Yakup 1

YORUM

I. SELAMLAMA (1:1)

Yazar kendisini, Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu ben Yakup diye tanıtarak mektubuna başlar. Eğer yazar, bizim de düşündüğümüz gibi, Rab’bin aynı anneden olma kardeşi ise, yaşamında harika bir değişiklik olmuş demektir. Önceleri Rab İsa’ya inanmıyordu (Yu.7:5). İsa’nın aklını kaçırmış olduğu düşüncesine katılmış da olabilir (Mar.3:21). Ancak Rabbimiz sabırla sözün tohumlarını ekmiştir. Pek önemsenmemişse de Tanrı’nın Egemenliği’nin önemli ilkelerini öğretmiştir. Ardından da bu tohumlar Yakup’un yaşamında kök salmış ve harika bir değişime yol açmıştır. Kuşkucu kişi köle olmuştur ve bunu belirtmekten de utanç duymamaktadır!

Yakup kendisinin, Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu olduğunu belirtirken, haklı olarak Tanrı’yı ve Rab İsa’yı aynı düzeyde görmektedir. Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u da onurlandırmaktadır (Yu.5:23). Yakup, “Hiç kimsenin iki efendiye kulluk” edemeyeceğini biliyordu (Mat.6:24). Ancak yine de kendisini hem Tanrı’nın hem de Rab İsa’nın kulu olarak görüyordu. Baba Tanrı ile Oğul Tanrı birbirine eşit olduğundan, bunda hiçbir çelişki yoktur.

Mektup dağılmış olan on iki oymağa hitaben yazılmıştır (Dispersion, Grekçe’de Diaspora). Bu insanlar, İsrail’in on iki oymağına bağlı, doğuştan Yahudi olan kişilerdi. İsrail’in günahından ötürü ülkelerinden atılıp Akdeniz’in çevresindeki ülkelere dağılmışlardı. Asıl dağılma ise İ.Ö. 721’de Asurlular’ın elinde tutsak düşen on oymağın yaşamış olduğu olaydır. Bunların çok az bir bölümü Ezra ve Nehemya’nın günlerinde ülkesine geri dönmüştür. Pentikost Günü’nde, dünyanın her ülkesinden gelmiş dindar Yahudiler Yeruşalim’de bulunuyordu (Elç.2:5). Bunlara dağılmış olan Yahudiler de denebilir. Ancak daha sonra, İsa Mesih’e inanmış Yahudiler’in dağılması olayı gerçekleşti. Elçilerin İşleri 8:1’de, çoğu Yahudi kökenli olan ilk Mesih inanlılarının, Saul’un baskısı sonucu, Yahudiye ve Samiriye’nin her yanına dağıldıklarını okuyoruz. İmanlıların Fenike, Kıbrıs ve Antakya’ya sürüldüklerini okuduğumuzda yine bu dağılmadan söz edilmekte olduğunu görürüz. Dolayısıyla Yakup’un bu mektubu yazdığı kişiler, bu kriz zamanlarından birinde dağılmış olan Yahudiler olabilir.

Tüm gerçek imanlılar bu dünyada yabancılar ve konuklar durumunda olduğundan (Flp.3:20; 1Pe.2:11) bu mektubu, doğrudan olmasa bile, kendimize yazılmış gibi kabul edebiliriz.

Daha zor olan ise, Yakup’un İsa Mesih’e iman etmiş olan Yahudiler’e mi, iman etmemiş olanlara mı, yoksa her ikisine de mi hitap ettiğini anlamaktır. Yazarın bu mektubu öncelikle yeniden doğmuş, gerçek imanlılara yazdığı hissedilmektedir (1:18). Ancak zaman zaman yeni iman eden ya da henüz iman etmemiş kişilere de hitap etmektedir. Mektubun çok erken bir tarihte yazılmış olduğunu gösteren kanıtlardan birisi ise; İbrani imanlılarla iman etmemiş Yahudiler arasındaki farkın henüz belirginleşmemiş olmasıdır.

II. DENENMELER VE AYARTILAR (1:2-7)

1:2   Bu bölümde Yakup ayartılma konusuna değinmekte ve bu sözcüğü iki farklı anlamda kullanmaktadır. 2-12’inci ayetlerde denenmelerden, Tanrı’dan gelen ve imanımızın gerçekliğini sınayan ve bizi Mesih’e benzer hale getiren kutsal denenmeler ya da sorunlar olarak söz edilir. 13-17. ayetlerde ise, bizi günaha sürükleyen ve kutsal olmayan ayartılardan söz edilir. Mesih inanlısının yaşamı sorunlarla doludur. Bu sorunlar hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkıverir. Bazen teker teker, bazen de birçoğu aynı anda gelir. Kaçınılmazdırlar. Yakup, “çeşitli denemelerle yüz yüze gelirseniz” değil, geldiğinizde diyor. Denemelerden asla kaçamayız. Asıl konu, sorunlar ya da denemelerle karşılaştığımızda ne yapacağımızdır.

Yaşamdaki bu sıkıntı ve denemelere karşı değişik tepkiler gösterebiliriz. Meydan okuma ruhuyla onlara karşı başkaldırıp (İbr.12:5) kendi gücümüzle zafer kazanacağımızı sanırız. Ya da tümüyle cesaretimizi yitirip vazgeçmemiz de mümkündür (İbr.12:5). Bu ise kadercilikten başka bir şey değildir ve bizi, Rab’bin insanları kayırıp kayırmadığı konusunu sorgulamaya kadar götürür. Ayrıca sorunlarımızdan sürekli şikayet edip homurdanan birisi de olabiliriz. Bu, Pavlus’un bizi 1.Korintliler 10:10’da uyardığı konudur. Sürekli kendine acıyan, yalnızca kendisini düşünüp diğerlerinin ilgisini çekmeye çalışan birisi haline gelmemiz de olasıdır. Ya da yaşamın çelişkileri ve sorunları bizim eğitilmemize yaramış olur (İbr.12:11). Aslında şöyle diyebiliriz: “Başıma bu derdin gelmesine Tanrı izin verdi. Benim için iyi bir amacı olmalı. Bunun ne olduğunu henüz bilmiyorum, ama öğrenmeye çalışacağım. Yaşamımda Tanrı’nın amaçlarının gerçekleşmesini istiyorum.” Yakup da böyle demektedir: “Kardeşlerim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğiniz zaman bunu büyük sevinçle karşılayın.” İsyan etmeyin! Gücünüzü yitirmeyin! Sevinin! Bu sorunlar sizi yok etmeye yönelik düşmanlar değildir. Kişiliğinizi geliştirecek olan arkadaşlarınızdır.

Tanrı her bir çocuğunun Mesih’e benzer olması için uğraşmaktadır. Tabii bu süreçte acı çekme, yılma ve şaşkınlık da olacaktır. Ruhun meyvesi her taraf pırıl pırıl güneşliyken oluşmaz, kara bulutlarla yağmura da gereksinim vardır. Denemeler hiçbir zaman hoşa gitmez. Çok zor ve aşılmaz görünmesine rağmen, sonradan bu eğitimden geçmiş olanlara doğruluğun huzur dolu meyvesini sunarlar (İbr.12:11). İmanlıların bu tür krizleri atlattıktan sonra şöyle dediklerini duymuşsunuzdur: “Çok zordu, ama bu tecrübeyi hiçbir şeye değişmem.”

1:3   Yakup bu ayette imanın sınanmasından söz etmektedir. Yakup imanı, testten geçen değerli bir metale benzetmektedir. Bu metal zulüm, hastalık, acı ve kederin ateşlerine maruz kalmaktadır. Sorunlar olmasaydı dayanma gücümüz asla gelişmezdi. Dünyadaki hemen herkes sorunların karakteri güçlendirdiğini bilir. Tanınmış sanayici Charles Kettering şöyle demiştir: “Sorunlar gelişmenin ücretidir. Bana sorundan başka bir şey getirmeyin. Kolay şeyler beni güçsüzleştiriyor.”

1:4   Yakup, “Dayanma gücü detam bir etkinliğe erişsin” diyor. Bazen sorunlardan o kadar bunalırız ki, deneme bir an önce bitsin diye her yola başvururuz. Amacının ne olduğunu Rab’be sormadan, sıkıntıdan kurtulabilmek için uğraşır dururuz. Bu şekilde belki de Tanrı’nın yaşamımızdaki tasarısını engellemiş, bozmuş oluruz. Ardından da daha ileriki bir dönemde, O’nun amaçlamış olduğu şeyin bizde gerçekleşmesi için daha uzun bir denenmeye tabi tutulabiliriz. Dayanma gücümüzü geliştiren olaylardan kaçmamalıyız. Tanrı’yla sürekli ilişkide bulunarak olgun, çok yönlü ve eksiği olmayan Mesih inanlıları haline gelebiliriz.

Denemelerden geçerken asla umudunu yitirmiş ya da cesareti kırılmış biri haline gelmemeliyiz. Hiçbir sorun Babamız için çok büyük değildir. Yaşamda bazı sorunlar hiçbir zaman ortadan kalkmayacaktır. Onları kabullenip O’nun lütfunun yeterli olduğunu göstermeliyiz. Pavlus üç kez Rab’den kendisinde bulunan rahatsızlığı gidermesini istedi. Ama Rab bunu yapmadı ve ona ancak dayanabilmesi için gereken lütfu sağladı (2Ko.12:8-10).

Tanrı’nın ortadan kaldırmayacağını gördüğümüz sorunlarla karşılaştığımızda, O’nun isteğine boyun eğmeliyiz. Yetenekli ama kör olan bir kız çocuğu, sekiz yaşında şu ilahiyi yazmıştır.

Görmesem de,
Ne kadar mutluyum.,
Eminim bu dünyada,
Sürekli huzurlu olacağım,,
Ne güzel şeyler var,
Başkalarının zevk almadığı,,
Görmediğim için üzülmek mi!?,
Yapamam ve yapmayacağım da!,
Fanny Crosby

Esenlik Tanrı’nın isteğine boyun eğmekle bulunur.

Hayattaki bazı sorunlar ise öğrenmemiz gereken dersi öğrendiğimiz zaman ortadan kalkar. Metali işleyen usta, onun istediği şekli aldığını görünce ateşi kapatır. Çoğumuz sorunları Tanrı’nın açısından görecek bilgeliğe sahip değiliz. Anlık rahatsızlıklarla meşgul olan, kısa vadeli düşünen kişileriz. Tanrı’nın hiç acele etmeden, sıkıntılar yoluyla bizi geliştirdiğini unutuyoruz (Mez.4:1).

1:5   Sorunlarımızla kendi bilgeliğimize dayanarak boğuşmak zorunda değiliz. Sıkıntı geldiğinde yeterli bilgeliğe sahip değilsek, Tanrı’ya gidip içimizi dökmeliyiz. Tanrı, amacının ne olduğunu anlamak isteyenlere yol gösterecektir. Kişiler, Tanrı’nın kendilerini azarlayacağını da düşünmemelidirler, çünkü Tanrı öğrenmek isteyen, söz dinlemeye hazır kişileri sever. Hepimiz bilgelikte eksik kişileriz. Kutsal Kitap karşılaştığımız her bir sorun için özgün yanıtlar vermez. Ancak Tanrı’nın sözü temel ilkeleri gösterir. Bu ilkeleri, ortaya çıkan sorunları çözmede kullanması gerekenler bizleriz. Bu nedenle de bilgeliğe gereksinimimiz var. Ruhsal bilgelik, Rab’bin öğrettiklerini günlük sorunlara uygulayabilmektir.

1:6-8   Tanrı’ya, hiç kuşku duymadan, imanla yaklaşmalıyız. O’nun seven, kayıran ve Her Şeye Gücü Yeten Tanrı olduğuna inanmalıyız. Eğer O’nun iyiliğinden ve gücünden kuşkulanırsak, sıkıntı anında da huzur içinde olamayız. Bir an için O’nun vaatlerine dayanıp esenlik bulur, sonra ise Tanrı’nın bizi unuttuğunu düşünürüz. Rüzgarın sürükleyip savurduğu deniz dalgasına benzeriz. İyimserlik ile kötümserlik arasında gidip gelen bir imanla Tanrı’yı onurlandıramayız. O, böyle kararsız ve değişken insanlara bilgelik vermez (7 ve 8’inci ayetler). 5 ve 8’inci ayetlere göre; bilgeliğin kaynağı Tanrı’dır, bu bilgelik duayla elde edilir. Herkese cömertçe ve azarlamadan verilir, ancak önemli olan nokta, bunu hiç kuşku duymadan, imanla istemektir.

1:9   İlk bakışta 9-11’inci ayetlerin yepyeni bir konuya değinmekte olduğu düşünülebilir. Ancak Yakup Tanrı’dan gelen denemelerle ilgili örnekler vermektedir. İnsan zengin olsun yoksul olsun, yaşamın dert ve sorunlarından ruhsal yararlar sağlayabilir. Örneğin, düşkün olan bir kardeş umudunu yitirdiği zaman, Tanrı’nın bir mirasçısı, Mesih İsa ile birlikte vaadin ortak mirasçısı olduğunu düşünüp sevinebilir. Her şeyin Mesih’e ve Mesih’in de Tanrı’ya ait olduğunu anımsayarak teselli bulabilir. Düşkün olan kardeş, büyük olasılıkla kendi durumunu kontrol edemeyecek bir durumdadır. Bu onun tembel ve ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Ancak, Tanrı onun belirli bir gelire sahip olmasını uygun görmüştür. Belki de o kişi zengin olsaydı Mesih’i kabul etmeyecekti. Şimdi Mesih’te olduğuna göre her türlü ruhsal berekete sahiptir. Öyleyse yapması gereken nedir? İçinde bulunduğu koşullardan dolayı isyan mı etmeli? Kin dolu ve kıskanç biri mi olmalı? Hayır. Kendi denetiminde olmayan ve Tanrı’dan gelen bu durumu kabullenmeli ve sahip olduğu ruhsal bereketlerden ötürü sevinmelidir.

Birçok Mesih inanlısı cinsiyetine, boyuna, yaşına hatta yaşama karşı bir isyan içindedir. Gençler yaşlı, yaşlılar ise genç olmak için özlem duyarlar. Kısa boylular uzun boylulara imrenirken, uzun boylular ise fazla dikkat çekmekten rahatsız olurlar. Hatta bazıları, “Keşke hayatta olamasaydım!” bile der. Bunların tümü yanlıştır! Mesih inanlısı, Tanrı’dan gelen ve değiştiremeyeceği şeyleri kabullenmelidir. Bunlar Tanrı’nın bizim için seçtiği şeylerdir ve bunları Tanrı’nın yüceliği ve başkalarının yararı için en iyi şekilde kullanmalıyız. Pavlus’la birlikte şöyle demeliyiz: “…şimdi ne isem, Tanrı’nın lütfuyla öyleyim” (1Ko.15:10). Eksiklerimizi unutup başkalarına hizmet etmeye dalarsak, insanların bizi, dış görünüşümüze bakmadan olduğumuz gibi sevdiklerini görürüz.

1:10-11   Yakup şimdi de zenginlere yönelir. Ancak ilginçtir ki, “Zengin olansa kendi düşkünlüğüyle övünsün” diyor. Bu ayet Yeremya 9:23-24 ile uyuşmaktadır.

Rab şöyle diyor:

“Bilge kişi bilgeliğiyle, Güçlü kişi gücüyle, Zengin kişi zenginliğiyle övünmesin. Dünyada iyilik yapanın, Adaleti, doğruluğu sağlayanın Ben Rab olduğumu anlamakla Ve beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü ben bunlardan hoşlanırım” diyor RAB.

Hatta zengin insan varlığını yitirdiğinde daha mutlu olması mümkündür. Belki de bu şekilde Rab İsa’ya iman edebilir. Ya da imanlı biriyse, cennette daha iyi ve kalıcı malının olduğunu bilerek mallarının yağma edilmesini sevinçle karşılayabilir (İbr.10:34). Dünyasal zenginlikler bir kır çiçeği gibi solup gitmeye mahkûmdur (Yşa.40:6-7). Eğer bir insanın maddi zenginlik dışında bir şeyi yoksa, tüm planları mezarda son bulur. Yakup, zenginliğin ve zengin insanın yaşamının geçiciliğini betimlemek için otu kullanıyor. Zengin adam da aynı şekilde kendi uğraşları içinde kaybolup gidecektir. Elbette burada anlatılmak istenen, ne güneşin ne de rüzgarın ruhsal değerlere zarar veremeyeceğidir. Bizi geçici şeyleri sevmekten alıkoyup ilgimizi göksel değerlere yönelten her deneme, kılık değiştirmiş bir berekettir. Dolayısıyla alçakgönüllüyü yücelten aynı lütuf, zengini de alçakgönüllü yapmaktadır. Her biri ayrı ayrı sevinç kaynağıdır.

1:12   Yakup kutsal denemelerle ilgili tartışmayı sonlandırırken, sıkıntılara dayanan kişiyi kutsar. Böyle birisi denemeye dayandığında ya da denemeden başarıyla çıktığı zamanyaşam tacını alacaktır. Buradaki taç, herhangi bir dünyasal kralın tacı değil, galip gelenin Mesih’in yargı kürsüsünde ödül olarak alacağı taçtır. Sonsuz yaşam, elbette ki bu denemelerden başarıyla geçenlere ödül olarak verilecek bir şey değildir, ancak sabrederek dayananlar onurlandırılacak ve cennette sonsuz yaşamdan daha büyük bir zevk alacaklardır. Cennette herkesin bardağı dolu olacaktır, ama duyulacak mutluluğa bağlı olarak bardakların büyüklükleri de farklı olacaktır. Yaşam tacı ifadesiyle kastedilen de, cennetin yüceliklerinden duyulacak mutluluğun ölçüsü olsa gerek.

Şimdi bu denemeleri kendi yaşamlarımıza uygulayalım. Değişik denemelerle karşı karşıya kaldığımızda nasıl tepki gösteriyoruz? Bunu şanssızlık olarak görüp yakınıyor muyuz, yoksa Rab’be teşekkür mü ediyoruz? Sıkıntılarımızı herkese duyuruyor muyuz, yoksa sessizce mi katlanıyoruz? Durum ve koşulların düzeleceği günü mü bekliyoruz, yoksa Tanrı’nın amacını sezmeye mi çalışıyoruz? Kendimizi acındırmaya mı çalışıyoruz, yoksa başkalarına hizmet etmeyi mi hedefliyoruz?

1:13   Bu ayetten itibaren kutsal olmayan ayartılara değinilmektedir (13-17’nci ayetler). Nasıl kutsal denemeler bizi geliştirmeye yönelikse, kutsal olmayan ayartılar da tökezletmeye yöneliktir. Şurası iyi bilinmelidir ki, ayartılma Tanrı’dan kaynaklanmaz. Tanrı imanlarıyla ilgili olarak insanları dener, ancak asla kimseyi ayartmaz.

1:14   İnsanlar, günahlarının sorumluluğundan kaçmak için bahaneler yaratmakta zorlanmazlar. Tanrı’yı suçlayamazlarsa, modern psikolojinin günahı bir hastalık olarak gördüğünü öne sürmeye çalışırlar. Bu şekilde, yargılamadan kaçmayı umut ederler. Ancak günah bir hastalık değil, insanların hesap vermek zorunda oldukları ahlâksal bir zayıflıktır. Bazıları günah konusunda cansız maddeleri bile suçlamaya çalışır. Ancak, cansız “şeyler” günahlı değildir. Günah onlarla başlamaz. Yakup konunun özüne inmekte ve şöyle demektedir: “Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır.” Günah içimizden; eski, kötülük dolu, ıslah olmamış benliğimizden kaynaklanır. İsa şöyle der: “Kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır” (Mat.15:19).

14’üncü ayette Yakup’un “arzular”1 olarak kullandığı sözcük, iyi ya da kötü bir şeyi arzulamayı belirtebilir. Sözcüğün kendisi ahlâksal açıdan nötrdür. Ancak Yeni Antlaşma’da çoğu zaman kötü şeyleri arzulama anlamında kullanılmıştır ve burada da kötü anlamdadır. Çekiciliğini kullanıp insanları tuzağa düşüren kötü düşünceli bir kişiye benzetilebilir. Aslında hepimiz ayartıcı durumlarla karşılaşırız. Bizi sürekli günaha sürükleyen kötü arzu ve isteklerimiz vardır. O zaman biz, kendi arzularımızla sürüklenip ayartılan çaresiz kurbanlar mıyız? Hayır! Tüm günahlı düşünceleri zihnimizden uzaklaştırıp pak ve kutsal olan şeylere yoğunlaşabiliriz (Flp.4:8). Ayrıca ayartıldığımız sırada Rab’bi çağırabilir ve şu ayeti hatırlayabiliriz: “Rab’bin adı güçlü kuledir, O’na sığınan doğru kişi için korunaktır” (Özd.18:10).

1:15   Eğer öyleyse neden günah işliyoruz? İşte yanıtı: Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Kötü düşünceleri zihnimizden atacağımıza, onu daha da besler ve bundan zevk alırız. Bu kabullenme cinsel ilişkiye benzetilir. Arzu gebe kalır ve GÜNAH adında iğrenç bir bebek doğar. Yani yasak olan bir şeyi yeterince uzun bir süre düşünürsek, sonunda onu yaparız. Arzunun gebe kalıp günah doğurması, Davut ve BatŞeva olayında canlı bir şekilde görülür (2Sa.11:1-27).

Yakup, günah olgunlaşınca da ölüm getirir diyor. Günah kısır, kurak bir şey değildir, üreyip çoğalır. Günahın ölümü getirmesi çeşitli şekillerde yorumlanabilir. İlk olarak, Adem’in günahının kendisi ve soyuna getirdiği fiziksel ölümü düşünebiliriz (Yar.2:17). Günah aynı zamanda, insanı Tanrı’dan ve bereketlerden sonsuza dek ayıracak olan ruhsal sonsuz ölüme de götürebilir (Rom.6:23). Günahın ölümle sonuçlanması bir imanlı için de mümkündür. Örneğin, 1.Timoteos 5:6’da zevk içinde yaşamakta olan dul kadının yaşarken bile ölü durumda olduğunu anlıyoruz. Bu onun, Tanrı’nın kendisini kurtarmadaki amacını yerine getirmeksizin, yaşamını boşa harcadığı anlamına gelir. Bir Mesih inanlısının Tanrı’yla paydaşlık içinde olmaması, onun yaşayan bir ölü olduğunu gösterir.

1:16-17   Günah işleyen insanların kendileri yerine Tanrı’yı suçlamaları sık sık rastlanan bir durumdur. Bir şekilde yaratıcılarına şöyle demektedirler: “Neden beni böyle yarattın?” Ancak, bu kendini aldatmaktır. Tanrı’dan yalnızca iyi armağanlar gelir. Aslınsa O, her nimet ve her mükemmel armağanın kaynağıdır.

Yakup Tanrı’yı Işıklar Babası olarak tanımlıyor. Kutsal Kitap’ta Baba sözcüğü yaratıcı ve kaynak gibi anlamlarda kullanılır (Eyü.38:28’e bkz.). Dolayısıyla, Tanrı ışıkların kaynağı ya da yaratıcısıdır. Peki ışıklar nedir? Kuşkusuz güneş, ay, yıldızlar gibi göksel cisimlerini kapsamaktadır (Yar.1:14, 18; Mez. 136:7). Ancak, Tanrı aynı zamanda tüm ruhsal ışığın da kaynağıdır. Dolayısıyla O’nun evrendeki her türlü ışığın kaynağı olduğunu da unutmamalıyız. Kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi yoktur. Tanrı, yaratmış olduğu maddeler gibi değildir. Maddeler sürekli değişirler, ancak Tanrı değişmez! Belki de Yakup, güneş ve yıldızların gitgide azalan parlaklıkları yanında, onların dönmekte olan dünyaya göre yerlerinin değişmesini de düşünmektedir. Değişim güneş, ay ve yıldızların bir özelliğidir. Döneklik gölgesi ifadesi, dönmeyle ortaya çıkan gölgeyi kastediyor olabilir. Türkçe bir çeviride kullanılan dönek sözcüğü ‘sözüne güvenilmeye’ anlamına gelmektedir. Bir başka Türkçe çeviride ise “gölge salan dönüş” ifadesi kullanılmıştır, ki burada anlatılan konuya daha uygun bir çeviridir. Bu, güneşin çevresinde dönen dünyanın üzerinde oluşan gölgelere işaret ediyor da olabilir. Ya da ay ve güneş tutulmaları kastedilmektedir. Örneğin, güneş tutulması ayın gölgesinin dünya üzerine düşmesiyle ortaya çıkar. Ancak, Tanrı söz konusu olduğunda durum farklıdır. O’nda değişme, dönme sonucu oluşan bir gölge yoktur. Armağanları ise, Kendisi gibi mükemmeldir. Bu nedenle O’nun, insanı günaha sevk edebileceği düşünülemez bile. Ayartılmanın nedeni, insanın kendi kötü doğasıdır.

İmanımızı, bizi günaha iten ayartıcı şeyler konusunda teste tâbi tutalım. Kötü düşüncelerin zihnimizde kalması için mi uğraşıyoruz, yoksa onları hemen kendimizden uzaklaştırıyor muyuz? Günah işlediğimizde gerçekten, “Buna engel olamadım” diyebilir miyiz? Günaha eğilim duyduğumuzda Tanrı’yı suçluyor muyuz?

III. TANRI’NIN SÖZÜ (1:18-27)

Önceki ayette Yakup, Tanrı’dan Işıklar Babası olarak söz etmişti. Şimdi ise, O’nun bizim de Babamız olduğunu ve yarattığı evrende bize de bir rol vermiş olduğunu anımsatıyor. Üzerimize düşen görevi, gerçeğin bildirisine itaat ederek yerine getirebiliriz (19-27’nci ayetler).

1:18   Bu bölüm, Kutsal Ruh’un da belirttiği gibi, Tanrı’nın sözü ile ruhsal olarak yeniden doğulduğunda ortaya çıkan duruma yöneliktir. “O, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu.Kendi isteği uyarınca ifadesi, bizi kurtarmaya O’nu yönelten şeyin ne olduğunu gösterir. Tanrı, bizde gördüğü herhangi bir çabadan ötürü kendisini mecbur hissettiğinden dolayı değil, bunu istediği için yapmıştır. Bize duyduğu sevgi kazanılan, satın alınan bir şey değildi. Tümüyle O’nun gönüllü yaklaşımına dayalıydı. Bu, bizim O’na tapınmamızı sağlamalıdır! Yaşama kavuşturdu ifadesi, yeniden doğma gerçeğini belirtir. Doğumdan sonra geri dönüşün söz konusu olmayışı gibi, ruhsal doğumla O’nun çocukları olduktan sonra da geri dönmek söz konusu değildir. Gerçeğin bildirisiyle Kutsal Kitap, yeniden doğmanın yoludur. İsa Mesih’e iman etmemizde etken olan şey, yazılı ya da sözlü olarak Kutsal Kitap hakkında öğrendiklerimizdir. Kutsal Kitap olmasaydı, kurtuluş yolundan haberimiz olamazdı. Hatta kurtuluş diye bir şeyin olduğunu dahi bilemezdik!

Yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için: İlk meyveleri üç şekilde anlaşılabilir. Birincisi, bir hasattaki ilk meyveler, olgunlaşmış ürünün ilk demeti anlamındaydı. Yakup’un hitap ettiği kişiler Hıristiyanlığın ilk imanlılarıydı. Elbette tüm imanlılar Tanrı’nın yarattıklarının ilk meyveleridir. Ancak burada Yakup, Yahudi kökenli Hıristiyanlara seslenmektedir. İkincisi, ilk meyveler, Tanrı’ya bir şükran ifadesi olarak sunulurdu. Dolayısıyla tüm imanlılar kendilerini Tanrı’ya diri kurbanlar olarak sunmalıdırlar (Rom.12:1-2). Üçüncüsü, ilk meyveler yaklaşan bereketli bir hasadın işaretiydi. Yakup okuyucularını Mesih’in hasadının ilk ürünlerine benzetiyordu. Yüzyıllar boyunca onları başkaları da izleyecekti, ancak onlar yeni yaratılışın ilk örneklerini oluşturmaktaydılar. Rab gün geçtikçe tüm yeryüzünü onlara benzer kişilerle dolduracaktı (Rom.8:19-23). Rab İsa egemenlik sürmek üzere yeryüzüne döndüğünde asıl hasat zamanı gelmiş olacak. Onlar, Bin Yıllık dönemde herkesin Mesih’e göstereceği itaati şimdi de göstermek durumundaydılar. Bu bölümde, ilk yüzyıldaki Mesih inanlıları kastedilmekteyse de, aynı şey Mesih’in adını onurlandıran bizler için de geçerlidir.

1:19-20   Bu bölümün geri kalan kısmı, kendimizi Tanrı’nın yarattıklarının ilk meyveleri olarak nasıl ortaya koyacağımız hakkında pratik bilgiler vermektedir. Ayetlerde, gerçeğin bildirisiyle yeniden doğmuş olanların, yaşamlarında dürüstlüğü nasıl uygulayabilecekleri anlatılmaktadır. Tanrı’nın gerçeğini bildirmek üzere O’nun sözü aracılığıyla doğduğumuzu biliyoruz. Öyleyse 2 sorumluluğumuzu yerine getirelim.

Dinlemekte çabuk olmalıyız. Bu, pek alışık olmadığımız ve biraz da esprili bir buyruktur. Şuna benzetilebilir: “Haydi çabuk dinle!” Bu, tanrısal öğütler kadar, Tanrı sözünü de dinlemeye hazır olmamız gerektiğini belirtir. Kutsal Ruh tarafından eğitilebilir kişiler olmalıyız. Konuşmakta yavaş olmalıyız. Yakup’un konuşma konusunda bu kadar çok şey söylemesi ilginçtir! Bizden, konuşurken dikkatli olmamız istenmektedir. Doğanın kendisi de bize bunu öğretir. Epictetus bunu çok önceden fark etmiştir: “Doğa bile insana bir dil, ama iki kulak vermiştir. Bu nedenle dinlemeye ayırdığımız zaman, konuşmaya ayırdığımızdan iki kat fazla olmalıdır.” Süleyman da herhalde Yakup’la aynı düşünceyi paylaşırdı. Bir yerde şöyle der: “Dilini tutan canını korur, ama boşboğazın sonu yıkımdır” (Özd.13:3). Başka bir yerde de, “Çok konuşanın günahı eksik olmaz, sağduyulu kişiyse dilini tutar” der (Özd.10:19). Çok konuşanlar mutlaka hata yapar.

Ayrıca öfkelenmekte de yavaş olmalıyız. Çabuk öfkelenen insan Tanrı’nın çocuklarından beklediği doğruluğu sağlamaz. Sabrı hemen tükeniveren insanlar, Mesih inancı hakkında çevrelerinde yanlış bir izlenim uyandırırlar. Şu söz halen geçerliliğini korumaktadır: “Sabırlı kişi yiğitten üstündür, kendini denetleyen de kentler fethedenden üstündür” (Özd.16:32).

1:21   Kendimizi Tanrı’nın yarattıklarının ilk meyveleri olarak ortaya koymanın bir diğer yolu da, her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstümüzden sıyırıp atmaktır. Kötü huylar, çıkarılıp atılacak kirli elbiselere benzetilir. Pislik, ruhsal, zihinsel ve fiziksel her türlü kirliliği içerir. Her tarafa yayılmış olan kötülük ifadesi, büyük olasılıkla eski günlerimizden kalan kötü işlerimizi kastetmektedir. Bizden yayılıp başkalarını da etkileyen günahlar da olabilir. Ya da kötülüğün bolluğuna işaret etmektedir ki, bu durumda Yakup kötülüğün bolluğunu değil, Şeytan’ın aşırı kötü karakterini tanımlamaktadır. Genel olarak ne anlama geldiği açıktır. Tanrı sözünün gerçeğini kavrayabilmemiz için ahlâksal olarak da temiz olmamız gereklidir.

Tanrısal gerçeği anlamamız için gereken özelliklerden biri de alçakgönüllülüktür. Kutsal Kitap’ı, onun bize konuşmasına izin vermeden okumamız mümkündür. Onu hiç etkilenmeden akademik bir şekilde de inceleyebiliriz. Gurur, günahlar ve katı yürekliliğimiz, bizi ondan etkilenmeyecek bir duruma getirmektedir. Yalnızca ruhta itaatkâr ve alçakgönüllü olanlar, Kutsal Kitap’tan en iyi şekilde yararlanabilirler. “Alçakgönüllülere adalet yolunda öncülük eder, kendi yolunu öğretir onlara.” (Mez.25:9). “Ancak ben alçakgönüllüye, ruhu ezik olana, sözümden titreyen kişiye değer veririm” (Yşa.66:2).

Yakup Kutsal Kitap’tan, içinize ekilmiş ve canlarınızı kurtaracak güçte olan söz diye bahseder. Tanrı sözü, yeniden doğan Mesih inanlısının yaşamında kutsal bir emanet olmaktadır. Bir çeviri de, “Doğuştan gelen söz” denir. Bu söz canlarımızı kurtaracak güçtedir. Kutsal Kitap, Tanrı’nın yeniden doğmamız için kullandığı araçtır. Tanrı kendi sözünü bizi yalnızca günahın cezasından değil, gücünden de kurtarmak için kullanır. Ayrıca bu şekilde bizi, yalnızca sonsuz mahkûmiyetten değil, hayattayken3 de zarar görmekten korur. Yakup’un 21’inci ayette kurtuluşun devamlılığından söz ettiğine kuşku yoktur.

1:22   Sözü yalnızca kabul etmek yetmez, ona itaat da etmeliyiz. Kutsal Kitap’ı edebi bir eser olarak okumanın hiçbir anlamı yoktur. Tanrı’nın ne dediğini duymak ve her söylediğini hiç sorgulamadan yerine getirmek için büyük bir istek duymalıyız. Kutsal Kitap’ı eyleme dönüştürmeliyiz. Söz, bizim yaşamlarımızda vücut bulmalı, canlanmalıdır. Kutsal Kitap’ı her okuduğumuzda yaşamımız daha iyi yönde değişmelidir. Tanrı’nın sözünü bilmemiz, bizim gitgide Rab İsa’ya daha da benzer hale gelmemize yol açmıyorsa, Tanrı’nın sözünü sevdiğimizi söyleyip, Kutsal Kitap öğrencisi olduğumuzu göstermeye çalışmak, yalnızca kendimizi kandırmaktır. İtaat etmeksizin Kutsal Kitap’ı öğrenmek, bizi bereketlemek yerine tuzağa düşürebilir. Eğer yapmamız gerekenleri sürekli öğrenir, ama yapmazsak sıkıntılı, yılmış ve duyarsızlaşmış bir hale gelebiliriz. Dışa vurulmayan ilgi ve bilgi kişiyi sıkıntıya götürür. Ayrıca Tanrı’ya karşı sorumluluğumuz da artmaktadır. İdeal olan, sözü okuyup tümüyle ona itaat etmektir.

1:23-24   Bir kimse sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmazsa, aynada her sabah kendine bakan adama benzer. Aynanın karşısından çekildiğinde nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur. Aynaya bakmak ona hiçbir yarar sağlamaz. Elbette ki dış görünüşümüzde değiştirilmeyecek özelliklerimiz vardır. Ancak en azından görünüşümüz bizi alçakgönüllü yapmalıdır! Ve ayna, “Yüzünü yıka”, “Traş ol”, “Saçını tara” ya da “Dişlerini fırçala” dediğinde söyleneni yapmamız gerekir. Yoksa aynanın bize hiçbir yararı olmayacaktır.

Kutsal Kitap’ı gelişigüzel bir şekilde, sadece görevimizi yerine getirmiş olmak için ve hiç etkilenmeden de okuyabiliriz. Ne yapmamız gerektiğini öğrenir, ancak bunu hemen unutur ve yine sanki mükemmelmişiz gibi yaşamaya devam edebiliriz. Bu türdeki kendini kandırma, ruhsal ilerlemeye engel olur.

1:25   Önceki ayetteki kişinin karşıtı, Tanrı’nın sözüne yakından bakan ve onu yaşamında uygulayan kişidir. Bu kişinin ayetler üzerinde derin düşünmesi, yaşamında değişimler yaratır. Ona göre Kutsal Kitap, mükemmel özgürlük yasasıdır. Buyrukları ağır değildir. Mesih’te giyindiği yeni yaradılışı neyi seviyorsa, Tanrı sözü de ona aynen bunları yapmasını söyler. İtaat ettikçe insanların geleneklerinden ve bencil bahanelerinden özgür olur. Gerçek onu özgür kılar. Böyle bir insan Kutsal Kitap’tan yararlanır. Okuduğunu unutmaz. Aksine, onları her gün yaşamında uygulamaya çalışır. Basit ve çocuksu itaati onun ruhuna sayısız bereketler getirir. Böyle bir kişi, yaptıklarıyla mutlu olacaktır.

1:26-27   Bu ayetlerde kusursuz dindarlık ile boş dindarlık karşılaştırılmaktadır. Dindarlık, dini inanç ile bağlantılı olan davranış biçimlerini kasteder ve içimizdekinden çok, dışa yansıyana göndermede bulunur. Söz konusu edilen, öğretiden çok inancın hizmet ve tapınmada nasıl dışa yansıdığıdır.

Kendini dindar sanıp da dilini dizginlemeyen kişinin dindarlığı boştur. Kendini dindar gösterecek pek çok ibadete katılabilir. Ancak yalnızca kendini aldatır. Tanrı’nın ilgilendiği kutsal bir yaşamdır, gösteriş dolu ibadetler değil.

Dizginlenmemiş dil boş dindarlığın yalnızca bir yansımasıdır. Hıristiyan inancı ile uyumlu olmayan her davranış değersizdir. Dindarlığının sahte olduğu bilinen bir bakkalla ilgili şöyle bir öykü anlatılır. Bu bakkal dükkanının üst katında otururmuş. Her sabah yukarıdan çırağına şöyle seslenirmiş:

“Can!”

“Efendim”

“Süte su karıştırdın mı?”

“Evet”

“Tereyağına boya kattın mı?”

“Evet”

“Kahveye nohut karıştırdın mı?”

“Evet efendim”

“Çok güzel. Şimdi yukarı gel de duamızı edelim!”

Yakup bu tür bir dindarlığın boş olduğunu belirtiyor.

Tanrı’nın aradığı özellik, başkalarıyla içten bir şekilde ilgilenmemiz ve temiz bir yaşam sürmemizdir.

Yakup, öksüzlerle dulları sıkıntılı zamanlarında ziyaret eden ve kendini dünyanın lekelemesinden koruyan kişiyi övüyor ve bunun temiz ve kusursuz dindarlık olduğunu söylüyor.

Başka bir deyişle yeniden doğmak, “Diğerlerinden farklı, lütfun gerektirdiği işleri yapmakla” dışa yansır. Guy King bu erdemleri pratik sevgi ve pratik kutsallık olarak tanımlar.

Kendi inancımızı da şu sorularla teste tabi tutmalıyız: Kutsal Kitap’ı Tanrı’nın beni azarlaması, eğitmesi ve değiştirmesi arzusuyla mı okuyorum? Dilimi dizginlemeye çalışıyor muyum? Huylarımın güzel olduğunu mu öne sürüyorum, yoksa onları düzeltmeye mi çalışıyorum? Birisi açık saçık fıkralar anlattığında nasıl tepki gösteriyorum? İnancım muhtaç durumdaki kişilere iyi davranmamı sağlıyor mu?

 

Kutsal Kitap

1 Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu ben Yakup, dağılmış olan on iki oymağa selam ederim.
2 Kardeşlerim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğinizde bunu büyük sevinçle karşılayın.
3 Çünkü bilirsiniz ki, imanınızın sınanması dayanma gücünü yaratır.
4 Dayanma gücü de, hiçbir eksiği olmayan, olgun, yetkin kişiler olmanız için tam bir etkinliğe erişsin.
5 İçinizden birinin bilgelikte eksiği varsa, herkese cömertçe, azarlamadan veren Tanrı’dan istesin; kendisine verilecektir.
6 Yalnız hiç kuşku duymadan, imanla istesin. Çünkü kuşku duyan kişi rüzgarın sürükleyip savurduğu deniz dalgasına benzer.
7 Her bakımdan değişken, kararsız olan kişi Rab’den bir şey alacağını ummasın.
8 (SEE 1:7)
9 Düşkün olan kardeş kendi yüksekliğiyle, zengin olansa kendi düşkünlüğüyle övünsün. Çünkü zengin kişi kır çiçeği gibi solup gidecek.
10 (SEE 1:9)
11 Güneş yakıcı sıcağıyla doğar ve otu kurutur. Otun çiçeği düşer, görünüşünün güzelliği yok olur. Zengin de bunun gibi kendi uğraşları içinde kaybolup gidecektir.
12 Ne mutlu denemeye dayanan kişiye! Denemeden başarıyla çıktığı zaman Rab’bin kendisini sevenlere vaat ettiği yaşam tacını alacaktır.
13 Ayartılan kişi, “Tanrı beni ayartıyor” demesin. Çünkü Tanrı kötülükle ayartılmadığı gibi kendisi de kimseyi ayartmaz.
14 Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır.
15 Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.
16 Sevgili kardeşlerim, aldanmayın!
17 Her nimet, her mükemmel armağan yukarıdan, kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Babası’ndan gelir.
18 O, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu.
19 Sevgili kardeşlerim, şunu aklınızda tutun: Herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş, öfkelenmekte de yavaş olsun.
20 Çünkü insanın öfkesi Tanrı’nın istediği doğruluğu sağlamaz.
21 Bunun için, her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atarak, içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul edin.
22 Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz.
23 Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan kişiye benzer.
24 Kendini görür, sonra gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur.
25 Oysa mükemmel yasaya, özgürlük yasasına yakından bakıp ona bağlı kalan, unutkan dinleyici değil de etkin uygulayıcı olan kişi, yaptıklarıyla mutlu olacaktır.
26 Dindar olduğunu sanıp da dilini dizginlemeyen kişi kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur.
27 Baba Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini dünyanın lekelemesinden korumasıdır.

1. Grekçe epithumia, ‘arzu’ sözcüğünün biraz daha güçlü bir biçimidir.

2. Grekçe’si hosté olan “öyleyse” sözcüğü Türkçe çeviride geçmez. Ama bu ifa­deyi verecek bir cümle yapısı mevcuttur.

3. Grekçe’de psuché diye geçen sözcük, “hayat” ve “can” anlamlarına gelir. An­cak daha çok hangisinin kastedildiği her zaman belli değildir. Ayrıca İngilizce “Save” ve Grekçe’de geçen sözcük de her zaman sonsuz kurtuluş anlamında değil­dir. İyileşme, bir dertten kurtulma gibi anlamlar da taşıyabilir. Dolayısıyla “canları­nızı kurtarın” bazı metinlerde “Mesih için başarılı bir yaşam sürün” anlamına da gelebilir.