Vaiz 5

D. Din ve Politikanın Boşluğu (5:1-9)

İnsan içgüdüsel olarak dindardır, ama dindarlık her zaman iyi değildir. Dindarlığı, kişinin Tanrı lütfunun karşılıksız bir armağanı olan kurtuluşu görememesine neden olabilir. Buna ek olarak din, sessiz sinemadan farksızdır; içsel gerçeğe yer vermeyen dışsal bir gösteridir. Boşluk diğer alanlara olduğu gibi, dini yaşama da sızabilir. Bu nedenle 5’inci bölümde Süleyman, kişiyi Yaratı-cı’yla olan ilişkisinde şekilcilik ve dış görünüşe önem verme konusunda uyar-maktadır.

5:1   Süleyman insanlara Tanrı’nın evine gittiklerinde davranışlarına dikkat etmelerini öğütler. Genelde saygılı olmak vurgulanırken, burada dinlemek için Tanrı’ya yaklaşılması gerektiği açıklanmaktadır. Aceleyle verilen vaatler, akılsızların kurbanıdır. Düşüncesiz kişiler aceleyle verilen vaatlerin kötü olduğunu hiç düşünmezler.

5:2   Tanrı’ya tapınanlar dua ederken, söz verirken ya da Tanrı’ya olan adanmışlıkları konusunda pervasızlıktan sakınmalıdırlar. Her Şeye Gücü Yeten’in huzurunda çok konuşmaya yer yoktur. Tanrı’nın gökte, insanın yerde olduğu gerçeği, insana Tanrı’ya yaklaştığında diline hakim olması gerektiğini öğretmelidir.

5:3   Alexander Pope şunları yazar: “Sözcükler yapraklara benzer; en çok biriktikleri yerin altında anlamlı ürün bulmak çok zordur.”

Süleyman, 3’üncü ayetin düşlerin orijininin tam bir bilimsel açıklaması olmasını amaçlamamıştı; yalnızca kendisine gündüzleri rahat vermeyen zihni ve genellikle geceleri gördüğü huzursuz rüyaları arasında bağ olduğunu düşündüren bir noktaya işaret ediyordu.

5:4   Dürüstlük, Tanrı’ya adanan adakların hemen yerine getirilmesini gerektirir. Tanrı, heyecanla konuşan ve sonra adağını yerine getirmeyen bir akılsızdan hoşlanmaz. Bu nedenle, “Adağını yerine getir.”

5:5   Eğer yerine getirmeyi düşünmüyorsan, adak adama.

Vaiz, zor ve çaresiz durumda kalan birinin Tanrı’yla pazarlık yapma eğilimini ne kadar da iyi biliyordu: “Rab, eğer beni bu durumdan kurtarırsan, sana sonsuza kadar hizmet ederim.” Ama insanın eğilimi, kriz durumu ortadan kalktığında, verilen sözü çabucak unutmaktır.

Ruhsal coşku anlarında bağlılık adağı adamak ya da evlenmeme yemini etmek kolaydır. Tanrı, halkından bu tür adaklar beklemez. Birçok durumda, evlenmeme yemini konusunda olduğu gibi, böyle bir bağlılık adağında bulunmamak daha iyidir. Ama eğer söz verildiyse, yerine getirilmelidir. Evlilik sözü göklerde onaylanmıştır ve bedel ödenmeden bozulamaz.

5:6   “Ağzının seni günaha sürüklemesine izin verme.” Tanrı’nın ulağı önünde bunun bir hata olduğunu söyleyerek kendini mazur göstermeyi deneme.

Tanrı’nın ulağı kâhin anlamına gelebilir, çünkü yerine getirilmeyen adaklar kâhinin önünde itiraf edilirdi (Lev.2:4-6). Ama bu, Musa’nın yasasından alınan bir bilgidir; Süleyman ise burada Tanrı’nın açıkladığı inancın dışında konuşmaktadır. Bu nedenle, belki de ‘ulak’ sözcüğüyle kastedileni, Tanrı’nın temsilcisi olarak hizmet eden kişi şeklinde anlamamız daha güvenli olur.

Temel düşünce, Tanrı’nın içten olmayan konuşmadan hoşlanmadığıdır. Bu nedenle, O’nu kızdıracak sözlerden kaçınmalıyız. Bu gibi şeyler Tanrı’yı karşımıza almamıza neden olur.

5:7   Çok düş kurmak hayalciliğe yol açtığı gibi laf kalabalığına da yol açar. Bu da insanı yıkıma götürür. Süleyman, yapılması gerekenin Tanrı’dan korkmak olduğunu söyler. Yine de burada kastettiği korku Rab’be sevgiyle güvenmek değil, Her Şeye Gücü Yeten’in hoşnutsuzluğuna hedef olmaktan kaynaklanan korkudur. G. Campbell Morgan, bize bu korkunun bir oğlun değil, bir kölenin korkusu olduğunu hatırlatır. Bunu anlayamazsak, Süleyman’ın burada amaçlanmış olandan daha büyük bir ruhsal anlayışa sahip olduğunu düşünebiliriz.

5:8   Süleyman yoksullara baskı yapılması ve adaletin çiğnenmesi konularına geri döner. Bu kötülükleri gördüğümüzde umutsuzluğa kapılıp şaşırmamamızı öğütler. Yönetimde çeşitli kademeler vardır. Yüksek kademelerde olanlar, altlarındaki memurları izlerler.

Ama bunu gerçekten içtenlikle yaparlar mı? Genellikle kontrol ve dengeler sistemi çöker ve verilen rüşvetlerden memur sınıfının her düzeyi pay alır.

Doğru kişilerin sahip oldukları tek doyum, Tanrı’nın en üstün yetkiliden daha üstün olduğunu bilmeleridir. Tanrı bir gün her şeyin hesabını soracaktır. Eğer Süleyman bu konuya değiniyorsa, sonuç belirsizdir.

5:9   9’uncu ayet, Vaiz Kitabı’ndaki en belirsiz ayetlerden biridir. Bunun nedeni, özgün İbranicesi’nin belirsiz olmasıdır. Bu belirsizlik, ayetin İngilizce belli başlı çevirilerindeki çeşitliliklerde görülebilir:

JND Toprak, her yönden yararlıdır: Kral (kendisi) tarlaya bağımlıdır
NASB Tarlayı süren bir kral, ülkesi için üstünlüktür
TEV Bir kral bile hasada bağımlıdır
NKJV Toprak herkese yarar sağlar; kralın kendisine de tarla ile hizmet edilir

Buradaki genel düşünce, en üst düzey görevlinin bile tarlanın ürününe ve Tanrı’nın takdirine bağımlı olduğudur. Tanrı’nın önünde herkes sorumludur.

E. Geçici Zenginliklerin Boşluğu (5:10 – 6:12)

5:10   Parayı seven kişiler asla paraya doymazlar ve daima daha fazlasını isterler. Zenginlik, iç huzuru sağlamaz. Kar payları, faiz ödemeleri ve sermaye kazançları iştahı daha da kabartır. Ancak, hepsi boştur.

5:11   Kişinin malının çoğalmasıyla doğru orantılı olarak, malını yiyen parazitlerin de çoğaldığı görülür. Yönetim ve vergi danışmanları, muhasebeciler, evdeki hizmetçiler ya da asalak akrabalar…

Bir insan, üzerine yalnızca bir elbise giyebilir. Bir gün içinde yiyebilecekleri bellidir. Bu nedenle zenginliğin başlıca yararı, banka hesaplarını inceleyebilmek ve mal mülkle ilgilenmektir. Ayrıca diğer akılsız zenginlerle birlikte şunları da söyleyebilirler: “Ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar” (Luk.12:19).

5:12   İşçiler rahat uyur. İster bir ziyafet sofrasından kalkmış, ister ufak tefek bir şeyler atıştırmış olsun, onun için fark etmez. Kaygısızca ve kuruntusuzca dinlenebilir. Ancak zengin kişi mal kaygısı nedeniyle huzur bulamaz.

5:13   Süleyman, biriktirilmiş servetin getirdiği olumsuz sonuçları gördü. Burada, servet sahibi olmasına rağmen servetini yapıcı amaçlar için kullanmayıp saklayan kişiden söz edilir.

5:14   Servet sahibi kişi aniden bütün varlığını yitirdi. Adamın bir oğlu olmasına rağmen, ona bırakacak hiçbir şeyi kalmadı. Tek kuruşu yoktu.

5:15   Annesinin rahminden çıplak çıkmıştı ve bu dünyadan da çıplak ayrılacaktı. Yaşadığı süre içinde biriktirdiği tüm paraya rağmen yoksulluk içinde ölecekti.

Cecil Rhodes, Güney Afrika’nın doğal kaynaklarını sömürerek yıllar geçirdi. Ölmek üzereyken pişmanlıkla şöyle haykırdı:

Afrika’da çok şey buldum. Pırlantalar, altın ve toprak. Hepsi benim, ama şimdi hepsini arkamda bırakmam gerekecek. Kazandığım hiçbir şeyi yanımda götüre-miyorum. Sonsuz hazineler peşinde koşmadım, bu nedenle şimdi hiçbir şeye sahip değilim. 1

5:16   Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider insan. Süleyman bunun acı bir kötülük olduğunu söyler. Parasını kalıcı değerler için kullanabilirdi. Ama yeli kazanmak için zahmet çekmiştir.

5:17   Trajedi, bu adamın yaşamının son günlerinin hüzün, üzüntü, kaygı, hastalık ve öfkeyle dolu olduğu gerçeğiyle tamamlanır. Yaşamı Sinderella’nın öyküsüyle aksi yönde gelişmiş, serveti paçavraya dönmüştür.

Elbette ki ölen herkesin, ardında bir şeyler bırakmasının bir anlamı vardır. Ama burada Vaiz, yararlı şeyler için kullanılabilecekken, biriktirilmiş paranın yitirilmesinin ne kadar akılsızca olduğundan söz eder gibi görünmektedir. Para yitirilmiş ve yaşam boyu yapılan çalışmanın ürünü olarak gösterilecek hiçbir şey kalmamıştır.

5:18   Bu nedenle, günlük yaşamın sıradan işlerinden keyif almak en iyisidir – yemek, içmek ve çalışmak. Böylece ne olursa olsun, hiçbir şey kişinin sahip olduğu zevkleri çalamaz. Ayrıca yaşam çok kısadır, öyleyse insan neden zevk almasın?

5:19   Süleyman, insana Tanrı tarafından mal mülk verilmesini ve onu yemesi için verilen gücün bir Tanrı armağanı olduğunu düşünür. Bu, Tanrı’nın özel bir armağanıdır.

5:20   Böyle bir kişi yaşamının kısalığını, yaşamdaki trajedileri ve eşitsizlikleri pek düşünmez. Çünkü Tanrı onun yüreğini mutlulukla meşgul eder.

 

Kutsal Kitap

1 Tanrının evine gittiğinde davranışına dikkat et. Yaptıkları kötülüğün farkında olmayan akılsızlar gibi kurban sunmak için değil, dinlemek için yaklaş.
2 Ağzını çabuk açma,
Tanrının önünde hemen konuya girme,
Çünkü Tanrı gökte, sen yerdesin,
Bu yüzden, az konuş.
3 Çok tasa kötü düş,
Çok söz akılsızlık doğurur.
4 Tanrıya adak adayınca, yerine getirmekte gecikme. Çünkü O akılsızlardan hoşlanmaz. Adağını yerine getir!
5 Adamamak, adayıp da yerine getirmemekten iyidir.
6 Ağzının seni günaha sürüklemesine izin verme. Ulağın önünde: ‹‹Adağım yanlıştı›› deme. Tanrı niçin senin sözlerine öfkelensin, yaptığın işi yok etsin?
7 Çünkü çok düş kurmak hayalciliğe ve laf kalabalığına yol açar; Tanrıya saygı göster. anlamına gelebilir.
8 Bir yerde yoksullara baskı yapıldığını, adaletin ve doğruluğun çiğnendiğini görürsen şaşma; çünkü üstü gözeten daha üst biri var, onların da üstleri var.
9 Tarlaların sürülmesini isteyen bir kral ülke için her bakımdan yararlıdır.
10 Parayı seven paraya doymaz,
Zenginliği seven kazancıyla yetinmez.
Bu da boştur.
11 Mal çoğaldıkça yiyeni de çoğalır.
Sahibine ne yararı var, seyretmekten başka?
12 Az yesin, çok yesin işçi rahat uyur,
Ama zenginin malı zengini uyutmaz.
13-14 Güneşin altında acı bir kötülük gördüm:
Sahibinin zararına biriktirilen
Ve bir talihsizlikle yok olup giden servet.
Böyle bir servet sahibi baba olsa bile,
Oğluna bir şey bırakamaz.
15 Annesinin rahminden çıplak çıkar insan.
Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider,
Emeğinden hiçbir şey götürmez elinde.
16 Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider insan.
Bu da acı bir kötülüktür.
Ne kazancı var yel için zahmet çekmekten?
17 Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde
Karanlıkta yiyor.
18 Gördüm ki, iyi ve güzel olan şu: Tanrının insana verdiği birkaç günlük ömür boyunca yemek, içmek, güneşin altında harcadığı emekten zevk almak. Çünkü insanın payına düşen budur.
19 Üstelik Tanrı bir insana mal mülk veriyor, onu yemesi, ödülünü alması, yaptığı işten mutluluk duyması için ona güç veriyorsa, bu bir Tanrı armağanıdır.
20 Bu yüzden insan, geçen ömrünü pek düşünmez. Çünkü Tanrı onun yüreğini mutlulukla meşgul eder.

1. Choice Gleanings Calendar.