Vaiz 3

C. Yaşam ve Ölüm Döngüsünün Boşluğu (3. Bölüm)

3:1   Yaşamı ve insan davranışını araştıran bir öğrenci olarak Süleyman, her şeyin önceden belirlenmiş bir zamanı olduğunu gözlemlemiştir. Bu, Tanrı’nın her eylemi dev bir bilgisayarda programladığı anlamına gelir. İspanyollar’ın dediği gibi, “Que sera, sera”: Ne olacaksa olacak! Bu aynı zamanda tarihin tekrarlarla dolu olduğunu gösterir. Bu tekrarlar değişmez bir düzenle sürüp giderler. Bu nedenle insan, belirli değişmez yasalar ya da ilkelerin kararlaştırdığı bir davranış biçimi içinde kilitlenmiştir. İnsanoğlu kaderciliğin saatine ve takvimine köle olmuştur.

1-8’inci ayetlerde Vaiz, yaşam döngüsünü sembolize etmek için amaçlanmış gibi görünen 28 eylemi bir bir sayar. Bu eylemler 28 tanedir; 28 rakamı bütünlük sayısı olan 7 ile, dünyanın sayısı olan 4 çarpıldığında ortaya çıkan rakamdır.

Liste zıtlıklardan oluşur. Eylemlerin 14’ü olumlu, 14’ü ise olumsuzdur. Net sonucun sıfır olabilmesi için bazı biçimlerde birbirlerini iptal eder gibidirler.

3:2   Doğmanın bir zamanı vardır. Bu kişinin kendi isteğiyle gerçekleşen bir olay değildir. Anne babalar bile normal doğum dönemi olan 9 ayın geçmesini beklemek zorundadır.

Ölmenin de bir zamanı vardır. İnsan için belirlenen süre 70 yıldır; bu ifade Mezmur 90:10’dan alınmıştır. Ama bu göz önüne alınmasa bile, ölüm daha önceden belirlenmiş, gerçekleşmesi gereken bir randevu gibidir.

Tanrı’nın yeryüzündeki yaşamımızın ne zaman sona ereceğini önceden bildiği doğrudur, ama bu durum Hıristiyan için hastalıklı ve kaderci bir düşünce değildir. Bizler yeryüzündeki işimiz tamamlanana dek ölmeyeceğimizi biliriz. Ölüm bir olasılık olsa bile, bir kesinlik değildir. Mesih’in dönüşüyle ilgili kutsal umut, imanlıyı cenaze görevlisi yerine Kurtarıcı’ya bakması için esinler. Vaiz Peter Pell bu gerçeği çok renkli bir şekilde şu sözlerle ifade eder: “Cenaze işleri görevlisini değil, beni yukarıya alacak olanı bekliyorum!”

Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var. Süleyman bu sözleriyle, mevsimlerle bağlantı olan ziraatı anlatmaktadır (Yar.8:22). Ekip biçerken mevsimleri göz önünde bulundurmamak felakete yol açabilir.

3:3   Öldürmenin zamanı var, şifa vermenin zamanı var. Kutsal Kitap yorumcuları bu ayetin cinayeti değil, savaşı, cezayı ya da kişisel savunmayı belirttiğini açıklamak için uzun uzadıya tartışırlar. Ama bizler, Süleyman’ın gözlemlerinin yalnızca güneş altındaki bilgisine dayandığını hatırlamalıyız. Tanrısal açıklama olmadan, yaşam Süleyman’a mezbaha, hastane, savaş alanı ya da ilk yardım merkezi gibi görünmektedir.

Yıkmanın zamanı var, yapmanın zamanı var. Eskimiş ve artık hizmet veremeyen binaların yıkılması için önce enkaz temizleme ekibi gelir. Sonra inşaatçılar modern siteler dikmek için harekete geçerler.

3:4   Ağlamanın zamanı var, gülmenin zamanı var. Yaşam trajedi ve komedi arasında gidip geliyor gibi görünmektedir. Önce bir trajedi aktörünün siyah maskesini giyer, sonra bir palyaçonun boyalı yüzüyle görünür.

Yas tutmanın zamanı var, gülmenin zamanı var. Cenaze alayı yas tutan ağıtçılarıyla ilerler. Ama bir süre sonra aynı kişiler bir düğün töreninde dans ederler; önceki üzüntülerinden çabucak sıyrılmışlardır.

3:5   Taş atmanın zamanı var, taş toplamanın zamanı var. İtibari değer açısından ele alındığında, bunun anlamı, toprağı belleyip taşlardan ayıklamak (Yeşaya 5:2) ve sonra evler, duvarlar ya da başka projeler bina etmek için yine taşlar toplamaktır. Eğer sözcükleri günümüz yorumcularının çoğunun yaptığı gibi mecazi anlamlarıyla ele alırsak, evlilik antlaşmasına işaret ettiği de görülebilir. İngilizce bir çeviri (TEV) şu yorumu yapar: “Cinsel ilişki kurmanın zamanı var, cinsel ilişki kurmamanın zamanı var.”

Kucaklaşmanın zamanı var, kucaklaşmamanın zamanı var. Duygusal alanda ilerlemek ve geri çekilmek için farklı zamanlar bulunur. Sevginin saf olduğu zaman da vardır, yasadışı olduğu zaman da.

3:6   Aramanın zamanı var, vazgeçmenin zamanı var. Bu sözler bize iş yaşamında düzensiz değişimler gösteren kar ve zarar dönemlerini düşündürür. Önce gelir artışıyla birlikte pazarda fiyat artışları umut edilir. Sonra fiyatlarda düşme eğilimi baş gösterir ve şirketler zarar ederler.

Saklamanın zamanı var, atmanın zamanı var. Ev hanımlarının çoğu bunu iyi bilirler. Aylar ya da yıllar boyunca dolaplarda, bodrumda, çatıda eşyalar biriktirirler. Sonra bir gün evi temizleme hevesi içinde hepsini yerlerinden çıkartıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya çalışırlar.

3:7   Yırtmanın zamanı var, dikmenin zamanı var. Süleyman bu ifadesiyle giysi modasındaki değişimleri belirtiyor olabilir miydi? Bazı ünlü modacılar yeni tasarımlarını herkese kolayca kabul ettirirler. Onların istekleri doğrultusunda etekler kısalır ya da uzar. Günümüz modası cesur ve dikkat çekicidir. Yarın ise aniden büyükannelerimiz zamanındaki giysilere ani bir dönüş yapılabilir.

Susmanın zamanı var, konuşmanın zamanı var.Haksız yere eleştirildiğimizde, başkalarını eleştirmek için ayartıldığımızda ya da kötü şeyler söylemeye kışkırtıldığımızda susma zamanıdır. Musa dikkatsizce konuştuğu için vaat edilen topraklara girmesi yasaklanmıştı (Say.20:10; Mez.106:33).

Bazı büyük ilkeler ya da davalar tehlikeye girdiğinde konuşma zamanıdır. Mordekay, Ester’e konuşma zamanının geldiğini söylemişti (Est.4:13-14). Dante’nin düşüncesini paylaşıyor gibiydi: “Cehennemdeki en sıcak yerler, büyük ahlâksal krizler zamanında tepkisiz kalanlar için ayrılmıştır.”

3:8   Sevmenin zamanı var, nefret etmenin zamanı var. Bu sözleri Hıristiyan ilkeleri içinde değerlendirmemeliyiz. Süleyman bir Hıristiyan olarak değil, bir insan olarak konuşuyor ve insanın davranışından söz ediyordu.

Savaşın zamanı var, barışın zamanı var. Eğer tarih, zalimce ve akılsızca savaşların arasına serpiştirilen kısa barış dönemlerinin kaydı değilse, nedir?

3:9   Süleyman’ın aklındaki soru şuydu: “Çalışanın harcadığı emekten ne kazancı var?” Her yapıcı eylemin karşılığında bir yıkıcı eylem bulunur. Her artı için bir eksi vardır. On dört olumlu eylem, on dört olumsuz eylem tarafından iptal edilir. Bu nedenle yaşamın matematik formülü 14-14=0’dır. Sonunda insanın eline geçen bir sıfırdan başka hiçbir şey değildir.

3:10   Süleyman, Tanrı’nın insana zamanını geçirmesi için vermiş olduğu işleri, eylemleri ve yolları yorucu bir araştırma yaparak gözden geçirdi. Bize, 2-8’inci ayetlerde bunların bir özetini sunar.

3:11   Vardığı sonuç, Tanrı’nın her şeyi zamanında güzel yaptığıdır. Burada, Tanrı’nın yarattıklarının güzelliğinden çok, her işin belirlenen bir zamanı olduğunu ve zamanı geldiğinde en uygun şekilde gerçekleştiğini düşünür.

Tanrı insanın yüreğine sonsuzluk kavramını koymuştur. Zamanın sınırladığı bir dünyada yaşansa da, insan sonsuzluğu özler. İçgüdüsel olarak “sonsuzu” düşünür ve kavramı anlayamasa da, bu yaşamın ötesinde, kıyısı olmayan bir zaman okyanusunun bulunduğu olasılığını fark eder.

Yine de Tanrı’nın işleri ve yolları insan için anlaşılmazdır. Yaratılış bilmecesini, ilahi takdiri ya da evrenin tüketilmesini, açıklama olmadan çözebilmenin hiçbir yolu yoktur. İnsanın bilgi konusunda büyük ilerleyişine rağmen, halen birçok şey bilinmemektedir. Sık sık içimizi çekerek şunu itiraf etmek zorunda kalırız: “O’nu ne kadar da az tanıyoruz!”

3:12   İnsan yaşamı bazı belirli acımasız yasalar tarafından yönetildiği ve tüm eylemleri onu başladığı yere geri getiriyor gibi olduğu için, Süleyman izlenecek en iyi yolun mutlu olmak ve mümkün olduğu kadar yaşamın tadını çıkarmak olduğuna karar verir.

3:13   İnsan için yiyecek, içecek ve günlük işinden alacağı zevkin tadını çıkarmanın Tanrı armağanı olduğunu belirtilir. Ama bu, sarhoşluk, israf ve sefahat düşkünlüğü olarak algılanmamalıdır. Bu, değersiz bir görüştür ve Hıristiyan düşüncesine tamamen aykırıdır. Süleyman’ın düşüncelerinin dünyasal olduğunu unutmamalıyız.

3:14   Süleyman, Tanrı’nın buyruklarının değişmez olduğunu algılamıştır. Tanrı’nın yaptığı her şey sonsuza dek sürecektir. İnsanın buna ekleyebileceği ya da çıkartabileceği bir şey yoktur. Yaratıkların, Yaratıcı’nın düzenine karşı savaşmaları aptalcadır. O’na saygı duymaktan ve O’nun denetimine boyun eğmekten başka seçeneğimiz yoktur.

3:15   Şimdi ne oluyorsa geçmişte de oldu, ne olacaksa, daha önce de olmuştur. Tanrı, her şeyi tekrarlanan bir düzen üzerine inşa etmiştir. Geçmişteki olaylar yeniden olur ve böylece tarih kendini tekrarlar. ‘Tanrı geçmiş olayların hesabını soruyor’ ifadesi, genellikle imansızların geçmişteki günahlarının hesabını verecekleri gerçeğini vurgulamak için kullanılır. Bu ifade gerçek olmasına rağmen, ölümün anlatmak istediğiyle aynı değildir. Tanrı burada tarihin bir diğer devrini oluşturmak için geçmiş olayları hatırlıyor gibi görünmektedir. R. C. Sproul, konuyu “sonsuz bir tekerrür” olarak adlandırır. “Bu düşünce, sınırsız zaman içinde tekrarlanan periyodik devirlerin bulunduğu görüşüne uygundur. İnsan yaşamının dramı birbiri ardına sahneye konulan bir oyundur.” 1

3:16   Vaiz’i üzen konular arasında adaletsizlik ve kötülük de vardı. Adaletin uygulanması gereken mahkemelerde çarpıklık, yönetimlerde de kötülüğün varolduğunu gördü.

3:17   Yaşamın bu eşitsizlikleri O’nu, Tanrı’nın insanları yargılayacağı bir zamanın olması gerektiği inancına sürükler. Yeryüzündeki yanlışların düzeltileceği bir zaman olmalıdır. Süleymanbunun açıkça bir sonraki yaşamda gerçekleşeceğini söylemez, ama bu dünyada çözümü bulunamayan pek çok eşitliksiz olduğundan, adil sonucu beklemektedir. Vardığı sonuç, doğru kişilerin yüreklerindeki ortak duyguyu yansıtır. Dürüstlük ve nezaket, hesapların görülüp doğruların haklı çıkartılacağı bir zamanı talep eder.

3:18   3’üncü bölümün kapanış ayetlerinde Vaiz ölüm konusuna geri döner ve ölümü zevkleri bozan gaddar bir kişi olarak gösterir. Ölüm, insanın en iyi amaçlarını, emeklerini ve zevklerini sona erdirmektedir. Bizi aydınlatacak bir Kutsal Kitabımız olmasaydı, biz de ölümü aynı şekilde görmek zorunda kalacaktık.

Görüşlerini ‘yüreğimde söyledim’ sözcükleriyle sunduğuna dikkat edin. Bu, Tanrı’nın kendisine açıkladığı bir konu olmayıp onun vardığı bir sonuçtu. Bu nedenle, bu bölümden ölüm ve ölümden sonrasına ilişkin yeterli bir öğretiş çıkartamayız. Ancak yine de bunu yapan pek çok sapkın mezhep bulunmaktadır. Bu ayetleri, canın uyuması ve kötülerin yok edilmesi konularındaki hatalı öğre-tişlerini desteklemek için kullanırlar. Aslında bölümü özenle incelersek, Süleyman’ın bu görüşleri savunmadığını görebiliriz.

Söylemek istediği, yeryüzündeki kısa yaşamı süresince Tanrı’nın insana, hayvanlar kadar zayıf ve geçici olduğunu göstermek istediğidir. Süleyman insanın hayvandan daha iyi olmadığını mı söylemek istemektedir?

3:19   Hayır. Düşüncesi, insanın bir hayvan olmadığıdır. Ama insanın hayvandan üstünlüğü de yoktur. Hayvanlar nasıl ölüyorsa, aynı şekilde insanlar da ölür. Hepsinin taşıdığı soluk aynıdır. Bu nedenle yaşam, yaratılışın daha aşağı sınıfları için olduğu kadar insan için de boştur.

3:20   İnsan da hayvan da mezarda ortak sonu paylaşırlar. Her ikisi de aynı yere, toprağa dönerler. İkisi de topraktan geldi. Dönecekleri yer yine orasıdır. Elbette buradaki varsayım, bedenin insan yaşamı için her şey kabul edildiği görüşü üzerinedir. Ama biz bunun gerçek olmadığını biliyoruz. Beden yalnızca kişinin içinde yaşadığı bir çadırdır. Ama Süleyman’dan gelecekteki durumunfarklı olacağını bilmesi beklenemezdi.

3:21   Süleyman’ın ölüm anında neler olduğu konusundaki bilgisizliği, sorusundan bellidir. “Kim biliyor insan ruhunun yukarıya çıktığını, hayvan ruhunun aşağıya, yeraltına indiğini?” Bu ifade bir öğretiş gerçeği olarak değil, insan sorgulaması olarak kabul edilmelidir.

Yeni Antlaşma’ya göre, ölüm anında imanlının ruhunun ve canının Mesih’le birlikte olmaya (2Ko.5:8; Flp.1:23), bedenin ise mezara gittiğini biliyoruz (Elç.8:2). İmansızın ruhu ve canı ölüler diyarına, bedeni ise mezara gider (Luk. 16:22b-23). Mesih geldiğinde, iman ederek ölmüş olan kişilerin bedenleri yü-celtilmiş biçimde diriltilecek, ruh ve canlarıyla birleştirilecektir (Flp.3:20, 21; 1Se.4:16-17). İman etmemiş ölülerin bedenleri büyük Beyaz Yargı Tahtı’nın önünde, ruh ve canlarıyla birleştirilmiş olarak diriltilecek, sonra da ateş gölüne atılacaktır (Va.22:12-14).

Açık konuşmak gerekirse, hayvanların bedeni ve canı vardır, ama ruhları yoktur. 2 Kutsal Kitap’ta hayvanlar için ölümden sonra bir yaşamdan söz edilmemektedir.

3:22   Ölüm hakkında bildikleri ve bilmedikleri nedeniyle Süleyman, bir insanın yapabileceği en iyi şeyin günlük işlerinden zevk almak olduğunu düşünür. Bu zevk, yaşamdaki tek payıdır. Değiştirilemeyecek olanı kabul etmekle doyum bulabilir. Ama yaşamı akışına göre yaşamalıdır, çünkü bedenden ayrıldıktan sonra yeryüzünde olacakları ona kimse söyleyemez.

 

Kutsal Kitap

1 Her şeyin mevsimi, göklerin altındaki her olayın zamanı vardır.
2 Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var.
Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.
3 Öldürmenin zamanı var, şifa vermenin zamanı var.
Yıkmanın zamanı var, yapmanın zamanı var.
4 Ağlamanın zamanı var, gülmenin zamanı var.
Yas tutmanın zamanı var, oynamanın zamanı var.
5 Taş atmanın zamanı var, taş toplamanın zamanı var.
Kucaklaşmanın zamanı var, kucaklaşmamanın zamanı var.
6 Aramanın zamanı var, vazgeçmenin zamanı var.
Saklamanın zamanı var, atmanın zamanı var.
7 Yırtmanın zamanı var, dikmenin zamanı var.
Susmanın zamanı var, konuşmanın zamanı var.
8 Sevmenin zamanı var, nefret etmenin zamanı var.
Savaşın zamanı var, barışın zamanı var.
9 Çalışanın harcadığı emekten ne kazancı var?
10 Tanrının uğraşsınlar diye insanlara verdiği zahmeti gördüm.
11 O her şeyi zamanında güzel yaptı. İnsanların yüreğine sonsuzluk kavramını koydu. Yine de insan Tanrının yaptığı işi başından sonuna dek anlayamaz.
12 İnsan için yaşamı boyunca mutlu olmaktan, iyi yaşamaktan daha iyi bir şey olmadığını biliyorum.
13 Her insanın yiyip içmesi, yaptığı her işle doyuma ulaşması bir Tanrı armağanıdır.
14 Tanrının yaptığı her şeyin sonsuza dek süreceğini biliyorum. Ona ne bir şey eklenebilir ne de ondan bir şey çıkarılabilir. Tanrı insanların kendisine saygı duymaları için bunu yapıyor.
15 Şimdi ne oluyorsa, geçmişte de oldu,
Ne olacaksa, daha önce de olmuştur.
Tanrı geçmiş olayların hesabını soruyor.
16 Güneşin altında bir şey daha gördüm:
Adaletin ve doğruluğun yerini kötülük almış.
17 İçimden ‹‹Tanrı doğruyu da, kötüyü de yargılayacaktır›› dedim,
‹‹Çünkü her olayın, her eylemin zamanını belirledi.››
18 İnsanlara gelince, ‹‹Tanrı hayvan olduklarını görsünler diye insanları sınıyor›› diye düşündüm.
19 Çünkü insanların başına gelen hayvanların da başına geliyor. Aynı sonu paylaşıyorlar. Biri nasıl ölüyorsa, öbürü de öyle ölüyor. Hepsi aynı soluğu taşıyor. İnsanın hayvandan üstünlüğü yoktur. Çünkü her şey boş.
20 İkisi de aynı yere gidiyor; topraktan gelmiş, toprağa dönüyor.
21 Kim biliyor insan ruhunun yukarıya çıktığını, hayvan ruhunun aşağıya, yeraltına indiğini?
22 Sonuçta insanın yaptığı işten zevk almasından daha iyi bir şey olmadığını gördüm. Çünkü onun payına düşen budur. Kendisinden sonra olacakları görmesi için kim onu geri getirebilir?

1. Table Talk, 11.cilt, No. 4, August 1987, s.3.

2. Ruh olarak çevrilen aynı İbranice sözcük aynı zamanda nefes anlamına da gele­bilir.