Yakup 5

IX. ZENGİN KİŞİ VE YAŞAYACAĞI PİŞMANLIK (5:1-6)

Yakup tüm mektubunun en can alıcı bölümlerinden biri olan bu bölümde zenginlerin günahlarını ele almaktadır. Sert ve sözünü esirgemeden konuştuğuna dikkat edin. Aslında insanların yüreğini rahatsız ettiğinden, bu bölüm vaazlarda pek fazla konu edilmez.

Yakup burada sosyal adaleti sağlayan bir peygamber gibi görünmektedir. Zenginlerin paralarını insanların acılarını azaltmak için kullanmamalarına kızar. İşçilerini sömürerek zengin olanları suçlar. Varlıklarını kendi zevkleri ve lüks yaşamları için kullanmalarına karşı çıkar. Son olarak da zenginlerin doğru kişilere kötü davranan kibirli insanlar olduklarını belirtir.

5:1   Yakup ilk olarak zenginleri başlarına gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlamaya çağırıyor. Bu kişiler yakında Tanrı’nın yanına gidecek, orada utanç ve vicdan azabı hissedecek ve sadık olmayan hizmetkârlar olduklarını göreceklerdi. Kaçırmış oldukları fırsata dövünerek, açgözlülük ve bencilliklerinden dolayı yas tutacaklardı. İşçilerine iyi davranmadıklarından dolayı suçlu bulunacaklardı. Güvenliklerini Rab’de değil, zenginliklerinde aramalarının günah olduğunu fark edecek, kendileriyle çok fazla ilgilenmelerinin acısını gözyaşlarıyla ifade edeceklerdir. Yakup zenginlerin dört ana günahından söz eder. Bunlardan ilki servet biriktirmektir.

5:2   Yakup, “Servetiniz çürümüş, giysinizi güve yemiştir. Altınlarınız, gümüşleriniz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklık edecek, etinizi ateş gibi yiyecek” diyor.

Kutsal Kitap hiçbir zaman zengin olmanın günah olduğunu belirtmez. Örneğin, birine yüklü bir miras kalabilir ve bir gecede zengin olabilir. Burada elbette işlenen bir günah yoktur. Ancak, Kutsal Kitap servet biriktirmenin yanlış olduğunu söylüyor. Rab İsa bunu açıkça yasaklamaktadır. İsa şöyle der: “Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz orada olacak.”

Yakup zenginliğin dört şeklinden söz eder: Servet, giysiler, altın ve gümüş. Kutsal Kitap’ın kaleme alındığı dönemlerde zenginliğin göstergeleri tahıl, yağ, giysiler, gümüş ve altındı. Belki de Yakup, “servetiniz çürümüş” derken tahılın kurtlanmasını ve yağın kokuşmasını kastediyordu. Vurgulanan nokta, bu şeylerin sonuçta bozulacak kadar aşırı miktarda biriktirildiğidir. Bunlar aç olanları doyurmak için kullanılabilirdi, oysa şimdi hiçbir değerleri kalmamıştır. “Giysinizi güve yemiştir.” Sürekli kullanılan giysileri güve yemez. Ancak çok fazla giysi alınca giyilme sıklığı da azalacağından güvelerin yeme olasılığı artacaktır. Yakup dünyada bu kadar çok yoksul insan varken bu şekilde giysi biriktirmenin de yanlış olduğunu belirtiyor.

5:3   Altınlarınız, gümüşleriniz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklık edecek, etinizi ateş gibi yiyecek. Altın ve gümüş zamanla kararır, donuklaşır ve çok kötü koşullarda saklanırsa pas da tutabilir. Zenginler, açları doyurmak, yoksulları giydirmek, hastalara ilaç almak, Müjde’yi yaymak yerine hep para biriktirirler. Sonuçta da bunlar kimseye yarar sağlamayarak çürür gider.

Pas ve çürüme zengine karşı tanıklıkta bulunacaktır. Bu, Yakup’un yaşadığı dönemdeki zenginler için doğruysa, bugünkü imanlılar için de doğrudur. Acaba Müjde’yi yayacak güce sahipken bunu yapmıyorsak biz nasıl suçlanacağız? Canları kurtarmaya yarayabilecek parayı bir kenarda saklarsak ne olacak? Pasıetinizi ateş gibi yiyecek ifadesi, zenginlerin varlıklarını başkalarının yararına kullanmamalarının onlarda büyük bir pişmanlık ve üzüntüye yol açacağı anlamına gelir. Hırs ve bencilliklerinin ne denli kötü bir şey olduğunu fark ettiklerinde bu çok acı verici bir deneyim olacaktır. Pahalı mücevherler, arabalar, giysiler ve lüks evler anlamını yitirecektir.

5:4   Yakup’un karşı çıktığı ikinci günah düşük ücretler ödeyerek zenginleşmektir. Ekinleri biçmiş olan işçilere hak ettiklerinin altında ücret ödenmişti ve işçiler buna dirense de durumu düzeltecek güçleri yoktu. Kendilerini savunabilecek kimseleri yoktu. Ancak, onların feryadı, Her Şeye Egemen Rab’bin kulağına erişmişti. Göklerin ordularına hükmeden, yeryüzünde haksızlığa uğrayanlara yardım edebilir. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı öç de alabilir. Dolayısıyla Kutsal Kitap hem aşırı servet biriktirmeye hem de bunu uygunsuz yollardan elde etmeye karşıdır. Yakup düşük ücret vermenin yanında vergi kaçırmayı, ölçüde yapılan haksızlığı, memurlara rüşvet vermeyi, yanıltıcı reklam yapmayı ve harcamaları yüksek göstermeyi de günah sayardı.

5:5   Yakup bu ayette zenginin lüks yaşamına değinmektedir. Milyonlarca insan açlık çekerken nasıl olur da varlıklarını pahalı mücevherler, giysiler, yiyecekler ve evler için boş yere harcayabilirler? Gösterişli kiliseleri ve bolluk içinde yüzen imanlıları günümüzde nasıl haklı gösterebiliriz? Her gün binlerce insan açlıktan ölmektedir. Dünyanın yarısından fazlası Rab İsa Mesih’i hiç duymamıştır. Böyle bir ortamda nasıl pahalı arabalar ve yatlar edinebiliriz? Rab’bin parasını nasıl olur da pahalı otel ve restoranlarda zevkimiz için harcarız? Müjde’yi duymamış tek bir can olduğu sürece, hem Kutsal Kitap, hem Kurtarıcımız’ın örnek yaşamı, hem her yerdeki sefalet, hem de basit şefkat içgüdülerimiz lüks içinde yaşamamızın yanlış olduğunu bize söylerler.

Yeryüzünde bolluk ve zevk içinde yaşayanlar, kesileceği gün için beslenen hayvanlara ya da insanlar açlıkla boğuşurken çevresini yağmalayan askerlere benzetilir.

5:6   Zenginlere karşı yöneltilen son suçlama, kendilerine karşı koymayan doğru kişileri yargılayıp öldürmeleridir. Bazıları bu doğru kişinin Rab İsa olduğunu düşünürler. Oysa O’nu öldürenler zenginler değil, dindarlardı. Doğru kişi ile kastedilenin genel olarak suçsuz, dürüst insanlar olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Yakup’un aklından geçen, zengin kişilerin alt tabakanın insanlarına yönelik kaba, kendini beğenmiş davranışlarıdır. Küfür, tehdit ve yalan suçlamalarla onları yargılar ve suçlarlar. Onları çok çalıştırıp az ücret ödeyerek öldürürler. Zavallıların karşı koyacak güçleri de yoktur. Bu durumu protesto etmeye kalksalar, ya daha çok eziyet görürler ya da işten atılırlar.

X. SABRIN ÖVÜLMESİ (5:7-12)

 5:7   Yakup şimdi sıkıntı çeken imanlılara dönerek onları sabırlı olmaları için teşvik eder. İmanlılara sabretme gücünü veren, Rab’bin gelecek olmasıdır. Bu, O’nun ikinci gelişini de kastedebilir, egemenlik sürmek üzere gelişini de. Yeni Antlaşma’da her ikisi de sabrı teşvik edici olarak kullanılmaktadır.

Çiftçi sabrın gerekliliğine örnek olarak gösterilir. Çiftçi bir ürünü ektiği gün biçemez. Bu iş için uzun bir bekleme dönemine ihtiyaç duyulur. Tohumun gelişmeye başlaması için ilk yağmurlar gerekir. Belli bir dönemin sonunda da ürünün iyice olgunlaşması için son yağmurlara gereksinim vardır. Bazıları ilk ve son yağmurla, kilisenin başlangıcındaki Pentikost Günü’nün bereketlerinin Rab’bin gelişinde yineleneceğinin kastedildiğini düşünür ki, Yeni Antlaşma’nın genelinden böyle bir düşüncenin çıkarılması pek mümkün değildir. Yine de Tanrı aşkıyla yanarak Müjde’yi duyurmaya istekli imanlılar beklememize engel olacak bir şey elbette ki yoktur. Dönecek olan Kurtarıcı’yı karşılamanın daha iyi bir yolu olabilir mi?

5:8   Rab dönünce dünyadaki bozukluklar düzeltilecektir. Dolayısıyla O’nun halkı da çiftçi gibi sabretmeli, gelişinden emin bir şekilde yüreğini güçlendirmelidir.

5:9   Sıkıntı ve zulüm dönemlerinde zarar gören insanların birbirlerini suçlamaları çok sık rastlanan bir durumdur. Böyle zamanlarda insanların en çok sevdikleri kişilere öfke duyması, insan ruhunun anlaşılmaz yönlerinden biridir. Bu nedenle aşağıdaki uyarı verilmiştir: Kardeşler, yargılanmamak için birbirinize karşı homurdanmayın. İşte, Yargıç kapının önünde duruyor1. Bu ayet, zor koşullar altında birlikte çalışmak durumunda olan Rab’bin hizmetkârlarına yöneliktir. Öfkenin yüreklerimizi doldurmasına izin vermemeliyiz. Zaten Yargıç kapının önünde durmaktadır! O, aklımızdan geçen her şeyi biliyor. Yakın bir gelecekte Mesih’in yargı kürsüsü önünde hesap vereceğiz. Yargılamayalım ki yargılanmayalım.

5:10   Eski Antlaşma’nın peygamberleri, sıkıntılarda sabretme örneği olarak gösterilir. Sıkıntı sözcüğünün sabır sözcüğünden önce geldiğine dikkat edin. “Sıkıntı dayanma gücünü yaratır” (Rom.5:3). Daha önce de açıklandığı gibi, Yeni Antlaşma’da geçen sabır sözcüğü sebat etme ve dayanma anlamlarına gelmektedir. Peygamberler Rab’bin sözünü sadık bir şekilde duyurdukları için kendilerine acımasızca zulmedilmiş ve öldürülmüşlerdir. Yine de, “Görünmez Olan’ı gördükleri için dayanmışlardı” (İbr.11:27, 32-40).

5:11   Yeşaya, Yeremya ve Daniel gibi peygamberlere büyük bir saygı duyar, Tanrı’ya adanmış yaşamlarına gıpta ederiz. Onları bu anlamda mutlu olarak görürüz. Bize göre de dünya yanlış, onlar doğruydu. Onların büyük acılar yaşadıklarını ve sabırla dayandıklarını anımsayalım. Biz de aynı şekilde mutlu, kutsanmış olmak istiyorsak aynı sıkıntılardan geçmemiz gerekir.

Eyüp peygamber sıkıntıya dayanma konusunda çok iyi bir örnektir. Dünyada belki de hiç kimse Eyüp gibi çok kısa bir süre içinde o kadar çok acı çekmemiştir. Yine de o asla Tanrı’ya lanet etmemiş, O’ndan uzaklaşmamıştır. Tanrı, Eyüp örneğinde, her zaman şefkatli ve merhametli olduğunu göstermiştir.

Yakup’un dediği gibi, sonunda Rab’bin neler yapacağını bilmeseydik kötülere özenebilirdik. Asaf kötülerin zengin ve mutlu olduğunu görünce kıskançlık duymuştu (Mez.73:3-17). Bu konuyu düşündükçe rahatsız oluyordu. Tanrı’ya sığındıkça kendi sonunu daha iyi anlayabilmişti. Bu da onun kıskançlık duygularını dağıttı. Davut peygamber de aynı deneyimi yaşamıştı. Mezmur 17:15, imanlının gelecekteki durumunu tanımlar. Tüm bunları göz önüne alınca, imanlı için dayanmaya değeceğini görürüz. Tanrı, Eyüp’e sonuçta önceden sahip olduğunun iki katını verdi (Eyü.42:10-15).

5:12   Sıkıntı zamanlarında sabırsızlık, kendini yemin etme şeklinde gösterir. Burada konunun küfür ya da mahkemede edilen yeminle ilgisi yoktur. Yasaklanan uygulama, birinin Rab’bin adını, söylediklerinin gerçek olduğunu tasdik edercesine boş yere ağzına almasıdır. Mesih inanlısı, birinin ya da bir şeyin adına, yer ya da gök üzerine yemin etmemelidir. Tanıyanlar ona, ‘evet’inin evet, ‘hayır’ının hayır olduğunu bilecek kadar güvenmelidirler.

Bu bölüm, şu şekildeki gereksiz yeminleri yasaklamak için de kullanılabilir: “Allah aşkına”, “Vallahi billahi”, Allah hakkı için”, “Allah’ını seversen.”

Yargıya uğramayasınız (Bazı çevirilerde, ikiyüzlülük2 ) derken ise herhalde üçüncü buyruğu düşünmekteydi: “Tanrın Rab’bin ismini boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü Rab, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır” (Çık.20:7).

XI. DUA VE HASTALARIN İYİLEŞMESİ (5:13-20)

Mektubun son ayetlerinin konusu duadır. Dua konusu isim ya da fiil şeklinde yedi kez geçer.

5:13   Rab’be her koşulda dua ile yaklaşmalıyız. O’na sıkıntılı zamanlarımızda içtenlikle yaklaşmalıyız. Sevinçliyken O’na hamt etmeliyiz. O, yaşamımızın değişen duygularına katılmak ister.

Yaşamda başımıza gelen her şeyde ilk ve en büyük nedenin Tanrı olduğunu unutmamalıyız. Rutherford’un deyişiyle, “İkincil nedenlerin şaşırtmacalarına aldanmamalıyız.”

İçinde bulunduğumuz koşulların kurbanı olmak ya da koşulların değişmesini beklemek, yenilmek anlamına gelir. Tanrı’nın yardım eden elinden başka bir şey aramamalıyız.

Bu konu mektubun, hatta belki de tüm Yeni Antlaşma’nın en çok tartışılan konularından biridir. Bizi imanlının yaşamında iyileşme konusuyla karşı karşıya getirmektedir.

Ayetlerin ayrıntılarına inmeden, Kutsal Kitap’ın hastalık ve iyileşme konusunda söylediklerine göz atmakta yarar vardır.

TANRISAL İYİLEŞME ÜZERİNE ARASÖZ

  1. Mesih inanlıları tüm hastalıkların, genel anlamda günahın sonucu olduğuna inanırlar. Günah dünyaya girmemiş olsaydı, hastalık olmayacaktı.
  2. Hastalık bazen insanın yaşamındaki bir günahın dolaysız sonucudur. 1.Korintliler 11:30’da, bazı Korintliler’in günahlarını itiraf edip tövbe etmeden Rabbin Sofrası’na katıldıkları için hastalandıklarını okuyoruz.
  3. Tüm hastalıklar kişinin yaşamındaki günahların dolaysız sonucu değildir. Eyüp peygamber çok doğru birisi olmasına karşın hastalanmıştı (Eyü.1:8). Kör olarak doğmuş olan adam da işlediği günahlardan dolayı acı çekmiyordu (Yu. 9:2-3). Epafroditus, Rab için durmadan çalıştığından dolayı hastalanmıştı (Flp. 2:30). Gayus bedensel olarak değilse de, ruhsal olarak sağlıklı durumdaydı (3Yu.2).
  4. Hastalık bazen de Şeytan’ın çalışmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Eyüp’ün bedeninin çıbanlarla kaplanmasının nedeni Şeytan’dı. “Şeytan’ın on sekiz yıl bağlı tuttuğu…” (bunu düşünün) (Luk.13:16). Pavlus’un rahatsızlığının nedeni de Şeytan’dı. “…bana bedende bir diken, beni yumruklamak için Şeytan’ın bir meleği verildi” (2Ko.12:7).
  5. Tanrı’nın iyileştirmek için gücü vardır. Aslında her iyileşme tanrısal bir olaydır. Tanrı’nın Eski Antlaşma’daki adlarından biri de Şifa Veren Rab’dir. Mısır’dan Çıkış 15:26’da şöyle yazılıdır: “Size şifa veren RAB benim.” Her iyileşme olayında Tanrı’yı anımsamalıyız.
    Kutsal Kitap Tanrı’nın değişik yollarla şifa verdiğini belirtir. O, bedenlerimize koyduğu mükemmel sistem sayesinde doğal yollarla şifa bulmamızı sağlar. Doktorlar bazı hastalıklarda, hastaların sabahları kendilerini daha iyi hissettiklerini bilirler. Tanrı bazen de ilaçlar aracılığıyla iyileştirir. Örneğin, Pavlus Timoteos’a şöyle demişti: “…miden ve sık sık baş gösteren rahatsızlıkların için biraz da şarap iç” (1Ti.5:23). Bazen ise, “Hastalığa neden olan korkulardan, nefretten, günah ve bencillik duygularından kurtararak” iyileştirir. Rab bazen de doktorlar aracılığıyla şifa verir. İsa hastaların hekime ihtiyacı olduğunu açıkça belirtmişti (Mat.9:12). Pavlus Luka’dan, “Sevgili hekim” diye söz eder ki, bu da Mesih inanlıları arasında doktorlara da ihtiyaç olduğunu gösterir. Tanrı iyileştirme işinde doktorları da kullanmaktadır. Ünlü Fransız cerrah Dubois’in dediği gibi: “Cerrahlar yaraya pansuman yapar, Tanrı da iyileştirir.”
  6. Tanrı ayrıca mucizevi yollarla da şifa verir. İncil bunun örnekleriyle doludur. Tanrı’nın genellikle bu yolla iyileştirdiğini söyleyemeyeceğimiz gibi, hiçbir zaman bu şekilde iyileştirmeyeceğini de söyleyemeyiz. Kutsal Kitap’ta, Tanrı’nın mucize yoluyla iyileştirmeyeceğini düşündürecek bir ayet yoktur.
  7. Tanrı’nın her zaman iyileştirmek istemeyebileceğini de unutmamalıyız. Pavlus Trofimos’u Milet’te hasta bırakmıştı (2Ti.4:20). Rab Pavlus’u da tümüyle iyileştirmedi (2Ko.12:7-10). Eğer Tanrı her zaman iyileştirmek isteseydi, bazılarının yaşlanması ya da ölmesi söz konusu olmayacaktı!
  8. Tanrı her durumda şifa vereceğine dair bir söz vermedi, dolayısıyla O’ndan her zaman hastalıklarımızı iyileştirmesini bekleyemeyiz. Filipililer 2:27’de şifadan, istemeye hakkımız olan bir şey olarak değil, bir lütuf olarak söz edilir.
  9. İyileşme genel olarak “Kefaret”in içinde sayılsa da, kefaretin içindeki tüm bereketler henüz bize verilmemiştir. Örneğin Mesih’in bizim için yapmış olduğu eylem, bedenlerimizin kurtuluşunu da kapsar. Ancak, Mesih kutsalları için gelene dek onu alamayacağız (Rom.8:23). O gün geldiğinde tüm hastalıklarımız şifa bulacak ve bir daha asla hastalanmayacağız.
  10. Şifa bulmamak imanın yetersiz olduğunu da göstermez. Bu doğru olsaydı, bazıları sonsuza dek yaşayabilirdi. Pavlus, Trofimos ve Gayus şifa bulamamışlardı. Buna karşın imanları son derece canlı ve güçlüydü.

5:14-15   Tekrar Yakup’a dönersek, 5’inci bölümde şifa konusunda öğretilenlerin Kutsal Kitap’ın diğer bölümleriyle uyuşmakta olduğunu görürüz.

İçinizden birisi hasta mı, kilisenin ihtiyarlarını çağırtsın; Rab’bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır.

Eğer Kutsal Kitap’taki şifa ile ilgili ayetler yalnızca bundan ibaret olsaydı, bu koşulları yerine getiren her Mesih inanlısının hangi hastalığa yakalanırsa yakalansın iyileşeceğinden emin olabilirdik. Ancak, Kutsal Kitap’taki diğer bölümlerden, Tanrı’nın her zaman iyileştirmek istemediğini de biliyoruz. Dolayısıyla, Yakup’un her tür hastalığı değil, belli koşullarda ortaya çıkan bazı hastalıkları kastetmekte olduğu sonucuna varmak durumundayız. Bu ayetlere ışık tutan sözler şunlardır: “Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır.” Bu bölümdeki iyileşme, günahların bağışlanmasıyla ilişkilidir!

Burada muhtemelen yerel inanlılar topluluğunun da bildiği bir günahı işlemiş birisi söz konusudur. Ve bu günahın ardından da hastalanmıştır. Bu hastalığının, işlediği günahın sonucu olduğunun da farkındadır. Tanrı ise, topluluğa geri dönebilmesi için onu terbiye etmektedir. O da günahını Tanrı’ya itiraf edip tövbe eder. Ancak günah, topluluk önünde tövbeyi de gerektirdiğinden, ihtiyarlar da çağrılmıştır. Onlar da Rab’bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua ederler. İmanla edilen bu dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır. Burada, hastalık günahın dolaysız sonucu olduğunda ve bu günah belirtilen şekilde itiraf edilip tövbe edildiğinde, Rab’bin o kişiyi iyileştireceğine dair söz verilmektedir.

Bazıları şöyle diyebilir: “Bu kişinin günah işlediğini ve itiraf etmesi için çağrılmış olduğunu nereden biliyorsunuz?” Bu sorunun yanıtı 15’inci ayetin sonunda, günahlarının bağışlanacağı ifadesinde verilmiştir. Günahların bağışlanmasının ise yalnızca itiraf etmekle mümkün olduğunu biliyoruz (1Yu.1:9).

Bazıları buna şu şekilde karşı çıkabilir: “Ayette günah işledi değil, eğer günah işlemişse diyor.” Bu doğrudur. Ancak, metin günahların itiraf edilmesi ve Rab’den uzaklaşanın tekrar Rab’be yaklaşmasıyla ilgilidir. Şuna da dikkat edin: “Şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin.” 17 ve 18’inci ayetlerde sözü edilen kuraklık; Tanrı’nın, günahları nedeniyle İsrail’e verdiği bir uyarıydı. Tekrar Tanrı’ya yaklaştıklarında ise kuraklık sona ermişti (1Kr.18:39). 19 ve 20’nci ayetler ise, birazdan göreceğimiz gibi, Rab’den uzaklaşan birinin terbiyesiyle ilgilidir.

Yakup 5:13-20’nci ayetlerde Tanrı’nın söz verdiği bağışlama, günahları nedeniyle hastalanan ve günahlarını ihtiyarlara itiraf eden kişilerle ilgilidir. İhtiyarlara düşen görev, Rab’bin adıyla o kişinin üzerine yağ sürüp dua etmektir. Bazıları yağ ile kastedilenin Yakup’un zamanında ilaç olarak kullanılan maddeler olduğunu öne sürerler (Luk.10:34). Bazıları ise yağın belirli dinsel yöntemlerle kullanıldığı düşüncesini savunur. Rab’bin adıyla sözleri, bu iddiayı destekleyicidir. Yani Rab’bin adıyla yağ sürme, O’nun yetkisi ve sözüne uygun bir şekilde olmalıydı. Yağ bazen elçiler tarafından mucizevi iyileşmeyi sağlarken kullanılıyordu (Mar.6:13). İyileştirici güç yağda değildi, ancak yağ Rab’bin iyileştirme işinde Kutsal Ruh’u simgelemekteydi (1Ko.12:9).

Bazıları ise lütuf çağında dinsel törenlerin önemini yitirmiş olduğunu belirtip yağın bu şekilde kullanılmasına karşı çıkarlar. Bununla birlikte, yine de vaftizde suyu, toplantılarda da Mesih’in bedenini ve kanını temsil eden ekmek ve şarabı simgesel olarak kullanmaktayız. Yine bazı topluluklarda kadınlar, erkeklere itaatin simgesi olarak baş örtüsü takarlar. O halde yağın bu şekilde kullanılışına niçin karşı çıkalım.

İmanla edilen duaya karşılık Tanrı o kişiyi iyileştirecektir. Bu dua Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın verdiği sözlere dayandığı için imanla doludur. Bunun, ihtiyarların ya da hasta kişinin sahip olduğu imanla ilgisi yoktur. Belirtilen koşullar sağlandığında hasta kişinin iyileşeceğine dair söz veren Tanrı olduğu için, ihtiyarlar da tam bir güvenle dua edebilir.

Özetlemek gerekirse, 14 ve 15’inci ayetlerde hasta olan kişinin bazı günahlardan dolayı hasta olduğuna inanıyoruz. O kişi bunu fark edip tövbe ettiğinde, ihtiyarları çağırtıp onlara da itirafta bulunmalıdır. O zaman onlar da Rab’bin adıyla yağ sürüp onun için dua etmek durumundadırlar. Tanrı o kişiyi iyileştireceğine dair söz verdiğinden, imanla dua edebilirler.

5:16a   Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin 3 ve birbiriniz için dua edin. Bunu dikkatsizce okursak, gidip herkese gizli günahlarımızı itiraf etmemiz gerektiğini düşünebiliriz. Ancak, söz konusu olan kesinlikle bu değildir! Yakup, birisine karşı günah işlediğimizde gidip o kişiye bunu itiraf etmemiz gerektiğini kastediyor.

Ayrıca, birbirimiz için dua etmeliyiz. Birbirimize karşı öfke ve kırgınlık biriktirmek yerine, gerektiğinde itirafta bulunup dua ederek arkadaşlıklarımızı güçlendirmeliyiz.

Bedensel iyileşme, ruhsal düzelmeyle bağlantılıdır. Yakup’un itiraf, dua ve iyileşmeyi birbirlerine nasıl bağladığına dikkat edin. Bu, bedensel olanla ruhsal olanın arasındaki yaşamsal bağlantının açık bir imasıdır. İnsanın üç yapı taşı vardır: Ruh, can ve beden (1Se.5:23). Birini etkileyen hepsini etkiler. Eski Antlaşma’da kahinler aynı zamanda doktorluk da yapardı. Örneğin, bir kişiye cüzam teşhisi koyan da, iyileştiğini bildiren de kahinlerdi. Rab bu şekilde doktor ve kâhinin görevlerini bir kişide toplayarak ruh ve beden arasındaki yakın ilişkiyi göstermiş oluyordu.

Psikosomatik alan bu bağlantıyı bilmekte ve bedensel hastalıklara yol açan ruhsal konularla ilgilenmektedir. Ancak, modern tıp günaha çare bulamaz. Suçtan, kirlilikten, günahın güç ve cezasından kurtulmak, yalnızca günahları itiraf ve Mesih’e iman yoluyla mümkündür. Çoğu zaman hastalıkların günahlardan kaynaklandığını kabul etmek istemeyiz. Bu günahlar şunlar olabilir: Oburluk, merak, kızgınlık, bağışlamama, aşırılık, kıskançlık, bencillik ve gurur. Günah bazen hastalığa, hatta ölüme bile yol açabilir (1Ko.11:30). Günahın yaşamımıza girdiğini fark ettiğimiz anda itiraf edip tövbe etmeliyiz. Tüm günahlar Tanrı’ya itiraf edilmelidir. Ayrıca insanlara karşı işlenen günahlar o kişilere de itiraf edilmelidir. Bu, hem ruhsal, hem de bedensel sağlığımız için çok önemlidir.

5:16b-18   Doğru bir insanın içtenlikle ettiği dua çok güçlüdür. İlyas’ı hatırlıyor musunuz? O da bizim gibi biriydi, ancak yağmur yağmaması için gayretle dua etti. Gerçekten de 3.5 yıl boyunca yere bir damla bile yağmur düşmedi. Ardından yine dua etti ve gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi.

Bu olay 1.Krallar 17:1–19:10’da geçer. O sırada İsrail’in kralı Ahav idi. Ahav, karısı İzebel’den dolayı Baal’a tapmaya başlamıştı ve halkını da o yöne saptırıyordu. “Ahav İsrail’in Tanrısı Rab’bi kendisinden önceki bütün İsrail krallarından daha çok öfkelendirdi” (16:33). İsrail’de 3.5 yıl süren kuraklık, günahın bir sonucuydu.

Sonra İlyas, Karmel Dağı’nda Baal’ın peygamberlerine meydan okudu. Gökten Rab’bin ateşi düşüp sunuyu ve sunağı yaktı, suyu kuruttu. Halk da ikna olup Rab’be döndü. İlyas tekrar dua etti ve krallık sona erdi. İlyas örneği, günah işleyip Tanrı’dan uzaklaşanlar için dua etmemizi teşvik eden bir örnektir. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. Birisi bunu şöyle ifade etmişti: “Tanrı’nın önünde yüreği doğru olan kişinin duası harikalar yaratır.” Yakup, İlyas’ın bizden çok daha üstün biri olduğunu düşünmememiz için, “İlyas da tıpkı bizim gibi insandı” diye hatırlatmada bulunuyor. O da herkes gibi zayıflıkları olan birisiydi.

5:19-20   Önceki ayetlerde, günah işleyen birinin ihtiyarlar aracılığıyla yeniden cesaretlendirilişini gördük. Yine İlyas’ın da yoldan çıkan bir ulusun ıslah edilişinde kullanıldığına tanık olduk. Şimdi de aynı şeyi bizim yapmamız tavsiye edilmektedir.

19’uncu ayette teorik olarak gerçeğin yolundan sapan bir Mesih inanlısından söz edilmektedir. Bir başka inanlı da bunu ateşli bir şekilde dua konusu yapıp bu kişinin gerçeğe, Tanrı ve Mesih’teki kardeşleriyle sıcak ilişkisine geri dönmesine aracılık etmektedir. Bu çok önemli bir çabadır! İlki, sapmış durumdaki kardeşini Tanrı’nın disiplini altında zamanından önce ölmekten kurtarmış, ikincisi ise bir sürü günahı örtmüş olmaktadır. Tanrı bu günahları bağışlayıp unutur. Ayrıca diğer imanlılar da onları bağışlar. Bu şekilde onlar da dünyanın suçlayıcı bakışlarından kurtulmuş olurlar. Buna bugün de muhtacız. İnsanlara Müjde’yi duyurmaya çalışırken, Mesih’in sürüden ayrılan kuzularına gereken ilgiyi göstermeyi ihmal ediyoruz.

Yakup bir kez daha Hıristiyan yaşamımızın değişik alanlarıyla ilgili olarak vicdanlarımızı uyarmaktadır. Örneğin bize şu soruları sormaktadır: Yeryüzünde hazineler biriktiriyor musunuz? İş ilişkilerinizde dürüst müsünüz? Vergilerinizi ödüyor musunuz? Lüks içinde mi yaşıyorsunuz, yoksa başkalarının da Kurtarıcı’yı tanıması için fedakarlıkta mı bulunuyorsunuz? Birine karşı günah işlediğinizde gidip ondan özür diliyor musunuz? Küçük bir rahatsızlık söz konusu olunca ilk olarak Rab’be mi gidiyorsunuz, yoksa başkalarına mı? Bir kardeşinizin günaha düştüğünü gördüğünüzde onu eleştiriyor musunuz, yoksa düzeltmeye mi çalışıyorsunuz?

Böylece pratiğe yönelik olan bu kısa mektubun da sonuna geliyoruz. Burada imanın, yaşam sorunları, ayartılmalar ve Tanrı sözüne itaat gibi noktalarda denemelere tabii tutuluşunu görmüş olduk. İmanı olduğunu söyleyen kişinin, bunu iyi işleriyle, gururdan sakınarak göstermesi istenmektedir. İmanlının sözlerine dikkat etmesi, Mesih’e olan inancını konuşmalarında göstermesi gerekir. Gerçek imana gerçek bilgelik eşlik eder. Kıskançlık değil, kutsallık dolu bir yaşam sürmeliyiz.

İman, dünyasal tutku ve hırsların sonucu olan kavgalardan ve kan davalarından, kırıcı, eleştiren, yalnızca kendine güvenen bir yaşamdan uzak durur. Parayla ilgili denemelere dayanır. Baskı ve sıkıntılara karşı Rab’bin dönüşünü bekleyerek direnmeye devam eder. Konuşurken dürüsttür, yemin etmeye gerek duymaz. Yaşamın dertlerinde hep Tanrı’yı ön planda tutar. Ruhsal gerçekleri göz ardı etmez. Günahlarını Tanrı’ya itiraf eder. Kırdığı kişilerden özür diler. İman ayrıca gerçekten sapanlara karşı sevgi ve şefkat doludur.

Hepimizin imanı her gün denenmektedir. Acaba yargıcın kararı nedir?

 

Kutsal Kitap

1 Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın.
2 Servetiniz çürümüş, giysinizi güve yemiştir.
3 Altınlarınız, gümüşleriniz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklık edecek, etinizi ateş gibi yiyecek. Bu son çağda servetinize servet kattınız.
4 İşte, ekinlerinizi biçen işçilerin haksızca alıkoyduğunuz ücretleri size karşı haykırıyor. Orakçıların feryadı Her Şeye Egemen Rab’bin kulağına erişti.
5 Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşadınız. Boğazlanacağınız gün için kendinizi besiye çektiniz.
6 Size karşı koymayan doğru kişiyi yargılayıp öldürdünüz. Sabredin
7 Öyleyse kardeşler, Rab’bin gelişine dek sabredin. Bakın, çiftçi ilk ve son yağmurları alıncaya dek toprağın değerli ürününü nasıl sabırla bekliyor!
8 Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rab’bin gelişi yakındır.
9 Kardeşler, yargılanmamak için birbirinize karşı homurdanmayın. İşte, Yargıç kapının önünde duruyor.
10 Kardeşler, Rab’bin adıyla konuşmuş olan peygamberleri sıkıntılarda sabır örneği olarak alın.
11 Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüp’ün nasıl dayandığını duydunuz. Rab’bin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir.
12 Kardeşlerim, öncelikle şunu söyleyeyim: Ne gök üzerine, ne yer üzerine, ne de başka bir şey üzerine ant için. “Evet”iniz evet, “hayır”ınız hayır olsun ki, yargıya uğramayasınız.
13 İçinizden biri sıkıntıda mı, dua etsin. Sevinçli mi, ilahi söylesin.
14 İçinizden biri hasta mı, kilisenin* ihtiyarlarını* çağırtsın; Rab’bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler.
15 İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır.
16 Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir.
17 İlyas da tıpkı bizim gibi insandı. Yağmur yağmaması için gayretle dua etti; üç yıl altı ay ülkeye yağmur yağmadı.
18 Yeniden dua etti; gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi.
19 Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan sapar da başka biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış, bir sürü günahı örtmüş olur.
20 (SEE 5:19)

1. Hem NU hem M metinlerinde “yargılanma” geçer. Ancak, “mahkûm olma” da kullanılabilir.

2. Burada değişik anlamlar söz konusudur. Bazı çevirilerde geçen ifadenin Grekçe karşılığı hupo krisin’dir. Ancak birçok metinde de eis hupo krisin diye geçer. Yakup’un Mektubu’nu bir bütün olarak düşündüğümüzde, burada dinsel ikiyüzlü­lüğe karşı bir uyarının bulunduğunu söyleyebiliriz.

3. NU metninde, “Günahlarınızı itiraf edin” der.