Vahiy 5

B. Mühürlü Tomar ve Kuzu (5.bölüm)

5:1   Ayette, Tanrı’nın, yedi mühürle mühürlenmiş bir tomarı tuttuğu görülmektedir. Tomar, Rab İsa’nın egemenliğini kurmadan önce yeryüzüne gelecek yargılamaların kaydını içerir.

5:2-3   Güçlü bir melek, tomarı açmaya ve mühürleri çözmeye layık birini bulmak için seslenir. Ama Gökte, yeryüzünde ve yeraltında onu açıp okumaya layık kimse bulunamaz. Ne melek, ne insan ne de cinler yargıyı uygulayacak bilgeliğe sahip değildir.

5:4   Bunu yapmaya layık kimse bulunamayınca, Yuhanna acı acı ağladı. Bu, yeryüzünün hatalarının düzeltilmeyeceği, doğrunun hakkının asla korunmayacağı ve kötünün cezalandırılmayacağı anlamına mı, yoksa yeryüzünün yeteri kadar temizlenmesine engel olunduğu için egemenliğin gelmeyeceği anlamına mı geliyordu?

5:5   İhtiyarlardan biri, Yahuda oymağından gelen Aslan, Davut’un Kökü’nün, tomarı ve yedi mührü açmak için yetkin olduğu ve böylece de yargıları başlatacağı müjdesini vererek Yuhanna’yı teselli etti. İsa, sonsuz bilgeliği ve tanrısal kararla (Yu.5:22-27), kişisel üstünlüğü ve çarmıhtaki işiyle Yargıç olmak için yetkindir.

Rabbimiz, Vahiy’de Kuzu ve Aslan olarak tanıtılır. Tanrı’nın Kuzusu olarak dünyanın günahlarını taşıyan Kurban’dır. Aslan olarak ise düşmanları cezalandıran Yargıç’tır. İlk gelişinde Kuzu’ydu. İkinci gelişinde ise Aslan olacaktır.

5:6  Yuhanna iyice bakınca, tahtın, dört yaratığın ve ihtiyarların ortasında boğazlanmış gibi duran bir Kuzu gördü. Kuzu’nun yedi boynuzu (her şeye gücünün yetmesi), yedi gözü (her şeyi bilmesi) vardı. Tanrı’nın yedi ruhuna sahip olması, bize Rab İsa’nın Kutsal Ruh ile tam olarak dolu olduğunu (Yu. 3:34b) anımsatır. Tanrı’nın bütün dünyaya gönderilmiş yedi ruhu, O’nun her yerde bulunduğunu belirtmektedir.

 5:7-8   Kuzu, yargı tomarını Baba Tanrı’nın sağ elinden alır almaz dört yaratıkla yirmi dört ihtiyar Kuzu’nun önünde yere kapandılar. Her birinin elinde birer lir ve kutsalların dualarını (bu dualar herhalde şehitlerin dökülen kanlarının öcünü alması için Tanrı’ya olan yakarışlarıdır) (6:10) temsil eden buhur dolu altın taslar vardı. Dua etmelerine karşın onlara herhangi bir yanıt geldiğine dair herhangi bir ima yoktur.

5:9-10   Kuzu’nun çarmıhta insanları kurtaran işinden dolayı, yargılamaya layık olduğunu yeni bir ezgi söyleyerek ilan ettiler. Kendilerini kurtulanlar arasında sayıp saymadıklarına ilişkin bir soru sorulabilir.1

Rab, imanlıları kurtuluşun ötesinde O’na tapmak, O’nun için tanıklık etmek ve O’nunla yeryüzünde bin yıl egemenlik sürmek için krallar2 ve kâhinler yaptı.

5:11   Çok sayıda meleğin yaratıklara ve ihtiyarlara katılmasıyla koro genişler. Sayısı milyonlara, hatta milyarlara ulaşan koro, mükemmel bir uyum içindeydi.

5:12   İmanlıların sonsuzluklar boyunca yüksek sesle söyleyecekleri övgü şöyledir: “Boğazlanmış Kuzu,

  • Gücü – benim, kilisenin, dünyanın ve evrenin üzerinde;
  • Zenginliği – gümüş ve altınlarımın hepsi;
  • Bilgeliği – bütün aklım;
  • Kudreti – Kendi hizmeti için bedensel gücüm;
  • Saygıyı – yaşamımda O’nu gösterme arzum;
  • Yüceliği – O’nu yüceltmeye adanan hayatım;
  • Övgüyü – bütün gücümle O’nu övmem;

almaya layıktır.”

5:13   Müzik, şimdi ilahinin tüm coşkusuyla büyük bir ahenk kazanır. Gökte, yeryüzünde, yer altında ve denizlerdeki tüm yaratıklar, sonsuz olan övgü, saygı, yücelik ve gücün, Baba Tanrı ve Kuzu’nun olmasından dolayı duyulan coşkuya katılırlar.

Bu ayet, herkesin İsa’nın adı anıldığında diz çökmesi ve her dilin O’nun Rab olduğunu söylemesinde ısrarlı olan Filipililer 2:10 ve 11’inci ayetle paralellik gösterir. Belirli bir zaman diliminden söz edilmez, ama kurtulanların sonsuz yaşam için, kurtulmayanların ise sonsuz yargı için dirildikleri bir zaman olacağı bellidir. İmanlılar, İsa’yı zaten Rab olarak kabul etmiş olacaklar; iman etmeyenler de O’na saygı göstermek zorunda kalacaklardır. Baba ve Oğul’a gösterilecek olan evrensel saygı, kesinleşmiş bir gerçektir.

5:14   Dört yaratıkAmin” derken, ihtiyarlar yere kapanır ve sonsuzlara dek taht üzerinde oturan Rab’be tapınırlar.

 

Kutsal Kitap

1 Tahtta oturanın sağ elinde iki yanı da yazılı, yedi mühürle mühürlenmiş bir tomar gördüm.
2 Yüksek sesle, “Tomarı açmaya, mühürlerini çözmeye kim layıktır?” diye seslenen güçlü bir melek de gördüm.
3 Ama ne gökte, ne yeryüzünde, ne de yer altında tomarı açıp içine bakabilecek kimse yoktu.
4 Acı acı ağlamaya başladım. Çünkü tomarı açıp içine bakmaya layık kimse bulunamadı.
5 Bunun üzerine ihtiyarlardan biri bana, “Ağlama!” dedi. “İşte, Yahuda oymağından gelen Aslan, Davut’un Kökü galip geldi. Tomarı ve yedi mührünü O açacak.”
6 Tahtın, dört yaratığın ve ihtiyarların ortasında, boğazlanmış gibi duran bir Kuzu gördüm. Yedi boynuzu, yedi gözü vardı. Bunlar Tanrı’nın bütün dünyaya gönderilmiş yedi ruhudur.
7 Kuzu gelip tahtta oturanın sağ elinden tomarı aldı.
8 Tomarı alınca, dört yaratıkla yirmi dört ihtiyar O’nun önünde yere kapandılar. Her birinin elinde birer lir ve kutsalların duaları olan buhur dolu altın taslar vardı.
9 Yeni bir ezgi söylüyorlardı: “Tomarı almaya, Mühürlerini açmaya layıksın! Çünkü boğazlandın Ve kanınla her oymaktan, her dilden, Her halktan, her ulustan İnsanları Tanrı’ya satın aldın.
10 Onları Tanrımız’ın hizmetinde Bir krallık haline getirdin, Kâhinler* yaptın. Dünya üzerinde egemenlik sürecekler.”
11 Sonra tahtın, yaratıkların ve ihtiyarların çevresinde çok sayıda melek gördüm, seslerini işittim. Sayıları binlerce binler, onbinlerce onbinlerdi.
12 Yüksek sesle şöyle diyorlardı: “Boğazlanmış Kuzu Gücü, zenginliği, bilgeliği, kudreti, Saygıyı, yüceliği, övgüyü Almaya layıktır.”
13 Ardından gökte, yeryüzünde, yer altında ve denizlerdeki bütün yaratıkların, bunlardaki bütün varlıkların şöyle dediğini işittim: “Övgü, saygı, yücelik ve güç sonsuzlara dek Tahtta oturanın ve Kuzu’nun olsun!”
14 Dört yaratık, “Amin” dediler. İhtiyarlar da yere kapanıp tapındılar.

1. Bazı metinlerde, ihtiyarların başkalarından (“insanları”) değil, kendilerin­den söz ettiğini belirten, “bizi” sözcüğünü kullanır. Türkçe çeviride kullanılan ifade, ilahi söyleyenlerin meleğe benzer varlıklar olduklarını akla getirebilir.

2. Bazı elyazmalarında “krallık” olarak geçer.