Vaiz 4

Ç. Yaşamdaki Eşitsizliklerinin Boşluğu (4. Bölüm)

4:1   Robert Burns şöyle der: “İnsanın insana insanca davranmayışı binlerce kişiyi yasa boğar!” İnsanların diğer insanlara yaptığı baskıyı gören duyarlı yürekler her çağda üzülmüştür. Bu, Süleyman’ı da çok üzen bir konudur. Zulüm görenlerin gözyaşlarını, zulmedenlerin gücünü ve ezilmiş olanları savunan olmadığını görmek onu kederlendirir. Zulmedenler güçlüdür ve hiç kimse bu güce meydan okumaya cesaret edememiştir. Bu noktadan bakıldığında görünen, “Gerçeğin sonsuza kadar darağacında kaldığı, yanlışın ise sonsuza kadar tahtta oturduğudur.” Süleyman, ‘loş ve bilinmeyenin ardında, Tanrı’nın gölgede durarak kendisine ait olanları gözetlediğini’ göremedi. 1

4:2   Böylece can sıkıntısı içinde, ölülerin sağ olanlardan daha mutlu yaşadığı sonucuna vardı. Ona göre, ölüm, bu yaşamın işkence ve zulmünden kaçış sağlıyordu. O sırada, ölümün daha ciddi sonuçlarıyla ilgilenmiyordu – iman etmeden ölen biri, yeryüzündeki en büyük zulmün neden olduğu acıdan daha büyük bir acıya mahkûm olacaktı. Aklındaki soru ölümden sonra yaşam olup olmadığı değil, doğumdan sonra yaşam olup olmadığıydı.

4:3   Süleyman’ın ahlâkı hor görmesi, ölülerin yaşayanlardan daha iyi durumda olmalarına rağmen, henüz doğmamış olanların daha imrenilir kişiler oldukları düşüncesiyle en dip noktaya ulaştı. Henüz doğmamış olanlar, yaşamadıkları için güneşin altında yapılan kötülüklerle tanışmamışlardır.

4:4   Onu üzen başka bir şey daha vardı: Kıskançlık. Bu, ustaca yapılan her işin arkasında gizliydi. Yaşam çarkı yarışçı bir ruhla döndürülüyordu.  Daha iyi giysilere ve daha lüks bir eve sahip olma arzusu, Tanrı benzeyişinde yaratılan insan için öylesine boş ve değersizdi ki…

Michelangelo ve Raphael, Vatikan’ın süslenmekle görevlendirildiklerinde, aralarında bir yarış başladı. “Görevleri farklı olmasına rağmen birbirlerini öylesine kıskandılar ki, sonunda birbirleriyle konuşmadılar.” 2 Bazı kişiler, kıskançlıklarını saklama konusunda bu iki dahiden daha da ustadırlar. Aynı yarışma ruhu çağımızda da varolmayı sürdürmektedir.

Ahlâkı hor görenlerden biri şunları yazmıştır: “Yaşamın sunduğu her şeyi denedim, ama tek gördüğüm, birinin diğerini anlamsız bir çabayla geçmeye çalışmasıdır.” 3

4:5   İşleri iyi giden kişi komşusu tarafından kıskanılır. Akılsız, duyarsız ve tembel ahmak ise ellerini kavuşturur… Ellerini kavuşturur ve fazla emek harcamadan elde ettikleriyle geçinir. Belki de bu tutumu, kıskançlık ve açgözlülük tarafından acımasızca yönlendirilen komşularından daha bilgecedir.

4:6   Çevresindeki kişiler yarışma tutkusuyla yanıp tutuşurken, akılsız şöyle düşünmektedir: “Rahat kazanılan bir avuç dolusu zahmetle, rüzgarı kovalamaya kalkışarak kazanılan iki avuç dolusundan daha iyidir.” Ya da H.C. Leupold’un söylediği gibi, “Daha fazla kazançla birlikte gelen rahatsızlık yerine, daha az şeye sahip olmanın getireceği huzuru tercih ederim.”

4:7,8   Vaiz’in aklından geçen bir başka akılsızlık daha vardı: Tek başına yaşayan kişinin sürekli çalışarak ve servet biriktirerek yaptığı çılgınlık. Ne oğlu, ne kardeşi, ne de yakın akrabaları vardı. İhtiyacından çok daha fazla paraya sahipti. Ama yine de çok çalışır ve kendisini yaşamın zevklerinden yoksun bırakırdı. Aklına, kendisine şu soruyu sormak gelmezdi: “Kimin için çalışıyorum, neden kendimi zevkten yoksun bırakıyorum?” Charles Bridges şu yorumu yapmıştı: “Cimri –bu adı hak etmiştir– servet tanrısının sefil kölesi, zahmet verici, ağır ve sıkıcı işle yaşlanır!” Süleyman bunun boş ve sefil bir yol olduğunu düşünmektedir!

Samuel Conson’ın düşünceleri ne kadar da doğrudur: “Altına olan duyarsız ve amansız tutku, ahlâksız insanın son çöküş nedenidir.”

4:9   Cimri kişinin yalnızlığı, Süleyman’ı paydaşlık ve ortaklığın üstünlüklerini belirtmeye yönlendirir. Bu tezini vurgularken dört ayrı örnek kullanır. İlki, iki işçinin tek işçiden daha iyi olduğudur, çünkü işbirliği sayesinde daha iyi sonuç alabilirler.

4:10   İşyerinde bir kaza olduğu taktirde biri diğerine yardım edebilir. Ama tek başınayken merdivenden düşen adam acınacak durumdadır! Çevresinde yardımına çağıracağı kimse yoktur.

4:11   Soğuk bir gecede yatakta yalnız yatmak yerine iki kişi yatmak ısınma açısından iyidir. Ayakları soğuk olan ya da yorganı açgözlülükle kapan kişinin diğerini sinirlendireceğinden ya da elektrikli battaniyeden söz ederek bu düşünceyi çürütebilirdik. Ama arkadaşlık ve sosyal yaşamın getirdiği zevkler ve yararlar, tek başına yaşayan kişiler tarafından bilinemez.

4:12   Üçüncü örnek, saldırılardan korunmayla ilgilidir. Bir hırsız kurbanını yenebilir, ama genelde iki kişi davetsiz bir konuğa karşı direnme konusunda daha başarılıdırlar.

Son örnek, üç kat ipliğin, tek ya da iki kat iplikten daha zor kopacağıdır. Aslında, birbirlerine sarılmış üç iplik birbirlerinden ayrı üç iplikten üç kez daha güçlüdür.

4:13-16   Dünyadaki akılsızlıklar hizmetkârları sınırlamaz; kralların saraylarına bile girerler. Süleyman, yoksulluğu yenmiş ve cezaevinden krallığa yükselmiş bir genci tanımlar; ama bu genç yaşlandığı halde yine de yola gelmez, danışmanlarına kulak vermez. Sarayında yoksul ama genç bir adama sahip olmak daha iyidir, çünkü genç kişiye öğretilebilir. Süleyman, kralın buyruğundaki kişileri ve kralın yerine geçen genci düşünür. Bu gencin bayrağı altında halkın çoğu toplanabilir. Yaşlı önderden bıkmışlardır ve daha iyi bir yönetim umuduyla bir değişiklik istemektedirler.

Yeniliğe duyulan bu şiddetli arzu, Süleyman’ın dünyadaki en üstün değerlerin bile boş olduğunu fark etmesini sağlamıştır. Bunlar da rüzgarı kovalamaya kalkışmak gibidir.

 

Kutsal Kitap

1 Güneşin altında yapılan baskılara bir daha baktım,
Ezilenlerin gözyaşlarını gördüm;
Avutanları yok,
Güç ezenlerden yana,
Avutanları yok.
2 Çoktan ölmüş ölüleri,
Hâlâ sağ olan yaşayanlardan daha mutlu gördüm.
3 Ama henüz doğmamış,
Güneşin altında yapılan kötülükleri görmemiş olan
İkisinden de mutludur.
4 Harcanan her emeğin, yapılan her ustaca işin ardında kıskançlık olduğunu gördüm. Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.
5 Akılsız ellerini kavuşturup kendi kendini yer.
6 Rahat kazanılan bir avuç dolusu
Zahmetle, rüzgarı kovalamaya kalkışarak kazanılan
İki avuç dolusundan daha iyidir.
7 Güneşin altında bir boş şey daha gördüm:
8 Yalnız bir adam vardı,
Oğlu da kardeşi de yoktu.
Çabaları dinmek nedir bilmezdi,
Gözü zenginliğe doymazdı.
‹‹Kimin için çalışıyorum,
Neden kendimi zevkten yoksun bırakıyorum?›› diye sormazdı.
Bu da boş ve çetin bir zahmettir.
9 İki kişi bir kişiden iyidir,
Çünkü emeklerine iyi karşılık alırlar.
10 Biri düşerse, öteki kaldırır.
Ama yalnız olup da düşenin vay haline!
Onu kaldıran olmaz.
11 Ayrıca iki kişi birlikte yatarsa, birbirini ısıtır.
Ama tek başına yatan nasıl ısınabilir?
12 Yalnız biri yenik düşer,
Ama iki kişi direnebilir.
Üç kat iplik kolay kolay kopmaz.
13 Yoksul ama bilge bir genç artık öğüt almayı bilmeyen kocamış akılsız kraldan iyidir.
14 Çünkü genç, ülkesinde yoksulluk içinde doğsa bile cezaevinden krallığa yükselebilir.
15 Güneşin altında yaşayan herkesin kralın yerine geçen genci izlediğini gördüm.
16 Yeni kralın yönettiği halk sayısız olabilir. Yine de sonrakiler ondan hoşnut olmayabilir. Gerçekten bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır.

1. James Russell Lowell. “The Present Crisis”, Complete Poetical Works, s.67.

2. Henry G. Bosch, Our Daily Bread, 24 Mayıs 1973.

3. Alıntı: Bill Bright, Revolution Now, s.37.