dini yasaları yorumlayan yazıcılar ve medeni hukukla uğraşan avukatlar. Zenas’ın hangi sınıfa ait olduğuna karar vermek de bize düşer: Musa’nın Ya­sası ile ilgili bitmez tükenmez kavgaları (ayet 9) yatıştırmada Titus’a yardım etmek için çağrılmış olabileceğini düşünerek birincisine ait olduğunu sanıyo­rum. Apollos’un adı Yeni Antlaşma’da, Elçilerin İşleri 18:24-28 ve 1.Korintliler bölümünde geçer. Bu iki yerde geçen belki de aynı kişidir. Pavlus, Titus’a bu iki kişiyi yolcu etmesini söylediğinde, Girit’teki ziyaretlerinde on­lara konukseverlik göstermesini ve yolculukları için gerekli olan her şeyin ol­masına dikkat etmesini ister.

3:14   Titus’un diğer imanlılara da (bizimkiler) konukseverlik göstermeyi, hastalara ve kederli olanlara bakmayı ve gereksinimi olanlara cömert olmayı öğ­retmesi gerekiyordu. Sadece kendi gereksinimlerini ve eksiklerini karşılamak için değil, ihtiyacı olanlarla paylaşmak için de para kazanmalıydılar (Ef.4:28b). Bu, onları bencillikten ve ürün vermeyen boş bir yaşam sürmekten kurtarır.

3:15   Kapanış selamlarının basmakalıp ve önemsiz olduğu düşünülmemeli­dir. İmanlıların sayıca az olduğu, hor görüldüğü ve elem çektiği ülkelerde, böyle sözler sevgi, dostluk ve cesaretlendirme açısından büyük önem taşır. Elçinin yanında olanların hepsi Titus’a selam gönderdi. Pavlus da Titus’un, orada ken­disini seven imanlılara selam söylemesini istedi. Pavlus, mektubu yaşamında çok önemli yeri olan bir konuyla, yani Rab’bin lütfuyla bitirir:

Tanrı’nın lütfu hepinizle birlikte olsun. Amin

 

Kutsal Kitap

1 Yöneticilerle yönetimlere bağlı olmaları, söz dinlemeleri ve iyi olan her şeyi yapmaya hazır olmaları gerektiğini imanlılara anımsat.
2 Kimseyi kötülemesinler. Kavgacı değil, uysal olsunlar. Herkese her zaman yumuşak davransınlar.
3 Çünkü bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, kolay aldanan, türlü arzulara ve zevklere köle olan, kötülük ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik.
4 Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh’un yenilemesiyle yaptı.
5 (SEE 3:4)
6 (SEE 3:4)
7 Öyle ki, O’nun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.
8 Bu güvenilir bir sözdür. Tanrı’ya iman etmiş olanların, kendilerini iyi işlere vermeye özen göstermeleri için bu konularda ısrarlı olmanı istiyorum. Bunlar insan için iyi ve yararlıdır.
9 Akılsız tartışmalardan, soyağacı didişmelerinden, Kutsal Yasa’yla* ilgili çekişme ve kavgalardan sakın. Bunlar yararsız ve boş şeylerdir.
10 Birinci ve ikinci uyarıdan sonra bölücü kişiyle ilişkini kes.
11 Böyle birinin sapmış olduğundan ve günah işlediğinden emin olabilirsin; o kendi kendini mahkûm etmiştir.
12 Ben Artemas’ı ya da Tihikos’u sana gönderir göndermez, Nikopolis’e, yanıma gelmeye gayret et. Çünkü kışı orada geçirmeye karar verdim.
13 Hukukçu Zenas’la Apollos’u yolcu ederken bir eksikleri olmamasına dikkat et.
14 Bizimkiler de kendilerini iyi işlere vermeyi öğrensinler. Böylelikle temel ihtiyaçları karşılamış ve verimsiz bir yaşam sürmemiş olurlar.
15 Yanımdakilerin hepsi sana selam eder. Bizi seven imanlılara selam söyle. Tanrı’nın lütfu hepinizle birlikte olsun.

1. Hizipçi sözcüğü, bölücü anlamına gelen Grekçe bir sözcüktür. İnanlılar toplulu­ğunu bölen kişi genellikle sahte öğretiş verir; bu sonradan gelişen hairetikos sözcüğünün ta kendisidir.