Vaiz 2

B. Zevk, Prestij ve Servet Bolluğunun Boşluğu (2. Bölüm)

2:1   Zihinsel uğraşlarda doyum arama konusunda başarısızlığa uğrayan Süleyman, şimdi zevk arayışına yönelir. Bir insanın bol zevk alarak mutluluğa kavuşmasının mantıklı olduğunu düşünür. Zevk sözcüğünden kastettiği, kişisel arzuların tatmin edilmesinden kaynaklanan keyif verici duygulardır. Böylece zevki sonuna kadar yaşamaya karar verir, bildiği bütün insansal duygularını uyararak bunu deneyecektir. Eğlence kasesini sonuna kadar içecek ve sonunda yüreği artık daha fazlasını istemeyecektir.

Ancak bu arayışı da başarısızlıkla sonuçlanır. Güneşin altındaki eğlencelerin boş olduğuna karar verir. Uğradığı düş kırıklığı aşağıdaki ilahide yankılanır:

Rab, çatlak su sarnıçlarını denedim,
Ama suları yetmedi, içmek için eğildim,
Ama içemeden gözden kayboldular ve
Feryatlarımla alay ettiler. 1
— B. E.

Bu, Tanrı’nın, halkının eğlenmesine karşı olduğu anlamına mı gelmektedir? Kesinlikle hayır! Aksine, Tanrı, halkının eğlenmesini, iyi bir yaşam sürmesini ister. Ama dünyanın gerçek eğlenceyi sağlayamayacağını fark etmemizden yanadır. Gerçek eğlence, yalnızca güneşin üstünde bulunur. “Bol sevinç vardır senin huzurunda, sağ elinden mutluluk eksilmez” (Mez.16:11). Bu anlamda Tanrı, eğlenceyi en çok sevendir.

Medya tarafından aşılanmaya çalışılan en büyük yalan, insanın kendisine yeryüzünde Tanrısız bir cennet kurabileceği yalanıdır. Ama Süleyman bu dünyanın sunduklarının lağım çukuru ve çatlak su sarnıcı olduğunu öğrenmişti. Yaşam kaynağını sunan, Tanrı’dır.

2:2   Süleyman atılan tüm boş kahkahaları düşündüğünde, bunların delilik olduğunu ve iyi zamanlarında aslında hiçbir işe yaramadığını görür. Tüm gülüşlerin ardında üzüntü gizlidir. İnsanları eğlendirmeye çalışanlar, genellikle kişisel yardıma en çok gereksinim duyan kişilerdir.

Bill Graham, “Mutluluğun Sırrı” adlı kitabında yardım almak için psikiyatra giden bir hastadan söz eder. Hasta derin bir bunalım içindedir. Denediği hiçbir şey kendisine yarar sağlamamıştır. Sabahları umutsuzluk ve hüzünle uyanmakta, gün ilerledikçe durumu daha da kötüleşmektedir. Çaresizdir; bu şekilde devam etmesi mümkün değildir. Bürosundan ayrılmadan önce psikiyatr kendisine şehir tiyatrosundaki bir gösteriden söz eder. Orada bir İtalyan palyaço her gece izleyicilerini kahkahaya boğmaktadır. Doktor hastasına bu gösteriye gitmesini tavsiye eder; birkaç saat boyunca gülmesi harika bir terapi olacak ve ona tüm dertlerini unutturacaktır. “Git ve o palyaçoyu izle!” Hasta, başını öne eğerek, “O palyaço benim der.” O da Süleyman gibi gülmeye, “Delilik”, zevke “Ne işe yarar?” diyecek duruma gelmişti.

Sık sık diğer insanlara bakarak, sorunları, engelleri ve ihtiyaçları olmadığını düşünürüz. Ama E. A. Robinson bu yalanı, aşağıdaki şiiriyle paramparça etmiştir. Şiirin adı, “Richard Cory”dir:

Richard Cory şehirde yürüdüğünde,
Biz kaldırımdakiler ona bakardık;
Tepeden tırnağa bir centilmendi,
Her şeyiyle onaylanan, düzgün görünüşlü biriydi.
Her zaman sakin,
Tüm konuşmalarında insancıldı;
“Günaydın” dediğinde tüm nabızlar hızlanırdı.
Ve zengindi –bir kraldan daha zengindi–
Öğretişindeki lütfa hayrandık;
Kısaca, onun yerinde olmak için her şeyimizi verirdik.
Çalışmaya devam ettik ve ışığı bekledik,
Eve et alamadan döndük ve ekmeği lanetledik;
Ve Richard Cory sakin bir yaz gecesi,
Evine gitti ve kafasına bir kurşun sıktı. 2

2:3   Eski Antlaşma’nın savurgan Süleyman’ı şimdi şarap konusunu incelemeye başlar. Bu şekilde gevşeyerek doyuma ulaşabileceğini düşünmektedir.

Zevk ve sefa düşkünlüğüne sınır tanıyacak kadar bilgeydi. Bu gerçeği, “Bilgeliğimin önderliğinde” sözleriyle ifade eder. Başka bir deyişle, aşırılığa ya da sarhoşluğa teslim olmayacaktı. İçkiye bağımlı olmayı düşünmüyordu. Gerçeği araştırırken hiçbir zaman uyuşturucunun pençesine düşeceğini söylemedi. Bunun yapmayacak kadar bilgeydi!

Denediği bir başka şey, saçmalığın zararsız ve keyif veren biçimlerinden biri olan, akılsızlıktı. Eğer yanıtı bilgelikle bulamazsa, o zaman bunun tam aksini uygulayacaktı. Bazen deliler, akıllı kişilerden daha mutlu görünürler. Bu nedenle bunu denemeyi de ihmal etmedi. Dikkatini değersiz şeylere, düşkünlüğe ve eğlenceye verdi. Bu, insanın güneş altındaki birkaç geçici günündekendisini meşgul edecek en iyi yolu keşfetmek için başvuracağı umutsuz bir manevraydı. Yanıtı orada da bulamadı.

2:4,5   Süleyman bu kez çok mala sahip olmayı dener. Eğer eğitim, eğlence, şarap ya da akılsızlık sorunun yanıtı değilse, o zaman yanıt, kesinlikle mal mülk olmalıydı. Lüks evler inşa etti ve kendisi için bağlar dikti. Süleyman’ın bunlar için hiçbir masraftan kaçınmadığı görülmektedir.

Parkları ve bahçeleriyle, tam anlamıyla bir yeryüzü cenneti inşa etti. Türlü türlü meyve ağaçları dikti. Yaptığı işleri dostlarına gösterirken ne kadar böbürlendiğini gözümüzde canlandırabiliriz. Büyük olasılıkla Süleyman’ın konuklarından hiçbiri, bir milyoner olan Samuel Conson’un söylediklerini söyleyecek cesarete sahip değildi. Lüksü ve bolluğu gördükten sonra Conson şöyle demişti: “Bütün bunlar, bir insanın ölmesini zorlaştırıyor.”

Dünya aldatılmış milyonerlere tanıklık etmeyi sürdürmektedir. Tıpkı Ander-sen’in, “İmparatorun Giysileri” masalındaki kralın yaşadıkları gibi… Bu kral, akılları baştan alacak kadar güzel olduğuna inandığı, ama aslında olmayan elbiseleriyle bir geçit töreni yapmış, ama küçük bir çocuk yine de onun çırılçıplak olduğunu söyleme cesaretini göstermişti.

2:6   Böylesine geniş arazileri sıcak ve kuru yaz günlerinde sulamak gerekiyordu. Bu nedenle Süleyman su kanalları, göller ve havuzlar yaptı.

Sahip olduğu bunca mal huzur ve mutluluğu garantileseydi amacına ulaşmış olacaktı. Ama onun da gerçek zevkin büyük birikimler yerine soylu vazgeçişler aracılığıyla geldiğini öğrenmesi gerekiyordu. Parasını ekmek olmayana, emeğini doyurmayana harcıyordu (Yşa.55:2).

2:7   Kralın muazzam yapılarının bakımını sağlamak ve korumak için birçok köleye gereksinim duyuluyordu. Bu nedenle köleler satın alındı. Ayrıca, Süleyman’ın kendi evinde doğmuş köleleri de vardı – o dönemin kültüründe bu, kişinin olağanüstü öneme sahip biri olduğunu gösterirdi.

Hizmet edilmek, pek çok kişi gibi Süleyman için de onurlandırılmak anlamına geliyordu. Hizmet edilen, hizmet edenden daha büyüktü. Ancak Süleyman’dan daha büyük olanı dünyaya geldi ve hizmetkârların hizmetkârı olarak bize krallığındaki gerçek büyüklüğün hizmet etmek olduğunu gösterdi (Mar. 10:43-45; Luk.9:24-27).

Yeruşalim’deki hiçbir zenginin sahip olmadığı büyük sürüler, Süleyman’ın çiftliklerindeki çayırlarda otluyordu. Eğer mutlu yaşamın anahtarı prestij olsaydı, o zaman anahtar Süleyman’ın elinde olurdu. Ama anahtar prestij değildi ve Süleyman gerçek anahtara sahip değildi. “Yaşamdan zevk alabilmek için her şeyi istedim, her şeyden zevk alabilmem için bana yaşam verildi” diyen kişi ne kadar da haklıdır!

2:8   Gelelim Süleyman’ın gelir kaynaklarına! Altın ve gümüş biriktirmiş, kralların ve illerin hazinelerini toplamıştı. Bu hazineler, egemenliği altındaki kişilerden aldığı vergiler, fethettiği ülkelerden getirdiği ganimetler ya da Saba Kraliçesi gibi, kendisini ziyaret edenlerin hediyelerinden oluşuyor olabilir.

Müziği de denedi. Müziğin çekici bir gücü olduğunu söylerler. Bu nedenle Süleyman, kadın, erkek en iyi şarkıcıları topladı. Yeruşalim haberleri, büyük olasılıkla çılgınca bağırılan halk konserlerinin eleştirileriyle doluydu. Ama elbette kral kendisi için özel orkestralara müzik yaptırdı. Yemek müziği, oda orkestrası… aklımıza ne gelirse. Yine de kralın uğradığı düş kırıklığını Rasselas Tarihi ve Habeşistan Prensi adlı eserleriyle en iyi şekilde ifade eden, Samuel Johnson olmuştur.

Kopuzcuyu ve şarkıcıyı çağırabilirim. Ama bana dün zevk veren müzik, bugün beni bezdiriyor ve bu müzikten yarın daha da çok sıkılacağım. İçimde, sağladığı zevkle beni tıka basa doyuran bir güç keşfedemiyor, keyif aldığımı hisset-miyorum. İnsan, hoşnut olmasını sağlayacak gelişmemiş bir duyguya sahip, ya da mutlu olabilmesi için doyurulması gereken duyudan farklı arzuları var. 3

Bütün bunlardan sonra sıra cinselliğe geldi. Yalnızca şarabı (3. ayet) ve müziği (8. ayet) değil, kadınları da denedi. Şarap, kadınlar ve şarkı! İngilizce bir çeviride (NKJV) müzik aletleri olarak çevrilen sözün anlamı tam olarak bilinmez ve bu ifade öncelikle içinde bulunduğu ve kendisine anlam kazandıran koşullar göz önünde tutularak seçilmiştir. Diğer bir çevirideyse (NASB) şöyle yazılıdır: “Erkeklerin zevki – pek çok cariye.” Kutsal Kitap bize olayları aktararak (onaylamasa da) Süleyman’ın 700 karısı ve 300 cariyesi olduğunu söyler (1Kr.11:3). Süleyman mutluluğa giden yolun bu olduğunu mu düşünmüştü? Böyle bir haremde yer alan kıskançlık, dedikoduyu bir düşünün!

Ama yine de, toplumumuzun hasta zihnine cinselliğin mutluluk ve doyuma götüren ana yol olduğu hayali yerleşmiştir. Cinsellik, Tanrı’nın belirlediği tek eşli evliliğin sınırları içinde doğrudur. Cinselliğin kötüye kullanımı yalnızca sefalete ve yıkıma yol açar.

Cinsellik saplantısının günümüzdeki kurbanlarından biri, yaşadıklarının ardından kendisini kandırılmış hissettiğini söyleyerek şunları yazmıştır:

Sanırım cinselliği, tüm dünyayı bir çeşit kumar makinesi gibi aydınlatacağını düşündüren ve normal olmayan bilinçaltı birikimlerine sahip olduğum için istedim. Her şey sona erdiğinde, makinenin bana eksik para verdiğini gördüm. Şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: “Her şey gerçekten bu kadar mı?” 4

2:9   Böylece Süleyman büyük üne kavuştu. Bilgeliğini bunca deneyimden sonra bile yitirmedi.

2:10   Doyum arayışında, sınırsız harcamaları oldu. Arzuladığı bir şey gördüğünde onu satın aldı. Gönlünü hiçbir zevkten alıkoymadı. Bu, geçici sevinç, zevk ve mal mülk edinme peşinde koşarken harcadığı çabanın tek ödülü oldu.

2:11   Sonra yaptığı bütün işlere, harcadığı emeğe baktı. Vardığı sonuç, her şeyin boş ve anlamsız oluşuydu. Rüzgarı yakalamaya benziyordu. Güneşin altında kalıcı doyum bulamamıştı. Luther bu konuda şunları söyler: “Dünyanın tüm zenginlikleri, bir köpeğin önüne atılacak ekmek kırıntılarıdır.” Sahip olduğu her şey onu sıktı.

Ünlü karikatürist Ralph Barton da canı sıkılanlardandı. Şöyle diyordu: “Birkaç sıkıntım, pek çok dostum ve büyük başarılarım var. Bir sürü eş ve ev değiştirdim ve dünyanın büyük ülkelerini gezdim. Ama günün 24 saatini doldurmak için oynanan bu oyunlardan sıkıldım.” 5

Zevk ve mal mülkün insan yüreğini doyuramadığı gerçeği, bir şeyi arzuladığı anda elde eden bir kurgu karakter tarafından şöyle resmedilir:

Bir ev istedi ve kapısında hizmetkârlarıyla bir evi oldu; lüks bir araba istedi ve şoförüyle birlikte arabası oldu. Başlangıçta mutluydu, ama çok geçmeden sıkılmaya başladı. Bir hizmetkârına, “Bu durumdan kurtulmak istiyorum. Bir şey yaratmak, bir şeyin acısını çekmek istiyorum. Burada olmaktansa cehennemde olma-ya razıyım.” Hizmetkâr şöyle yanıtladı: “Nerede olduğunuzu sanıyorsunuz ki?” 6

Çağdaş toplumumuz işte bu noktada bulunmaktadır. Bir maddecilik cehennemi, kalıcı zevk getiremeyen şeylerle insan yüreğini doyurma denemeleri!

2:12   Süleyman tüm araştırmalarının cesaret kırıcı sonucu nedeniyle, bilge bir adam mı, yoksa bir akılsız mı olmanın daha iyi olacağını gözden geçirmeye başladı ve bu konuyla ilgilenmeye karar verdi. Yaşam, köpükleri yakalamaya çalışmaktan ibaret olduğu için, sağduyuyla yaşayan kişinin diğer uçta delice ve akılsızca yaşayana kıyasla üstünlüğü olup olmadığını anlamak istedi.

Bilge ve varlıklı bir kral olarak, araştırdıklarını bulabilmek için en uygun konumdaydı. Eğer o bulamazsa, ondan sonra gelecek olan kişinin bu konuda şansı olabilir miydi? Kralın yerine geçen hiç kimse onun keşfettiklerinden farklı ve yeni bir şey keşfedemezdi.

2:13   Vardığı genel sonuç, bilgeliğin akılsızlıktan üstün olduğuydu – tıpkı ışığın karanlıktan üstün olması gibi. Bilge kişi ışıkta yürür ve yoldaki tehlikeleri görür. Akılsız ise karanlıkta el yordamıyla yürüyerek hendek ve tuzaklara düşer.

2:14   Bilge kişinin gözleri nereye gittiğini görebilse bile, bu üstünlük sonunda bir fark yaratır mı? Hayır! Sonunda her ikisi de ölürler.  Bilgelik bu ölüm randevusunu ne erteleyebilir ne de iptal edebilir. Ölüm herkesin payıdır.

2:15   Süleyman, akılsızın başına gelecek olanla kendi başına gelecek olanın aynı olduğunu fark ettiğinde, bütün yaşamı boyunca bilge olmaya neden bu kadar değer verdiğine şaşırır. Bilgeliğin tek üstünlüğü, yürünen yolu aydınlatmasıdır. Bunun dışında, daha iyi bir özelliği yoktur. Böylece, bilgeliğin ardından gitmenin de boş olduğunu görür.

2:16,17   Aynı düşünceyi 16 ve 17’nci ayetlerde de işlemeyi sürdürür. Öldükten bir süre sonra hem bilge hem de akılsız kişi çabucak unutulur. Bir ya da iki kuşak sonra sanki hiç yaşamamış gibi olurlar. Bugün çok önemli görünen isimler ve yüzler bir gün unutulacaklardır. Kalıcı üne gelince, bilge kişi bu konuda da akılsız kişiden önde değildir.

Ünün geçici olduğunu fark etmek dehşet vericidir. İnsanın çabucak unutulması, Süleyman’ın yaşamdan nefret etmesine neden olur. Güneşin altındaki insan, eylemiyle doyum değil, yalnızca üzüntü bulmuştur. Her şeyin boş ve rüzgarı yakalamak olduğunu fark etmek, Süleyman’ı üzmüştür.

Ünlü eski sporculardan biri şöyle demişti:

Yaşamımın en büyük heyecanını önemli bir oyunda sonucu belirleyen golü attığımda ve coşkulu kalabalıkların çığlıklarını işittiğimde duydum. Ama aynı gece odamın sessizliği içinde her yanımı bir boşluk duygusu kapladı. O gün yaşadıklarım ne işe yaramıştı? Yaşamda gol atmaktan daha iyi bir şey yok muydu? Doyum arayışımı başlatan bu düşünceler oldu. Yüreğimde, ihtiyacımı Tanrı’dan başka hiç kimsenin karşılayamayacağını biliyordum. Kısa bir süre sonra, dünyada asla bulamayacağımı Mesih’te buldum. 7

2:18   Süleyman’ı rahatsız eden en büyük adaletsizliklerden biri, biriktirmiş olduğu servetin tadını çıkarması için kendisine izin verilmeyişiydi. C. E. Stuart şöyle yazmıştır:

Ölüm, zevk ağacının kökündeki bir solucandır. Eğlenceyi bozar, keyfi dondurur. Çünkü zahmetle geçen uzun yıllar sonunda emeklerinin ürününü alacağı zaman geldiğinde, ölüm insanı kesip atıverir. 8

Ve tüm varlığını mirasçısına bırakmak zorunda kalır.

2:19   Sıkıcı olan, mirasçısının bilge olmama olasılığıdır. Aylak, budala, zevk düşkünü biri olabilir, ama yine de mülkü miras alacaktır. Hiç çalışmadan ya da planlamadan elde ettiği bir serveti israf edecektir.

Bu olasılık Süleyman’ı sinirlendirir. Belki de bir önseziyle kendi ailesinde böyle bir olayın yaşanacağını hisseder. Süleyman, oğlu Rehavam’ın kendisinin zahmetle biriktirdiği servetini akılsızlığıyla harcayacağını belki de önceden görmüştü. Tarih bize Rehavam’ın böyle yaptığını söyler. Yaşlı danışmanlarını dinlemeyi reddederek krallığın bölünmesine neden olmuştur. Mısırlılar, Ya-huda’yı istila ettiklerinde, Rehavam tapınak hazinelerini rüşvet vererek Mısırlılar’ı satın almıştır. Altın kalkanlar, Mısır’ın hazineleri arasına konulmak üzere götürüldüler. Rehavam altın kalkanların yerine pirinç kalkanlar koymak zorunda kaldı (Bk. 2Ta.12:9-10).

2:20   Tüm yaşamı boyunca elde ettiklerini ve servetini kendisinden sonra gelecek değersiz birine bırakmak zorunda kalma beklentisi, Süleyman’ı hüzne sürükledi. Bütün bunlar çok anlamsız görünüyor ve Vaiz’e bütün emeklerinin boşa gideceğini hissettiriyordu.

2:21   Bu düşünce onu büyük sıkıntıya soktu. Bir kişinin, bilgece yatırımlar aracılığıyla elde ettiklerini, tüm bunları kazanmak için hiçbir şey yapmayan birine bırakmak zorunda kalması kaygı vericiydi. Bu yalnızca saçmalık ve büyük bir felaketti.

Süleyman’ın bulgularına rağmen, yeryüzündeki anne babalar, yaşamlarının en verimli kısmını çocuklarına bırakacakları serveti toplamakla geçirirler. Bu davranışı bir fedakârlık ve ahlâksal bir zorunluluk olarak tanımlarlar. Ama Jamieson, Fausset, ve Brown şunu önerirler: “Bencillik, çocukları için çalıştıklarını iddia eden anne babaların özlerinde mevcuttur.” 9 İlk düşünceleri, yaşlılık dönemi için rahat bir yaşam sağlayabilecek geliri elde etmektir. Öncelikle kendilerini düşünürler. Çocuklarına bırakacakları miras, aslında yalnızca ölümleri ve bunun sonucunda yapılması gereken (veraset ilamı gibi) hukuki işlemlerdir.

Hıristiyan görüşüne göre, anne babaların çocuklarına para bırakmak için çalışmaları, aşırı tutumlu olmaları, para biriktirmeleri ve fedakârlık yapmaları için bir neden yoktur. Bırakılacak en iyi miras, maddi değil, ruhsal olandır. Vasiyetlerde bırakılan para, genellikle ciddi kıskançlıklara ve mutlu ailelerin bölünmesine yol açar. Çocukların büyük miraslara sahip olduklarında ani ahlâksal çöküntüler yaşadıkları gözlemlenmiştir. Tüm bunları kaçınılmaz olarak başka kötülükler de izleyecektir.

Ruhsal yaklaşım, paramızı şimdiden Tanrı’nın işlerinde kullanılmak üzere vermek ve onu bazen hak etmeyen, nankör ve kurtulmamış çocuklara bırakmamak olmalıdır. Martin Luther, Tanrı’nın kendisine baktığı gibi, ailesine de bakacağına güvenmiştir. Son vasiyetinde şunlar yazılıydı:

Rab Tanrı, sana teşekkür ederim, çünkü yeryüzünde beni yoksul bir kişi yapmaktan hoşnut kaldın. Ne evim, ne arazim, ne de arkamda bırakacak param var. Bana eş ve çocuklar verdin, şimdi onları sana geri veriyorum. Rab, beni beslediğin, bana öğrettiğin ve beni koruduğun gibi onları da besle, onlara da öğret ve onları da koru.

2:22   Süleyman, bir insanın tüm emeğinin ve güneş altındaki çalışmasının sonucunda kazanç sağlamadığını anlar. İnsan uğraşır, esir gibi çalışır, söylenir ve öfkelenir. Ama tüm bunlar o öldükten beş dakika sonra hiçbir anlam ifade etmez?

Tanrı esini olmaksızın, bizlerin de varacağı sonuç aynıdır. Ama bizler Tan-rı’nın sözünden, yaşamlarımızın O’na ait olduğunu ve O’nun, kendisi için yap-tığımız her şeyi ödüllendireceğini biliriz. Rab yolunda verilen emekler boşa git-meyecektir (1Ko.15:58).

2:23   Ölümden sonrası için umudu olmayan insanın günlerinin acı ve dert-le, gecelerinin ise iç huzurundan uzak geçtiği bir gerçektir. Yaşam, kaygı ve yürek sancılarıyla dolu, büyük bir düş kırıklığıdır.

2:24   Durum böyle olunca, güneş altında olan insanın yaşam felsefesi yemek, içmek ve çalışmaktan keyif almak olacaktır. Vaiz oburluk ve sarhoşluğu savunmamakta, sıradan şeylerden alınabilecek zevkten söz etmektedir. Bunlar da Tanrı’dandır –insanlar iyi yiyecek ve içeceklerden ve dürüstçe çalışmanın sağladığı doyumdan kaynaklanan keyfi tatmalıdırlar. İnsan, Tanrıtarafından kendisine verilmedikçe, sahip olduklarından keyif alma gücüne sahip değildir.

Daha sonraki yıllarda Elçi Pavlus, Süleyman’ın görüşlerini onaylamıştır: “Eğer ölüler dirilmeyecekse, ‘yiyelim içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz’” (1Ko. 15:32).

Süleyman, yemek ve diğer bereketlerden keyif alma gücünün Tanrı’dan geldiğini ekler. Tanrı olmaksızın, en sıradan zevklerden bile tat alamayız. Yiyecek, iştah, hazım, görmek, işitmek, koklamak, hatırlamak, sağlık, makul düşünce gibi tüm olağan ve zevkli deneyimlerden keyif alabilme konusunda Tan-rı’ya bağımlıyız.

2:25   Süleyman 25’inci ayete, bütün bunlardan en çok keyif alan kişinin kendisi olduğunu da ekler.

John D. Rockefeller, haftalık yaklaşık bir milyon dolarlık bir gelire sahipti. Yine de doktorları onun çok az yemek yemesine izin vermişlerdi. Biyografilerinden birini yazan kişi, bu zengin adamın yoksul bir kişinin bile küçümseyeceği bir diyet yaparak yaşadığını şu sözlerle açıklıyordu:

Kilosu ellinin altındaydı, her yiyecekten (kahvaltıda) küçük parçalar tadardı: Bir yudum kahve, bir kaşık tahıl, bir çatal yumurta ve bir bezelye büyüklüğündeki pirzolanın birazı. 10

Dünyanın en zengin adamıydı, ama yiyeceklerden keyif alamıyordu.

2:26   Son olarak Vaiz, Tanrı’nın doğruluğu ödüllendirme ve günahı cezalandırma ilkesini gözlemlediğini belirtir. Tanrı’yı hoşnut eden kişiye, Tanrı bilgelik, bilgi ve sevinç verir. Ancak, günahı alışkanlık edinmiş kişiye, ağır iş yükler; sonunda tüm biriktirdiklerinin, Tanrı’yı hoşnut eden biri tarafından alındığını görür. Bundan daha büyük bir verimsizlik ve yenilgi olabilir mi?

 

Kutsal Kitap

1 Kendi kendime, ‹‹Gel, zevki tat. İyi mi, değil mi, gör›› dedim. Ama gördüm ki, o da boş.
2 Gülmeye, ‹‹Delilik››, zevke, ‹‹Ne işe yarar?›› dedim.
3 İnsanların göklerin altında geçirdiği birkaç günlük ömürleri boyunca, yapacakları iyi bir şey olup olmadığını görünceye dek, bilgeliğimin önderliğinde, bedenimi şarapla nasıl canlandırayım, akılsızlığı nasıl ele alayım diye düşündüm durdum.
4 Büyük işlere girdim. Kendime evler inşa ettim, bağlar diktim.
5 Bahçeler, parklar yaptım, oralara türlü türlü meyve ağaçları diktim.
6 Dal budak salan orman ağaçlarını sulamak için havuzlar yaptım.
7 Kadın, erkek köleler satın aldım; evimde doğan kölelerim de vardı. Ayrıca benden önce Yeruşalimde yaşayan herkesten çok sığıra, davara sahip oldum.
8 Altın, gümüş biriktirdim; kralların, illerin hazinelerini topladım. Kadın, erkek şarkıcılar ve erkeklerin özlemi olan bir harem edindim.
9 Böylece büyük üne kavuştum, benden önce Yeruşalimde yaşayanların hepsini aştım. Bilgeliğimden de bir şey yitirmedim.
10 Gözümün dilediği hiçbir şeyi kendimden esirgemedim.
Gönlümü hiçbir zevkten alıkoymadım.
Yaptığım her işten zevk aldı gönlüm.
Bütün emeğimin ödülü bu oldu.
11 Yaptığım bütün işlere,
Çektiğim bütün emeklere bakınca,
Gördüm ki, hepsi boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.
Güneşin altında hiçbir kazanç yokmuş.
12 Sonra bilgelik, delilik, akılsızlık nedir diye baktım;
Çünkü kralın yerine geçecek kişi
Zaten yapılanın ötesinde ne yapabilir ki?
13 Işığın karanlıktan üstün olduğu gibi
Bilgeliğin de akılsızlıktan üstün olduğunu gördüm.
14 Bilge nereye gittiğini görür,
Ama akılsız karanlıkta yürür.
İkisinin de aynı sonu paylaştığını gördüm.
15 ‹‹Akılsızın başına gelen, benim de başıma gelecek››
Dedim kendi kendime, ‹‹Öyleyse kazancım ne bilgelikten?››
‹‹Bu da boş›› dedim içimden.
16 Çünkü akılsız gibi, bilge de uzun süre anılmaz,
Gelecekte ikisi de unutulur.
Nitekim bilge de akılsız gibi ölür!
17 Böylece hayattan nefret ettim.
Çünkü güneşin altında yapılan iş çetindi bence.
Her şey boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.
18 Güneşin altında harcadığım bütün emekten nefret ettim. Çünkü her şeyi benden sonra gelecek olana bırakmak zorundayım.
19 Kim bilir, bilge mi olacak, akılsız mı? Güneşin altında bilgeliğimi kullanarak harcadığım bütün emek üzerinde saltanat sürecek. Bu da boş.
20 Bu yüzden güneşin altında harcadığım onca emeğe üzülmeye başladım.
21 Çünkü biri bilgelik, bilgi ve beceriyle çalışır, sonunda her şeyini hiç emek vermemiş başka birine bırakmak zorunda kalır. Bu da boş ve büyük bir hüsrandır.
22 Çünkü ne kazancı var adamın, güneşin altında harcadığı bunca emekten, bunca kafa yormaktan?
23 Günler boyunca çektiği zahmet acı ve dert doğurur. Gece bile içi rahat etmez. Bu da boş.
24 İnsan için yemekten, içmekten ve yaptığı işten zevk almaktan daha iyi bir şey yoktur. Gördüm ki, bu da Tanrıdandır.
25 Onsuz kim yiyebilir, kim zevk alabilir?
26 Çünkü Tanrı bilgiyi, bilgeliği, sevinci hoşnut kaldığı insana verir. Günahkâra ise, yığma, biriktirme zahmeti verir; biriktirdiklerini Tanrı’nın hoşnut kaldığı insanlara bıraksın diye. Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.

1. B. E. “None but Christ Can Satisfy!” Hymns of Thuth and Praise, no.306.

2. Selected Poems of Edwin Arlington Robinson. London: The Macmillan Company, 1965, s.9,10.

3. Samuel Johnson, The History of Rasselas, The Prince of Abyssinia. Düzelti: J. P. Hardy.

4. Alıntı: David R. Reuben, “Why Wives Cheat on Their Husbands”, Reader’s Digest, Aug. 1973, s.123.

5. Ralph Barton, Alıntı: Denis Alexander, Beyond Science, s.123. Lion Publishing’in izniyle kullanılmıştır.

6. E. Stanley Jones, Growing Spiritually, s.4.

7. Choice Gleanings Calendar. Grand Rapids: Gospel Folio Press.

8. C. E. Stuart, Thoughts on Ecclesiastes, Assembly Writers Library, 5.cilt. s.186.

9. Robert Jamieson, A. R. Fausset ve David Brown, Critical and Experimental Commentary on the Old and New Testament, III:518.

10. Jules Abels, The Rockefeller Billions, s.299.