Vaiz 7

III. GÜNEŞ ALTINDAKİ YAŞAM İÇİN ÖĞÜT (7:1 – 12:8)

A. Güneş Altında İyi ve Daha İyi Olan (7. Bölüm)

7:1   6’ncı bölümün son ayetleri, bize insanın güneş altında kendisi için neyin en iyi olduğuna karar veremeyeceğini gösterir. Ama Süleyman iyi ve daha iyi olan konularda bazı görüşlere sahiptir. 7’nci bölümde işlediği konu budur. Aslında, “iyi” ve “daha iyi” sözcükleri burada Eski Antlaşma’nın herhangi bir bölümünden çok daha fazla kullanılmıştır.

Öncelikle, iyi bir ad hoş kokulu yağdan iyidir. İyi bir ad, elbette iyi bir karakteri simgeler. Hoş kokulu yağın temsil ettiği ise, pahalı ve hoş kokulu olan şeylerdir. Buradaki düşünce, en pahalı parfümün bile onurlu bir yaşamın yerini asla alamayacağıdır.

Vaiz, ölüm gününün doğum gününden daha iyi olduğunu söyler. Bu ifadesi bizi tahminde bulunmaya zorlar. Bununla kabul edilmiş bir gerçeği mi ima etmektedir, yoksa yalnızca iyi bir üne sahip olan bir adamdan mı söz etmektedir? Bu düşünce gerçek imanlılara uygulandığında, gözlem oldukça yerindedir. Ancak günahlarından tövbe etmemiş ve bağışlanmamış olarak ölen kişiler için bu gözlem kesinlikle doğru değildir.

7:2   Süleyman yas evine gitmenin şölen evine gitmekten daha iyi olduğunu düşünür. Ölüm bütün insanların sonudur. Başka birinin ölümüyle yüz yüze geldiğimizde, kendi ölümümüzü düşünürüz.

Düşünen her insan ölüm gerçeğini hesaba katmalı ve bu kaçınılmaz randevuyla güvenlik içinde yüzleşebileceği bir yaşam felsefesine sahip olmalıdır. Müjde, Kurtarıcı’dan söz eder. Kurtarıcı ölümü aracılığıyla ölüm gücünü elinde bulunduranı, yani İblis’i ölümü aracılığıyla etkisiz kılmış ve yaşamları boyunca ölüm korkusu yüzünden köle olanları kurtarmıştır (İbr.2:14-15).

7:3   Üzüntü gülmekten iyidir. Vaiz ciddiyetin şakacılıktan daha iyi sonuçlar alınmasını sağladığına ikna olmuş gibi görünmektedir. Yaşamın büyük zorluklarıyla göğüs göğse çarpışırken üzüntü zihni açar, gülmekse zaman kaybettirir ve kişilerin önemli konularla ilgilenmelerine engel olur.

Zevk ile iki kilometre yürüdüm;
Yol boyunca hep gevezelik etti,
Ama söylediklerinde hiç bilgelik yoktu.
Üzüntü ile iki kilometre yürüdüm;
Tek bir söz bile etmedi;
Ama Üzüntü benimle yürürken
Ondan öyle çok şey öğrendim ki!
Robert Browning Hamilton

Yüz mahzun olunca yürek sevinir. Bu, yaşamın paradokslarından biridir. Sevinç üzüntüyle bir arada varolabilir. Tanrısız filozoflar bile sıkıntı ve üzüntünün iyileştirici bir etkisi olduğunu düşünürler. Ancak imansız için geçerli olan, Tanrı çocuğu için daha görkemli bir gerçek oluşturur. Üzüntüler ve sıkıntılar, yaşam için gerekli gelişme araçlarıdır. Yaşama Mesih’in sıkıntılarına ilişkin yeni bir değer katarlar. Sıkıntı çekmiş olanlar, kendi sıkıntılarına benzer tecrübeler yaşayan kişileri teselli edebilirler. Bu sıkıntılar aynı zamanda gelecekteki görkemin birer vaadidirler (Rom.8:17).

7:4   Ölüm anında bilge kişi sakindir. Üzüntü ve baskıyla başa çıkabilir, çünkü kökleri derindedir. Akılsızlar ciddi bunalımlara dayanamazlar. Bunalımları kahkaha ve şenlikle bastırmaya çalışırlar. Hastane ve morglardan uzak dururlar, çünkü yaşamın baskılarına dayanacak güçleri yoktur.

7:5   Bilgenin azarını işitmek, akılsızın türküsünü işitmekten iyidir. Yapıcı eleştiri düzeltir, uyarır ve bina eder. Akılsızların boş şenliği, kalıcı değere sahip şeyler üretemez.

7:6   Akılsızın gülmesi, kazanın altındaki çalıların çatırtısı gibidir –gürültülüdür, ama verimli değildir. Yanan çalılar kıvılcım saçar, çatırdar ve patlarlar, ama iyi bir yakıt değildirler. Sınırlı bir ısı oluştururlar ve ateş çabucak söner. Akılsızın gülüşü, kuru gürültü ya da sabun köpüğü gibidir.

7:7   Bilge bir kişi bile haksız kazanç sağladığında akılsızca davranır. Güç delisi olur ve dengesini yitirir. Rüşvet ve yolsuzluğa karışanların karakterleri bozulur. Bir kez rüşvet almaları, önyargısız karar verme güçlerini yitirmelerine neden olur.

7:8   Süleyman’a göre bir olayın sonu başlangıcından iyidir. Belki de buradaki düşüncesi, bir projeye başlarken, ilk aşamada karşılaşılan ağır, sıkıcı iş ve disiplinin üstesinden gelmek için aşılması gereken büyük atalettir. Sonra buradakinin aksine, tamamlanan işe eşlik eden başarı ve doyum duygusu gelir.

Ancak bu kuralın geçerli olmadığını fark etmek çok zor değildir. Doğru işlerin sonu başlangıçlarından iyidir, ama günahın sonu kötüdür. Eyüp’ün son günleri başlangıcından iyiydi (Eyü.42:12), ama kötülerin sonu tanımlanamayacak kadar kötüdür (İbr.10:31).

“Sabırlı kibirliden iyidir” diyen Vaiz’in bu düşüncesi sağlam temel üzerindedir. Sabır çekici bir erdem, kibir ise günahın babasıdır. Sabır, Tanrı’nın beğenisinin kazanılmasını sağlar (Rom.5:4), kibir ise insanı yıkıma götürür (Özd.16:18).

7:9   Ayet, çabuk öfkelenme konusunda insanları uyarmaktadır. Özdenetim eksikliği karakter zayıflığını ortaya koyar. İsmini bilmediğimiz birinin şöyle bir sözü vardır: Bir insanın büyüklüğünü, onu neyin kızdırdığını öğrenerek anlayabilirsiniz. Kin ve öfke, akılsızlıktır. Bilgeler, böyle saçma davranışlarla yaşamlarını mahvetmezler.

7:10   Bir diğer akılsızca davranış, geçmişte yaşamaktır. Eski güzel günler üzerinde ısrarla durulması ve geri dönme isteği, gerçek dışı bir dünyada yaşamak anlamına gelir. Koşullara ayak uydurmak ve her şeye rağmen zafer kazanabilmek daha iyidir. Karanlığı lanetlemek yerine, karanlığa karşı bir mum yakmak daha iyidir.

7:11   Süleyman’ın, “Bilgelik miras kadar iyidir” düşüncesini çeşitli şekillerde anlayabiliriz. İlki, bilgelik bir mirasla birlikte iyidir (NKJV, NASB); bilgelik mirasçının mirasını özenle yönetir. İkincisi, bilgelik miras kadar iyidir (JND). Eğer tek bir miras seçebilseydik, bilgelik iyi bir seçim olurdu. Üçüncüsü, bilgelik miras kadar iyidir; bir zenginlik kaynağıdır. Aynı zamanda güneşi görenler, yani yeryüzünde yaşayanlar için bir üstünlüktür. Bu, 12’nci ayette açıklanır.

7:12   Bilgeliğin paraya benzetilmesinin nedeni, her ikisinin de koruma ve güvenlik sağlamasıdır. Parası olan kişi kendisini fiziksel ve ekonomik kayıplardan koruyabilir. Bilgelik ise ahlâksal ve ruhsal zararlardan korunmayı sağlar. Bilgeliğin üstün olmasının nedeni, bilgeliğe sahip kişilerin yalnızca dünyasal zenginliklerinin değil, yaşamlarının da korunmasıdır.

Mesih’in Tanrı’nın bilgeliği olması ve O’nu bulanların yaşam bulması, bilgeliğin üstünlüğünü gösterir. Bilgeliğin ve bilginin tüm hazineleri Mesih’te gizlidir (Kol.2:3).

7:13   Bilge kişinin yapacağı şey, Tanrı’nın bütün olaylardaki egemen tutumunu düşünmektir. Tanrı’nın eğrilttiğini kim doğrultabilir? Başka bir deyişle, O’nun isteğini değiştirmeyi kim başarabilir? Buyrukları değişmezdir. İnsanların aldatmacalarından etkilenmez.

7:14   Tanrı yaşamlarımızı düzenlerken, hem iyi hem de kötü günlere izin vermeyi uygun bulmuştur. İyi günler geldiğinde sevinmeli ve tadını çıkarmalıyız. Kötü günde ise bunun da Tanrı tarafından gönderildiğini anlamalıyız. Kişinin gelecekte neler olacağını bilmemesi için mutluluk ve sıkıntının O’ndan geldiğini hatırlamalıyız. Gelecekte merhametle de karşılaşabilir, hayal kırıklığına da uğrayabiliriz.

Buradaki düşünce, insanların Tanrı’da kusur bulamamaları için Tanrı’nın iyi ve kötüyü birbirine kattığı olabilir.

Her iki durumda da sonuçlar dünyasaldır. Benliğin ötesine geçemezler.

7:15   Beklemediğimiz bir durumla karşılaştığımızda, “Neler gördüm geçirdim ben” ifadesini kullanırız. Süleyman büyük olasılıkla bunu anlatmak istemektedir. Boş yaşamı boyunca her tür karşıtlığı görmüştür. Doğru insanların ölmesi, kötü insanların ise uzun yaşaması gibi…

7:16   Vaiz bir yandan doğruluk ve bereket, diğer yandan ise günah ve ceza arasındaki sabit ilişkiyi sezememiş, bu nedenle aşırılıklardan kaçınmanın izlenecek en iyi yol olduğuna karar vermiştir. Bu sığ ve Kutsal Kitap’a uygun olmayan sonuç, “ılımlılık yasası” olarak bilinir.

Aşırı doğruluk ve üstün bilgelikten sakınan kişi zamansız yıkımdan kaçabilir. Bu elbette ki gerçek değildir. Tanrı’nın halkı için koyduğu ölçü, günah işlememeleridir (1Yu.2:1). Tanrı’nın, halkına verdiği güvence, işleri tamamlanıncaya kadar yaşayacaklarıdır.

7:17   Süleyman’ın varsayımındaki diğer tehlike, aşırı kötülüktü. Çok kötü olan kişi, zamanından önce ölebilir. Bu nedenle en uygunu orta yolu izlemektir.

Tüm bunların insan mantığı olduğuna şüphe yoktur. Tanrı günaha asla göz yumamaz. O’nun ölçüsü, daima mükemmelliktir.

7:18   Vaiz’e göre, izlenecek en iyi yol bu gerçeği kavramaktır: “Çok doğru kişinin yazgısı” ve karşıt gerçek olan “ahlaksızın kendini yok etmesi”. Tanrı’dan korkan kişi her iki tuzağa da düşmeyecektir.

Bu öğüt, Tanrı’yı günaha ve fesada ılımlı yaklaşır gibi gösterdiğinden, yanlıştır. Öğüdün kaynağı Süleyman’ın güneş altındaki gözlemleridir. Bunu hatırlamadığımız sürece, böyle bir dünyasal düşünce aklımızı karıştırabilir.

7:19   Süleyman, bilgeliğin bilge kişiyi kentteki 10 yöneticiden daha güçlü kıldığına inanır. Bunun anlamı, bilgeliğin silahlı güçten daha etkili olduğudur.

7:20   Bu ayetin, “Çünkü” sözcüğüyle başlaması, daha önceki ayetlerin devamı niteliğinde olduğunu gösterir. Ama hangi ayet? Hepimiz Vaiz’in tanımlamakta olduğu bilgeliğin yararlarına ihtiyaç duyarız, çünkü hepimiz kusurluyuz. Hiç günah işlemeyen doğru insan yoktur. Hiç kimse sürekli iyilik yapamaz.

20’nci ayet genellikle günahın evrenselliğini öğretmek ve bu uyarlamanın yasal olduğunu göstermek için kullanılır. Ancak Leupold şöyle yazar: “20’nci ayet bize, önceki ayette tanımlanmış olan bilgelikle neden daha yakın bir ilişki içinde olmamız gerektiğini söyler. 1

7:21   Kusurlu olduğumuzu kabullenmek, eleştirilerden etkilenmeden engelleri aşmamızı sağlar. Eğer bir hizmetçinin bize sövdüğünü işitirsek, hizmetçi sosyal merdiven basamaklarının daha aşağılarında olmasına rağmen, bizi daha iyi tanımadığı için sevinebiliriz, çünkü o zaman bize sövmek için daha fazla neden bulacaktı!

Şimi Davut’u lanetlediğinde, Avişay onun kafasını kesmek istedi. Davut  ise Şimi’nin kendisini lanetlemesinin bir nedeni olduğunu söyledi (2Sa.16:5-14).

7:22   Aynı konuda suçlu olduğumuzu daima hatırlamalıyız. Yüreğimizde çoğu kez başkalarını lanetlemişizdir. Mükemmellikten bu kadar uzak olmamıza rağmen, başkalarının mükemmel olmalarını bekleriz.

Bu bir mükemmeliyetçinin en büyük düş kırıklıklarından biridir. O her şeyin ve herkesin mükemmel olmasını ister. Ama mükemmel olmayan bir dünyada yaşamaktadır. Başkaları için koyduğu hedeflere aslında kendisi de ulaşamaz.

7:23   Vaiz olağanüstü bilgeliğini yaşamın tüm bu yönlerini araştırmak için kullandı. Tüm gizemleri çözmek için yeterince bilge olmak istiyordu. Ancak tüm araştırmalarını Tanrı’dan ayrı yaptığından, elde etmek istediği yanıtların kendisinden kaçtıklarını anladı. Tanrı’dan özel bir açıklama almadan, yaşam çözülmez bir bilmece olarak kalır.

7:24   Bilgelik uzak ve çok derindir. Dünya bilmecelerle doludur. Birçok şey keşfedilmeden kalır. Gizler ve yanıtlanmamış sorular bizi rahatsız eder.

7:25   Uğradığı başarısızlığa rağmen Süleyman, daha fazla bilgelik ve çözüm aramaya devam etti. Kötülüğün akılsızlık, akılsızlığın delilik olduğunu anlamak için kafa yordu; insanların neden kendilerini eğlence ve utanca terk ettiklerini bilmek istiyordu.

7:26   Bu bağlamda, ahlâksız bir kadının ya da bir fahişenin ölümden acı olduğunu düşündü. Bu kadının aklı erkekleri tuzağa düşürmek için çalışıyordu. Kadının kendisi tuzak, yüreği kapan, elleri zincirdi. Amacı Tanrı’yı hoşnut etmek olan herkes bu kadının tuzaklarından kaçmalıdır. Ama böyle bir kadın günah işleyen adamın yoluna çıktığında şüphesiz onu tutsak eder.

Burada sözü edilen kadın büyük olasılıkla dünyayı ya da dünyasal bilgeliği simgeleyebilir (Kol.2:8; Yak.3:15).

7:27,28   27-29’uncu ayetler, Süleyman’ın insanlar konusundaki genel hayal kırıklığını ifade ediyor gibidirler. Biriyle ilk kez karşılaştığında büyük beklentileri vardır, ama karşılaştığı kişiyi yakından tanıdıktan sonra umutları kırılır. Hiç kimse aradığı ideal kişiyle karşılaşmamıştır. Belki öncekinden daha çekici birini görüp “bu kişiyi daha yakından tanıyıp daha kişisel bir dostluk geliştirmek isterdim” diye düşünebilir. Ama zaman geçtikçe, yeni tanıdığı bu kişi onu düş kırıklığına uğratır. Mükemmel kişinin ancak bir yabancı olabileceğinin farkına varır, ama çok geçmeden bu yakınlaşmasının aşağılanmayla sonuçlanacağını görür.

Süleyman kaç tane gerçek dostu olduğunu hesaplamaya karar verdi. Tanıdığı insanlar arasında kaç kişi gerçek dostu olmuştu?

Sürekli mükemmel kişiyi aramış, ama böyle birine asla rastlayamamıştı.

Öğrendiği şey, iyi erkeklerin az, iyi kadınların ise daha da az olduğuydu. Bin kişi arasında, istediği özelliklere sahip bir kişi buldu; sadık, güvenilir ve bencil olmayan bir dost.

Ama bin kişi arasında onu etkileyebilecek mükemmellikte bir kadın bulamadı. Böylesine bir erkek şovenizminin birden patlak vermesi anlaşılmaz ve inciticidir. Ancak bunun nedeni, yargılarımızın Hıristiyan ilke ve değerlerinin üzerinde temellenmiş oluşudur. Böyle bir ifade, Tanrı’ya her gün bir kadın olarak doğmadığı için şükreden bir Yahudi din bilginini şaşırtmazdı. Yine aynı şekilde, kadınların köle ya da mal olarak görüldüğü bazı kültürlerde yaşayan erkekler için de böyle bir ifade şaşırtıcı değildir.

Yorumcuların Süleyman’ın sert sözlerini yumuşatmaya gayret göstermeleri yanlıştır. Büyük olasılıkla Vaiz ne söylediğini bilmektedir. Onun vardığı sonuç, dünyasal düşüncelere sahip erkekler tarafından bugün de paylaşılmaktadır.

Süleyman’ın kadına bakışı tek yanlıydı. G. Campbell Morgan bu ifadeye şu sözleriyle daha dengeli bir görüş katmıştır:

Kadınlar iyi ya da kötü, çok etkili bir güce sahiptirler. Bir keresinde çok zeki gözlemcilerden birinin insan tarihinde insanlığı yücelten büyük bir akım oluşmadığını söylediğini duymuştum. Ona göre bu gerçeğin kadınların etkisiyle yakından ilişkisi vardı. Bu ifadenin gerçeği ne kadar yansıttığını bilmiyorum, ama yine de gerçek payı olabilir. Aynı şekilde, kadınlar insan soyunun bozulmasında da önemli bir rol oynamışlardır. Soylu kadınların çoğunlukta olduğu bir toplum güçlüdür. Bunun tersi ulusların yıkımına yol açar. Kadın, iyi ya da kötünün son kalesidir. Şefkat ve zulüm kadında en üst derecelerine ulaşır. 2

Süleyman daha sonra edebiyat alanında kadınlar için yazılan en soylu övgülerden birini kaleme alarak kendini kurtarmıştır: Özdeyişler 31. Süleyman Vaiz Kitabı’nda insan önyargısının yersel düzleminde yazar, ama 31. Özdeyiş’te yazdıkları Tanrı açıklamasının yüksek doruğundayken yazdıklarıdır.

Hıristiyanlıkla birlikte kadın, saygınlığının doruğuna ulaşmıştır. Rab İsa, kadının Gerçek Dostu ve onu özgür kılan kişidir.

7:29   Vaiz, karşılaştığı insanların kendisinde yarattığı sonsuz düş kırıklığı üzerinde düşünürken, insanın başlangıçtaki konumunu nasıl yitirdiğini düşünür. Tanrı insanı kendi benzeyişinde yarattı. Ama günaha düşerek bu benzeyişin bozulmasına yol açtı.

Bugünkü konumunda bile insan, mükemmele ulaşmak için gerekli sezgiye sahiptir. Yaşamı boyunca her şeyin mükemmelini aramayı sürdürür. Ancak bu mümkün değildir. Güneş altında yapılan arama sonuç vermez. Yeryüzündeki tek mükemmel yaşam, Rab İsa Mesih’in yaşamıdır. Ama O da güneşin üstündedir. Tanrı’nın sağında yüceltilmiş olarak oturmaktadır. Tanrı, insanın mükemmelliğe olan açlığını Mesih’le giderir. Bu açlığı giderecek başka hiçbir şey ya da hiç kimse yoktur.

 

Kutsal Kitap

1 İyi ad hoş kokulu yağdan,
Ölüm günü doğum gününden iyidir.
2 Yas evine gitmek, şölen evine gitmekten iyidir.
Çünkü her insanın sonu ölümdür,
Yaşayan herkes bunu aklında tutmalı.
3 Üzüntü gülmekten iyidir,
Çünkü yüz mahzun olunca yürek sevinir.
4 Bilge kişinin aklı yas evindedir,
Akılsızın aklıysa şenlik evinde.
5 Bilgenin azarını işitmek,
Akılsızın türküsünü işitmekten iyidir.
6 Çünkü akılsızın gülmesi,
Kazanın altındaki çalıların çatırtısı gibidir.
Bu da boştur.
7 Haksız kazanç bilgeyi delirtir,
Rüşvet karakteri bozar.
8 Bir olayın sonu başlangıcından iyidir.
Sabırlı kibirliden iyidir.
9 Çabuk öfkelenme,
Çünkü öfke akılsızların bağrında barınır.
10 ‹‹Neden geçmiş günler bugünlerden iyiydi?›› diye sorma,
Çünkü bu bilgece bir soru değil.
11 Bilgelik miras kadar iyidir,
Güneşi gören herkes için yararlıdır.
12 Bilgelik siperdir, para da siper,
Bilginin yararı ise şudur:
Bilgelik ona sahip olan kişinin yaşamını korur.
13 Tanrının yaptığını düşün:
Onun eğrilttiğini kim doğrultabilir?
14 İyi günde mutlu ol,
Ama kötü günde dikkatle düşün;
Tanrı birini öbürü gibi yaptı ki,
İnsan kendisinden sonra neler olacağını bilmesin.
15 Boş ömrümde şunları gördüm:
Doğru insan doğruluğuna karşın ölüyor,
Kötü insanın ise, kötülüğüne karşın ömrü uzuyor.
16 Ne çok doğru ol ne de çok bilge.
Niçin kendini yok edesin?
17 Ne çok kötü ol ne de akılsız.
Niçin vaktinden önce ölesin?
18 Birini tutman iyidir,
Öbüründen de elini çekme.
Çünkü Tanrıya saygı duyan ikisini de başarır.
19 Bilgelik, bilge kişiyi kentteki on yöneticiden daha güçlü kılar.
20 Çünkü yeryüzünde hep iyilik yapan,
Hiç günah işlemeyen doğru insan yoktur.
21 İnsanların söylediği her söze aldırma,
Yoksa uşağının bile sana sövdüğünü duyabilirsin.
22 Çünkü sen de birçok kez
Başkalarına sövdüğünü pekâlâ biliyorsun.
23 Bütün bunları bilgelikle denedim:
‹‹Bilge olacağım›› dedim.
Ama bu beni aşıyordu.
24 Bilgelik denen şey
Uzak ve çok derindir, onu kim bulabilir?
25 Böylece, bilgelik ve çözüm aramaya, incelemeye, kavramaya,
Kötülüğün akılsızlık, akılsızlığın delilik olduğunu anlamaya kafa yordum.
26 Kimi kadını ölümden acı buldum.
O kadın ki, kendisi tuzak, yüreği kapan, elleri zincirdir.
Tanrının hoşnut kaldığı insan ondan kaçar,
Günah işleyense ona tutsak olur.
27 Vaiz diyor ki, ‹‹Şunu gördüm:
Bir çözüm bulmak için
Bir şeyi öbürüne eklerken
28 -Araştırıp hâlâ bulamazken-
Binde bir adam buldum,
Ama aralarında bir kadın bulamadım.
29 Bulduğum tek şey:
Tanrı insanları doğru yarattı,
Oysa onlar hâlâ karmaşık çözümler arıyorlar.››

1. A.g.e., s.167.

2. G. Campbell Morgan, Searchlights from the Word, s.217.