Vaiz 1

YORUM

I. ÖNSÖZ: GÜNEŞ ALTINDAKİ HER ŞEY BOŞTUR (1:1-11)

1:1   Yazar kendisini Yeruşalim’de krallık yapan Davut oğlu Vaiz olarak sunar. Vaiz, ilginç bir sözcüktür. İbranice’deki karşılığı Koheleth’dir. “Çağıran” ya da “bir araya getiren” anlamına gelir. Grekçe’deki ekklesiastes sözcüğünün anlamı, “toplantı düzenleyen”dir. Bu noktadan hareketle, sözcük çeşitli şekillerde yorumlanmıştır: “Düzenleyen, toplayan, konuşmacı, tartışmacı ve vaiz.”

Vaiz, Davut’un oğluydu. Buradaki oğul sözcüğü torun ya da daha sonraki bir kuşak anlamına gelse de, büyük olasılıkla en doğru anlamı, oğuldur. Süleyman Yeruşalim’de İsrail Kralı olan Davut’un tek kuşağıydı (12. ayet). Diğerlerinin tümü Yahuda krallarıydılar. İsrail’de kral olan diğer hanedanlar, başkentleri olarak Şekem (1Kr.12:25) ya da Samiriye’yi (1Kr.16:24) kullandılar.

1:2   Süleyman hemen konuya girer; bunun için son bölüme kadar beklememiz gerekmemektedir. Süleyman’ın güneş altındaki inceleme ve araştırmalarının sonucunda vardığı gerçek, her şeyin boş olduğudur. Yaşam geçici, yararsız boş ve verimsizdir. Anlamı yoktur. Yeryüzündeki hiçbir şey, varoluş için geçerli bir amaç sağlamaz.

Bu doğru mudur? Evet, kesinlikle! Eğer bu yaşam her şeyse, eğer ölüm insan varlığı üzerine son perdeyi çekiyorsa, o zaman yaşam bir buğudan başka bir şey değildir.

Elçi Pavlus bize tüm yaradılışın günah nedeniyle boşluğa ya da yararsızlığa terk edildiğini hatırlatır (Rom.8:20). İlk anne babanın ikinci oğullarına, ‘boşluk’ ya da ‘buğu’ anlamına gelen Habil adını vermeleri önemlidir. Süleyman haklıdır. Güneş altında her şey boştur.

1:3   Zayıf insanın yaşamı ve zahmetle doludur. Peki ama insanın harcadığı onca emekten kazancı nedir? Bir ayak değirmeni üzerindedir, dönmekten yorulur, ama ilerleme göstermez. Ona neden çalıştığını sorduğumuzda şöyle der: “Elbette, para kazanmak için.” Ama neden para kazanmak ister? Yiyecek satın almak için. Neden yiyecek satın almak ister? Gücünü korumak için. Evet ama gücünü neden korumak ister? Çalışabilmek için. Böylece yine başladığı yere dönmüş olur. Güç kazanmak için yiyecek satın almak ve bu nedenle para kazanmak ister ve böylece aynı noktaya döner durur. Henry Thoreau’nun gözlemlediği gibi, insanoğlu umutsuz bir yaşam sürmektedir.

Bir otobüs durağında bir kadının bağırdığını gören bir Hıristiyan, ona yardımcı olup olamayacağını sorar. Kadının yanıtı şöyledir: “Yalnızca yorgunum ve canım sıkkın. Kocam çok çalışıyor, ama istediğim kadar para kazanamıyor. Bu nedenle ben de çalışıyorum. Her sabah erkenden kalkıyor ve dört çocuğumuz için kahvaltı hazırlıyorum. Öğle yemeklerini paketliyorum ve işime gitmek için otobüse biniyorum. Sonra daha ağır ve sıkıcı işler görmek için eve dönüyor ve birkaç saat uyuyorum. Bugün de diğer günlerden farklı değil. Sanırım bu sonsuz tekdüzelikten bıktım.”

H. L. Mencken şöyle demişti:

İnsan deneyimi hakkındaki temel gerçek, bu deneyimin bir trajedi değil, bir can sıkıntısı olduğudur. Çok büyük acı vermesinden daha kötü olan, eksik oluşudur. 1

1:4   İnsanın geçiciliği, doğal çevresinin kalıcılığıyla zıtlık oluşturuyor gibidir. Kuşaklar kuşakları izler. Bu, güneş altındaki yaşamdır.

Herkes dayanacağını düşler,
Ancak yüzler ne kadar da çabuk unutulur! 2
Will H. Houghton

Tanrı esininin dışında kalırsak, yeryüzünün sonsuza kadar duracağını düşünebiliriz. Süleyman’ın vardığı sonuç budur. Ama Petrus bize, Rab’bin Gü-nü’nde yeryüzü ve üzerindeki her şeyin ortadan kalkacağını ve maddesel öğe-lerin yanarak yok olacağını söyler (2Pe.3:10).

1:5   Doğa, devridaim içindedir. Örneğin, güneş doğudan yükselir, batıdan batar. Bunu sürekli tekrarlar. Sonsuz görünen ve çağlar boyunca devam eden bu hareket, insana gelip geçici bir gölgeden başka bir şey olmadığını fark ettirir. Eğer biri Süleyman’ı yaptığı bilimsel gaf nedeniyle –aslında yeryüzü güneşin çevresinde dönerken, o güneşin yeryüzünün etrafında döndüğünü söylemiştir–suçlamak için ayartılırsa, iddiasını geri almalıdır. Süleyman yalnızca insan görüşünü yansıtmaktadır. Güneş doğmak ve batmak için ortaya çıkar. Bilim adamları bile bu dili her zaman kullanırlar ve kolay anlaşılması için açıklamaya ihtiyaç duymazlar.

1:6   Süleyman, 6’ncı ayetteki düşünceyi sürdürür. Rüzgar da tıpkı yılın mevsimleri gibi, düzenli biçimde değişir. Kışın, kuzey rüzgarları güneydeki Negev Çölü’nde eserler. Yaz geldiğinde de güney rüzgarları sıcağı taşırlar. Neredeyse sıkıcı bir tekrarla her zaman bir yerden aynı yere dönerler. Gelip geçici olan insanlar ise tüm bu olanlara duyarsız kalırlar.

1:7   Yalnızca yeryüzü, güneş ve rüzgar değil, aynı zamanda su da yüzyıllardır tekdüze bir yön izlemektedir. Tüm ırmaklar nehirlere akar, ama okyanusların taştığı noktaya ulaşmazlar. Çünkü güneş büyük miktarda suyu buharlaştırır. Hava soğuduğunda ise buhar yoğunlaşır ve bulutlar oluşur. Buna karşılık bulutlar gökyüzünde rüzgarın önünde ilerlerler ve toprağa yağmur, kar, ya da dolu şeklinde düşerler. Irmaklar artan suyu okyanusa geri taşırlar. Doğanın durmak bilmez bu eylemi insana kendi sonsuz çalışmasını hatırlatır. Kristoffer-sen şu sözleri yazdığında belki de aklında bu ayet vardı: “Ben sürekli akan, ama asla denize ulaşamayan bir ırmak gibiyim.”

1:8   Yeryüzündeki sınırlı yaşam bezginlikle doludur. İnsan bile bu tekdüzeliği, sıkıntıyı ve verimsizliği tanımlamakta yetersizdir. İnsanoğlu asla doyuma ulaşmaz. Ne kadar çok şey görürse o kadar fazlasını ister. Kulakları asla yeni bir şey duymak istemeyeceği noktaya ulaşmaz.

Sürekli yolculuk yapar ve yeni heyecanlar, yeni yerler, yeni sesler için coşku duyar. Bir Amerikan sosyologunun, “Yeni deneyimler için temel arzu” olarak adlandırdığı şeyin peşindedir. Ancak geriye döndüğünde yine doyumsuzdur ve gücü tükenmiştir. İnsan yüreğine dünyanın tamamı bile kalıcı mutluluk sağ-layamaz. Bu, insanın durumunun umutsuz olduğu anlamına gelmez. Bütün ihti-yacı güneşin üstünde Olan’a ulaşmaktır. “O, susamış canın susuzluğunu giderir, aç canı iyiliklerle doyurur” (Mez.107:9).

Dünyasal sevinç çabuk geçer – boştur;
Servet stokları ve göz kamaştıran zenginliğin parlaklığı boştur;
İhtişam ve debdebe boştur, yalnızca sen
Yeryüzünde yaşayan bizlere esenlik ve doyum verebilirsin.
Senin gibisi yoktur.
Can sana susar, senin gibisi yoktur. 3
Yazarı bilinmiyor

1:9   Süleyman’ı hayal kırıklığına sürükleyen bir diğer özellik de, güneşin altında yeni hiçbir şey olmadığını keşfetmesidir. Tarih sürekli tekrar eder. İnsan yeni heyecanlar arar, ama çok geçmeden her şeyin “kötü bir yolculuk olduğu” ortaya çıkar.

1:10   Gerçekten hiçbir şeyin yeni olmadığı doğru mudur? Bir anlamda, evet. En modern keşifler bile, başlangıçtan beri yaratılışta kilitlenmiş olan ilkelerin gelişmiş halidir. İnsanın en çok övündüğü başarıların çoğu önceden beri doğada mevcuttur. İnsan uçmadan önce kuşlar uçuyordu. Uzay yolculuğu bile yeni değildir. Enok ve İlyas, oksijen desteği olmaksızın uzaya götürülmüşlerdi! Bu nedenle yaşamlarını yenilikler peşinde koşarak geçirenler hayal kırıklığına uğramaya mahkûmdurlar. Keşfedilen her şey, eski zamanlarda biz doğmadan çok önce zaten vardı.

1:11   İnsanın içmesi gereken bir diğer acı ilaç, ne kadar çabuk unuttuğu ve unutulduğudur. Kalıcı ün bir hayaldir. Çoğumuz büyükbaba ve büyükannelerimizin ve babalarının isimlerini söylemekte güçlük çekeriz. Belki bulunduğumuz ülkenin son dört başkanının adını bile bilemeyebiliriz. Kendimize verdiğimiz önem yüzünden dünyanın bizsiz devam edemeyeceğini düşünürüz; ama yine de ölürüz ve çabucak unutuluruz. Gezegendeki yaşam alışılagelmiş biçimde sürer gider.

II. HERŞEY BOŞTUR (1:12 – 6:12)

A. Zihinsel Uğraşların Boşluğu (1:12-18)

1:12   Süleyman, vardığı sonuçlardan sonra şimdi yaşamdaki en iyi şeyin ne olduğunu araştırmaya başlar. İsrail’de kral olduğunu hatırlatarak, servetini, unvanını ve yeteneklerini sıralar.

Süleyman, “İsrail kralıyken” sözcükleriyle egemenliğinin sona erdiğini belirtmez. Kraldı ve hâlâ kraldır (1. ayet).

1:13   Süleyman güneş altındaki mutluluğu araştırmaya başlar. Önce akıl yolunda gitmeye karar verir. Yeterli bilgiye sahip olduğu taktirde mutlu olabileceğini düşünür. Bu nedenle kendisine mümkün olan en ayrıntılı eğitimi uygular. Araştırma ve açıklamaya, sentez ve analize, tümevarım ve tümdengelime kendini adar. Ancak çok geçmeden öğrenmenin de bir sonu olduğunu görür. Tanrı’nın insanlara, yaşamın anlamını bulmaları için izin vermesinin, mutluluk sağladığını söyler.

Çağdaş bir bilge olan Malcolm Muggeridge, benzer bir sonuca ulaşmıştır:

Yıllar süren anlamsız ve karışık bir sahtekârlık olan eğitim, bizi yaşam için donatma çabasıdır ve gençlik hatalarından erken bunamaya kadar her derdin çaresi olarak salık verilir. Hizmet ettiği ise yalnızca ahmaklığı arttırmak, kendini beğenmişliği şişirmek ve bazen yazılı basın, bazen de radyo ve televizyonu kullanarak, insanları beyin yıkayanların merhametine terk etmektir. 4

Geçenlerde cesur biri, bir üniversitenin kütüphanesinin duvarına siyah harflerle şu yazıyı yazmıştı: CANSIZLIK KURALLARI. Biri, Süleyman’ın yüzlerce yıl önce öğrendiğini keşfetmişti – eğitim doyuma götüren kesin yol değildir ve tek başına uygulandığında bir can sıkıntısına dönüşebilir.

Bu, zihinsel uğraşların yaşamda önemli bir rol oynamadıkları anlamına gelmez. Yaşamda eğitimin de yeri vardır, ama bu yer Mesih’in ayaklarının dibindedir. Eğitim kendi başına önem taşımaz; O’nu yüceltme aracıdır.

Bu ayette Tanrı’dan söz edilmesi derin bir kişisel imanı ifade etmez. Tanrı’nın adı, W. J. Erdman’ın O’nun doğal adı olarak bildirdiği, Elohim’dir. 5 Sunuşta da değinildiği gibi, bu ad O’nu evreni yaratan En Güçlü Olan Yaratıcı olarak sunar. Ancak bu kitabın hiçbir yerinde Süleyman, O’nu antlaşmasına sadık, kendisine güvenenleri lütfederek kurtaran Yehova olarak kabul etmez.

1:14   Süleyman’ın o zamanki İsrail’de varolan en iyi eğitimi aldığına kuşku yoktur. O’nun güneş altında her şeyi gördüğünü küstahça iddia etmesi bunu kanıtlamaktadır. Bu, Süleyman’ın bilim, felsefe, tarih, güzel sanatlar, sosyal bilimler, edebiyat, din, psikoloji, ahlâk, dil gibi konularda büyük bilgiye sahip olduğu anlamına gelir.

Ama bunca şey bile ona özlediğini verememiştir. Her şeyin boş ve elle tutulmayan rüzgarı kovalamaya kalkmak olduğu sonucuna varmıştır.

1:15   Bilgi edinmenin yaşamın tüm bilmecelerini çözmediğini öğrendiğinde düş kırıklığına uğrar. Eğri olan şeyler doğrultulamazlar, eksik olan şeyler de sayılamazlar. Robert Laurin’in gözlemi şudur:

Yaşam, mantığa aykırı görünen doğru düşünceler ve kuraldışı oluşumlarla doludur; çözülemezler. Tam aksine onlara anlam ve değer verebilecek şeylerden yoksundurlar. 6

İnsan aya çıkabilir, ama bir arının uçması bilinen tüm aerodinamik yasalarına meydan okur. Bilim adamları atomun sırlarını araştırmışlardır, ama şimşeği kontrol altına alamamışlar ve gücünü depolayamamışlardır. Çocuk felci ve tüberküloz gibi hastalıklar denetim altına alınmış, ama sıradan bir soğuk algınlığı hâlâ yenilememiştir.

1:16   Süleyman tüm akademik unvanlarından sonra kişisel özelliklerine geçer. Yeruşalim’de krallık etmiş olan herkesten daha fazla bilgeliğe sahip ol duğu için kendisiyle övünebilirdi (1Kr.4:29-31; 2Ta.1:12). Büyük bilgiye sahipti. Aynı zamanda bilgeliğe de sahipti; bilgisini uygulamaya nasıl dökeceğini biliyordu – günlük olaylarda akıllıca kararlar vermek ve adil davranmak gibi…

1:17   Süleyman bir yandan bilgelik kazanmak için kendisini nasıl disiplin altına aldığını hatırlarken, öte yandan deliliği ve akılsızlığı araştırıyordu. Başka bir deyişle, insan davranışının aşırı uçlarını inceledi. Yaşamın gerçek anlamı belki de bunlardan birinde bulunmaktaydı. Yaşam deneyimlerinin tamamını araştırdıktan sonra vardığı acıklı sonuç, her şeyin rüzgarı kovalamaya kalkışmak olduğuydu.

Yüzlerce yıl sonra Henry Martyn adında bir genç, Cambridge Üniversitesi tarafından verilen en büyük unvanların peşinden koştu ve hepsini elde etti. Ancak akademik zaferinin ödülünü alırken şöyle dedi: “Bir gölgeyi kavradığımı gördüm ve şaşkına döndüm.” Gözlerinin bu şekilde açılmış olması bir kutsamaydı. J. W. Jowett bu konuda şöyle demişti: “Gözleri cansız ödüllerin üstüne çıktı ve Rabbimiz İsa Mesih’teki Tanrı’nın yüce çağrısının bütünüyle doyuran ödülüne ulaştı.”

1:18   Eğer dünyasal bilgelik yaşamın anlamının anahtarı olsaydı, kampuslarımız huzur ve hoşnutluk saraylarına dönerdi. Ama ne yazık ki böyle değildir. Bu ortam tam tersine huzursuzluk diyarıdır. Zamanın eskittiği bir karikatürde, başını Türk havlusuyla sarmış bir fakülte öğrencisi, elindeki kahve fincanını ağzına götürerek aspirin yutmaktadır. Bu karikatür, Süleyman’ın 18’inci ayette vardığı sonuçla uyumludur:

Çünkü çok bilgelik çok keder doğurur,
bilgi arttıkça acı da artar.

Diğer bir deyişle, “Bilgelik arttıkça kaygılarınız çoğalacaktır; bilginiz çoğaldıkça canınız daha çok yanacaktır.” Şu özlü sözler bazı gerçekleri yansıtmaktadır: “Cehalet mutluluktur”, “Bilmediğiniz şey canınızı yakmaz”.

 

Kutsal Kitap

1 Bunlar Yeruşalimde krallık yapan Davut oğlu Vaizin sözleridir:
2 ‹‹Her şey boş, bomboş, bomboş!›› diyor Vaiz.
3 Ne kazancı var insanın
Güneşin altında harcadığı onca emekten?
4 Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer,
Ama dünya sonsuza dek kalır.
5 Güneş doğar, güneş batar,
Hep doğduğu yere koşar.
6 Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,
Döne döne eserek
Hep aynı yolu izler.
7 Bütün ırmaklar denize akar,
Yine de deniz dolmaz.
Irmaklar hep çıktıkları yere döner.
8 Her şey yorucu,
Sözcüklerle anlatılamayacak kadar.
Göz görmekle doymuyor,
Kulak işitmekle dolmuyor.
9 Önce ne olduysa, yine olacak.
Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.
Güneşin altında yeni bir şey yok.
10 Var mı kimsenin, ‹‹Bak bu yeni!›› diyebileceği bir şey?
Her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı.
11 Geçmiş kuşaklar anımsanmıyor,
Gelecek kuşaklar da kendilerinden sonra gelenlerce anımsanmayacak.
12 Ben Vaiz, Yeruşalimde İsrail kralıyken
13 kendimi göklerin altında yapılan her şeyi bilgece araştırıp incelemeye adadım. Tanrının uğraşsınlar diye insanlara verdiği çetin bir zahmettir bu.
14 Güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm; hepsi boştur, rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır!
15 Eğri olan doğrultulamaz, eksik olan sayılamaz.
16 Kendi kendime, ‹‹İşte, bilgeliğimi benden önce Yeruşalimde krallık yapan herkesten çok artırdım›› dedim, ‹‹Alabildiğine bilgi ve bilgelik edindim.››
17 Kendimi bilgi ve bilgeliği, deliliği ve akılsızlığı anlamaya adadım. Gördüm ki, bu da yalnızca rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.
18 Çünkü çok bilgelik çok keder doğurur, bilgi arttıkça acı da artar.

1. H. L. Mencken, Alıntı: Bill Bright, Revolution Now, 1969, s.15.

2. Will Houghton, “By Life or by Death”

3. Anonim. “Thou Alone, Lord Lesus”, Hymns of Grace and Truth, no.220.

4. Malcolm Muggeridge, Jesus Rediscovered, s.11.

5. Örneğin, bu ad diğer Sami ulusları tarafından, hatta Eski Antlaşma’daki Elohim ismi bile “sahte tanrılar” anlamında kullanılmıştı. Şeytan’ın, Yaratılış 3:5’deki söz-lerinin, “Tanrı gibi olacaksın” mı (KJV, NKJV), yoksa “tanrılar gibi olacaksın” mı (NEB, Knox) şeklinde çevrilmesi gerektiği tartışılmaktadır.

6. Robert Laurin, “Ecclesiastes”, The Wycliffe Bible Commentary, s.587.