Vaiz 12

12:1   Yaşlılık, gençlere Yaratıcıları’nı gençlik günlerindeyken hatırlamaları için bir uyarıdır. Süleyman’ın burada yalnızca Rab ya da Kurtarıcı değil, Yaratıcı sözcüğünü kullanmasına dikkat edin. Süleyman’ın, güneş altındaki avantajlı noktadan Tanrı’yı tanıyabileceği tek yol buydu. Ama bu avantajlı noktada bile verilen öğüt doğrudur. Gençler, ölüm kendilerine ulaşmadan önce Yaratıcıları’nı hatırlamalıdır. Çünkü yaşlılık günleri zahmetlidir; zevk ve keyfin sona erdiği yıllardır. Her gencin amacı aşağıdaki satırlarda ifade edilenler olmalıdır:

Rab, gücümün doluluğunda,
Senin için güçlü olacaktım;
Çevrem zevkle dolup taşarken
Şarkım süzülerek sana yükselecekti.
Yüreğimi dünyaya verip de,
Sonra senin sevgini bildirmek;
Gücümün azaldığını hissettikten sonra
Sana hizmeti kanıtlamak.
Kanatları hızlı bir gayretle
Dünyanın işlerine gitmeyecek
Ve yorgun ayaklarla göksel tepeye
Yavaş yavaş tırmanmayacaktım.
Güçsüz arzularım,
Zavallı bedenim,
Sönen ateşim ve yüreğimin külleri
Senin uğruna değildi.
Beni en değerli zamanımda seç,
Sevinçlerime katıl!
Gençliğimin görkemi, yüreğimin doluluğu
Senin uğruna olsun. 1
Thomas H. Gill

12:2   Yaşlılık, hem fiziksel hem de duygusal açıdan yetersizliklerin baş göstermeye başladığı bir zamandır. Günler sıkıntılı, geceler uzundur. Hüzün ve bunalım insanın peşini bırakmaz olur.

Gençlikte bile sıkıntılar ve düş kırıklıkları yaşanır, ama kısa bir süre sonra bu durum düzelirdi. Şimdi ise güneşli günler gitmiştir. Her yağmurdan sonra bulutlar daha da fazla yağmur vaat eder biçimde çoğalmaktadır.

Gençlik, Yaratıcı’yı hatırlama zamanıdır. Güneş, ışık, ay ve yıldızlar kararmadan ve yağmurdan sonra bulutlar geri dönmeden, gençlik günlerinde seni yaratanı anımsa.

12:3   Yaşlı insanın bedeni bu ayette bir eve benzetilir. Evi bekleyenler, kollar ve ellerdir. Bir zamanlar güçlü ve hareketliyken şimdi kırışmış, yamru yumru olmuş ve Parkinson hastalığıyla sarsılmaktadırlar.

Güçlü kişiler, ayaklar ve bacaklardır. Ama artık bunlar da güçlü ve kıvrak değildirler. Parantez işaretine benzer biçimde bükülmüş, bedenin ağırlığı altında eğilmişlerdir.

Öğütücüler azaldığı için… Ağızda ya hiç diş kalmamıştır ya da çok azdır. Diş doktoru dişlerin yetersizliğinden söz etmektedir.

Pencereden bakanlar kararacak. Gözler iyi seçmemeye başlar. Önce çift odaklı sonra üç odaklı camlar, sonra da katarakt ameliyatları. Şimdi yalnızca bir büyüteç kullanarak çok küçük harfleri okuyabilmektedirler.

12:4   Sokağa açılan kapılar kapanacak. Bununla kastedilen elbette kulaklardır. Söylenen her şeyin defalarca tekrarlanması gerekir. Değirmenin sesi bile duyulmaz olur. Sesler gitgide belirsizleşir.

Yaşlı kişi uykusuzluktan şikayete başlar; kuşlar ya da horozlar ötmeye başladığında erkenden uyanır.

Şarkı söyleyen bütün kızlar susacak. Yaşlanan insanın ses telleri ciddi biçimde bozulmuştur. Sesler çatlaklaşır ve şarkı söylemek imkansızlaşır.

12:5   Yükseklik korkusu oluşur. Yüksek binalardan aşağı bakmaktan ya da uçak yolculuklarından korkarlar.

Sokakta tehlikeler vardır. Özgüvenlerini yitirmişlerdir. Sokağa ya da geceleri tek başlarına dışarı çıkmaya korkarlar.

Çiçek açan badem ağacı beyaz saçları simgeler. Beyazlar önce sıklaşır, sonra da dökülürler.

Çekirge, iki şekilde yorumlanabilir. İlki, çekirge bir yüktür. Yaşlı insan için en hafif nesneler bile ağırlaşır ve taşınmaları zorlaşır. İkinci yorum ise; çekirge yaşlı adamı karikatürize eder. Kıvrılmış ve bükülmüştür. Hareketleri düzensizdir.

Tutku zayıflayacak ifadesiyle doğal iştahların azalması ya da bütünüyle bitmesi anlatılmaktadır. Yiyeceklerden tat ya da haz alınmaz. Diğer temel güdüler de zayıflar. Cinsel yaşam biter.

Bu, insan yaşamının sonlarına doğru gerçekleşmektedir. Cenaze alayı çok geçmeden sokakta görünecektir.

12:6   Bu nedenle bilge adam, gümüş tel kopmadan, altın tas kırılmadan, testi çeşmede parçalanmadan, kuyu makarası kırılmadan, toprak geldiği yere dönmeden Yaradan’ı anımsamayı öğütlemektedir. Tüm bu simgelerin mutlak anlamlarını çıkarmak zordur.

Gümüş telin kopması, büyük olasılıkla ruhun bedenden ayrılmasına işaret etmektedir. Aşağıdaki şiiri yazan kişi, bu ifadeyi şöyle yorumlar:

Bir gün gümüş tel kopacak,
Ve ben bugün olduğu gibi şarkı söylemeyeceğim.
Ama Kral’ın sarayında uyandığımda
Ne kadar büyük bir sevinç olacak. 2
Fanny J. Crosby

Altın tasın anlamı, kafatası boşluğu ve ölüm zamanında zihnin durmasına ilişkin şiirsel bir örnek olabilir.

Kırık testi ve kuyu makarası bir arada düşünüldüğünde, yürekle damarların kasılması ve kalp genişlemesiyle ilgili kan dolaşımı sistemi akla gelmektedir.

12:7   Ölümden sonra beden katılaşır. Sonra da geldiği yer olan toprağa, ruh ise kendisini yaratan Tanrı’ya döner. Süleyman’ın düşüncesi buydu. Ölen kişi bir imanlıysa, Süleyman’ın vardığı sonuç doğrudur. Ama imansızsa, ruhu ölüler diyarına gidecek ve orada Büyük Beyaz Taht’ın önündeki yargıyı bekleyecektir. Sonra ruh bedenle tekrar birleşecek ve kişi bütün olarak ateş gölüne atılacaktır (Va.20:12-14).

12:8   Böylece Vaiz çemberi tamamlayarak güneş altındaki yaşamın boş, anlamsız ve yararsız olduğu öğretisine, yani başladığı noktaya geri döner. Dokunaklı tekrarları, bize panayıra giden ve orada çok uzun zaman kalan küçük kızı hatırlatmaktadır.

Müziğin sonsuza kadar sürmesini istiyordum,
Panayırda gereğinden fazla mı kaldım?
Palyaçonun sürekli akıllı olmasını istiyordum,
Panayırda gereğinden fazla mı kaldım?
Saçlarıma bağlamak için mavi kurdeleler aldım,
Ama benimle ilgilenen hiç kimse göremedim.
Atlı karınca şimdi yavaşlamaya başladı,
Panayırda gereğinden fazla mı kaldım?
Bir eğlence kentinde yaşamak istiyordum,
Çevremde kahkaha ve sevgi bulunmasını bekledim.
Arkadaşlarımın zeki ve heyecan verici olmalarını istedim.
Birinin ilgisine ihtiyaç duydum.
Parlak ve yeni mavi kurdelelerimi buldum,
Ancak artık mavi olmadıklarını gördüm.
Atlı karınca benimle alay etmeye başladı,
Panayırda gereğinden fazla mı kaldım?
Kazanacak hiçbir şey ve beni isteyecek hiç kimse yok,
Panayırda gereğinden fazla mı kaldım? 3
Billy Barnes

Süleyman’ın güneş altındaki yaşamın boşluğuna ilişkin son referansına geldiğimizde aklıma E. Stanley Jones’un anlattığı bir öykü geldi. Bir gemide çok şişman bir çifte rastlamıştı. Yüz ifadeleri durgun ve sıkıcıydı, adeta yemek saatleri için yaşıyorlardı.

Kendilerine yeterince hızlı servis yapmadığı için garsona kızmışlardı. Yemeklerini beklerken açlıktan ölmekten korkar gibiydiler. Yemek yemek onlar için önemli olan tek şey gibiydi. Bir kitap ya da gazete okuduklarını hiç görmedim. Yemek saatlerinde masada oturup garsonu gözleyerek bir sonraki yemeklerini bekliyorlardı. Bir gece oturup boş boş bakınırlarken, adamın ağır işleyen zihnine parlak bir fikir geldi. Şömine rafına giderek vazoları aldı, içlerine baktıktan sonra karısına dönerek şu haberi verdi: “Boşlar!” gülmemek için kendimi tuttum. Adam haklıydı; “Vazolar boştu!” Ancak boş olan yalnızca vazolar değildi! Karı kocanın canları ve beyinleri de boştu. Cüzdanları doluydu, ama kendileri değil; onların da cezası buydu. Can sıkıntısı, güvenceleriydi; macera yoktu. Genişleyen kemerlere, ama dar ufuklara sahiptiler. 4

IV. SON SÖZ: GÜNEŞ ALTINDAKİ EN İYİ ŞEY (12:9-14)

12:9   Bilge Vaiz, bildiklerini halkla da paylaşıyordu. Bilgeliğini özdeyişlere aktarmak istedi. Birçok özdeyişi özenle düzene soktu ve yeterliliklerini denetledi.

12:10   Sözlerini özenle seçti. Teselli edici ve gerçek şeyleri bir araya getirmeye çalıştı. Bu, besleyici bir yemeği hazırlamak ve sonra onu bir dal maydanozla süsleyerek servis yapmaya benziyordu.

12:11   Bilgelerin sözleri üvendireye gibidir. Keskin ve ikna edicidir. Tek bir çoban tarafından toplanmış olan özdeyişler, iyi çakılan çiviler ya da bir çadırın dengesini sağlayan iğneler gibidir.

Kutsal Kitap çevirilerinin çoğunda buradaki “Çoban” sözcüğü büyük harflerle yazılır. Çevirmenler bu sözcüğün Tanrı’ya işaret ettiğini düşündüklerini belirtirler. Yine de genelde bir krala bir çoban olarak bakıldığı unutulmamalıdır. Homer şöyle demişti: “Tüm krallar halkın çobanıdır.” Bu nedenle Kral Süleyman, “Çoban” sözcüğüyle kendisine işaret ediyor olabilir. Bu yorum, o günkü koşullara çok daha iyi uymaktadır.

12:12   Süleyman’ın konuyu sonlandırdığına ilişkin bir düşünceye rastlanmamaktadır. Daha fazlasını da yazabilirdi, ama böyle yapsa bile sonucun değişmeyeceğine ilişkin okuyucularını uyarmıştır. Kitap yazmanın ya da yayınlamanın sonu yoktur. Fazla araştırma bedeni yıpratır. Kitapların açıklayacağı şey, yaşamın boş olduğu gerçeğidir.

12:13   Vardığı sonuç, sonunda güneşin üstüne yükseldiği izlenimini uyandırmaktadır: “Tanrı’ya saygı göster, buyruklarını yerine getir, çünkü her insanın görevi budur” Burada değinilen Tanrı korkusunun kurtaran imanla aynı şey olmadığını aklımızdan çıkartmamalıyız. Korku, bir yaratığın Yara-danı’nın önündeki kölelik konumundan dolayı duyduğu dehşettir. Sözü edilen buyrukların Eski Antlaşma’da açıklanan Tanrı’nın Yasası anlamına gelmesi gerekmez. Tanrı’nın, insanlığın yüreğine içgüdüsel biçimde yazdığı herhangi bir buyruk anlamına da gelebilirler.

Başka bir deyişle, Süleyman’ın sözlerini ruhsal değere sahip olarak görmemeliyiz. Kralın söyledikleri bilge bir kişinin doğal sezgisi ve deneyimleri aracılığıyla varacağı sonuçlardan üstün olmayabilirler.

Bilgelik insanın sahip olduğu her şeydir ve yalnızca görevlerin yerine getirilmesini sağlamaz. Dolu dolu yaşamayı sağlayan ve neşeli bir yaşam güvencesi veren temel unsurlara sahip olunmasını sağlar.

12:14   Tanrı’dan korkmanın ve O’na itaat etmenin buradaki motifi, gelecek olan yargının kesinliğinden kaynaklanır. İmanlılar olarak bizi bu tür bir korkudan özgür kıldığı için Kurtarıcı’ya minnettar olmalıyız.

“Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi korkuyu dışlar. Çünkü korkuda işkence vardır. Korkuya kapılan kişi sevgide yetkinliğe erişmemiştir” (1Yu.4:18).

Güvenimizin ve itaatimizin nedeni korku değil, sevgidir. İsa’nın Golgota’da tamamladığı iş, bize ölümden yaşama geçtiğimiz ve asla yargılanmayacağımız güvencesini sağladı (Yu.5:24). Bugün şunu söyleyebiliriz:

Benim için yargılama,
Cehennem yoktur.
Gözlerim asla işkence ve ateş görmeyecek;
Benim için hüküm yoktur,
Benim için diken yoktur.
Rab beni sevdiği için,
Kanatlarıyla kalkanım olacaktır.
Paul Gerhardt

 

Kutsal Kitap

1-2 Bu yüzden zor günler gelmeden,
‹‹Zevk almıyorum›› diyeceğin yıllar yaklaşmadan,
Güneş, ışık, ay ve yıldızlar kararmadan
Ve yağmurdan sonra bulutlar geri dönmeden,
Gençlik günlerinde seni yaratanı anımsa.
3 O gün, evi bekleyenler titreyecek,
Güçlüler eğilecek,
Öğütücüler azaldığı için duracak,
Pencereden bakanlar kararacak.
4 Değirmen sesi yavaşlayınca,
Sokağa açılan çift kapı kapanacak,
İnsanlar kuş sesiyle uyanacak,
Ama şarkıların sesini duyamayacaklar.
5 Dahası yüksek yerden,
Sokaktaki tehlikelerden korkacaklar;
Badem ağacı çiçek açacak,
Çekirge ağırlaşacak,
Tutku zayıflayacak.
Çünkü insan sonsuzluk evine gidecek,
Yas tutanlar sokakta dolaşacak. kuş gibi yükselecek››.
6 Gümüş tel kopmadan,
Altın tas kırılmadan,
Testi çeşmede parçalanmadan,
Kuyu makarası kırılmadan,
7 Toprak geldiği yere dönmeden,
Ruh onu veren Tanrıya dönmeden,
Seni yaratanı anımsa.
8 ‹‹Her şey boş›› diyor Vaiz, ‹‹Bomboş!››
9 Vaiz yalnız bilge değildi, bildiklerini halka da öğretiyordu. Hesap etti, araştırdı ve birçok özdeyişi düzene soktu.
10 Güzel sözler bulmaya çalıştı. Yazdıkları gerçek ve doğrudur.
11 Bilgelerin sözleri üvendire gibidir, derledikleri özdeyişlerse, iyi çakılan çivi gibi; bir tek Çoban tarafından verilmişler.
12 Bunların dışındakilerden sakın, evladım. Çok kitap yazmanın sonu yoktur, fazla araştırma da bedeni yıpratır.
13 Her şey duyuldu, sonuç şu:
Tanrıya saygı göster, buyruklarını yerine getir,
Çünkü her insanın görevi budur.
14 Tanrı her işi, her gizli şeyi yargılayacaktır,
İster iyi ister kötü olsun.

1. Thomas H. Gill, “Lord in the Fullness of My Might”, Hymns, no.26.

2. Fanny J. Crosby, “Saved by Grace”, Hymns of Truth and Praise, no.621.

3. Billy Barnes, “I Stayed Too Long at the Fair”. İzinle kullanılmıştır.

4. E. Stanley Jones, Is the Kingdom of God Realism?