Yaratılış 1

Yaratılış Bölüm 1

 

YORUM

I. YERYÜZÜNÜN İLK ÇAĞLARI (1-11. Bölümler)

A. Yaratılış (1,2. Bölümler)

1:1   “Başlangıçta Tanrı…” Kutsal Kitap’ın bu ilk iki sözcüğü, imanın temelini oluşturur. Bu sözcüklere inanırsanız, Kutsal Kitap’ta yazılı olan her şeye inanabilirsiniz. Yaratılış bölümü, yaratılışın tek yetkin öyküsünü anlatır. Bu öykü tüm çağların insanları için anlamlıdır ve hiç kimse değerini düşüremez. Bu tanrısal kayıt, Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışmaz; Tanrı’nın varolduğunu kabul eder. Tanrı gerçeğini inkar etmeyi seçenlere Kutsal Kitap özel bir ad vermiştir. Bu ad, akılsızdır (Mez.14:1 ve 53:1). Kutsal Kitap nasıl Tanrı ile başlıyorsa, yaşamlarımızda da Tanrı önce gelmelidir.

1:2   Yaratılış öyküsünün çeşitli tutucu yorumlarından biri, 1 ve 2. ayetlerin arasında büyük bir felaketin (belki Şeytan’ın düşüşü: bk. Hezekiel 28:11-19) oluştuğunu bildirir. 3 Bu felaket, Tanrı’nın özgün, mükemmel yaratışının şekilsizliğine, şeklinin yok olmasına ve yerin boşluğuna neden olmuştu (tohû vavohu). Tanrı yeryüzünü ıssız ve boş yaratmadığından (Yşa.45:18), 2. ayetteki düzensiz durumu açıklayacak tek şey, güçlü bir afet olabilirdi. Bu görüşün savunucuları, “idi” olarak çevrilen sözcüğün, aynı zamanda “haline gelmişti” 4 olarak da çevrilebileceğine işaret ederler. O zaman bu ayet şöyle okunur: “Yeryüzü ıssız ve boş hale gelmişti.”

Tanrı’nın Ruh’u suların üzerinde dalgalanıyordu. Bu dalgalanma, oluşacak büyük, yaratıcı ve yeniden düzenleme eylemlerine bir hazırlık niteliğindeydi. Diğer ayetler yaratılışın altı gününü ve yeryüzünün insanın yaşamı için hazırlandığı zamanı tanımlarlar.

1:3-5   Birinci günde Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu; gece ve gündüzü oluşturdu. Bu eylem dördüncü günde yaratılan güneş, ay ve yıldızlarla karıştırılmamalıdır. 2.Korintliler 4:6’da elçi Pavlus, ışığın karanlıktan ilk ayrılışı ile, bir günahlının tövbe etmesi arasında bir benzerlik çizer.

1:6-8   İkinci günden önce yeryüzünün çevresinde su bulunduğu anlaşılıyor; belki de bu su, yoğun bir buhar biçimindeydi. İkinci günde Tanrı suları birbirinden ayırdı ve gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları, üstündeki sulardan ayırdı. Kubbeye “Gök” adını verdi: Yeryüzünün hemen üzerindeki uzay açılımı (yıldızların bulunduğu gök ya da Tanrı’nın konut kurduğu göğün üçüncü katı değil). 20. ayet, burada sözü edilen alanın kuşların uçtuğu gök olduğunu açık olarak belirtir.

1:9-13   Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu. Böylece kara ve deniz oluştu. Tanrı üçüncü günde aynı zamanda yeryüzünde her tür bitki ve ağacın yetişmesini sağladı.

1:14-19   Tanrı dördüncü günde güneş, ay ve de yıldızları yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olarak ve belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstermeleri için yarattı.

1:20-23   Beşinci gün sular canlı yaratıklarla dolup taştı ve yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuştular. Burada kuşlar olarak çevrilen sözün anlamı, “uçan çeşitli varlıklar”dır ve yarasaları ve büyük olasılıkla uçan böcekleri de kapsamına alır.

1:24,25   Tanrı altıncı günde, önce hayvanları ve sürüngenleri yarattı. Üreme yasası, sürekli olarak “türüne göre” sözleriyle tekrarlanır. Biyolojik yaşamın “türleri” içinde önemli çeşitlemeler bulunur, ama bir türden diğerine geçiş yoktur.

1:26-28   Tanrı’nın baş yapıtı, kendi benzeyişinde yarattığı insandı. Tanrı, temsilcisi olarak insanı yeryüzüne yerleştirdi ve insanın kendisine benzemesini istedi. Tanrı nasıl Üçlü Birlik’ten (Baba, Oğul, Kutsal Ruh) oluşuyorsa, aynı şekilde insan da üç unsurdan oluşan bir varlıktır (ruh, can ve beden). Tanrı gibi, insan da zihne, ahlak doğasına, diğerleriyle iletişim gücüne ve içgüdüyü aşan duygusal bir doğaya sahiptir. Burada sözü edilen, fiziksel benzerlik değildir. Hayvanların aksine, insan tapınabilir, düşüncelerini sözle ifade edebilir ve yaratıcıdır.

26. ayette Üçlü Birlik ima edilir: “Tanrı (Elohim, çoğul), ‘İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım (çoğul)’ dedi” (İbranice’de tekil fiil).

Kutsal Kitap cinsiyetlerin kökenini, Tanrı’nın yaratıcı bir eylemi olarak tanımlar. Evrim, cinsiyetlerin nasıl başladığını hiçbir zaman açıklayamamıştır. İnsanlığa verimli olması ve çoğalması buyruldu.

Tanrı, insana yaratılışa egemen olması ve ona hükmetmesi için vekalet verdi; insan yaratılışı kullanabilirdi, ama onu kötüye kullanmamalıydı. Yeryüzündeki krizlerin nedeni insanoğlunun açgözlülüğü, bencilliği ve umursamazlığıdır.

1:29,30   Bu ayetlerden anlaşıldığına göre hayvanlar yaratıldıklarında otçuldular; insan da yalnızca sebze yerdi. Bu durum tufandan sonra değişti (bk.9:1-7).

Yaratılışın ilk altı günü, birebir yirmi dört saat anlamına mı gelmekteydi, yoksa bu günlerle kastedilen jeolojik çağlar mıydı? Ya da, yaratılış öyküsünün Musa’ya açıklandığı “dramatik vizyon” günleri miydiler? Bu günlerin, güneşe göre hesaplanan günler olmadıklarını kanıtlayan hiçbir bilimsel olgu yoktur. “Akşam ve sabah” ifadesi, yirmi dört saat içeren günleri belirtir. Kutsal Kitap’ın herhangi bir yerinde bu sözcükler normal günleri belirtirler.

Adem, yedinci günde yaşamaya başladı ve dokuz yüz otuzuncu yılda öldü, bu nedenle yedinci gün jeolojik bir çağ olamaz. Eski Antlaşma’da, “gün” sözcüğü ne zaman bir sayı ile kullanılsa (“birinci gün” v.b.), anlamı yirmi dört saatlik bir gündür. Tanrı İsrail’e Şabat Günü’nde dinlenmesini buyurduğunda, altı günlük çalışmadan sonra, yedinci günde kendisinin dinlendiği gerçeğini temel almaktaydı (Çık. 20:8-11). Buradaki birbirleriyle tutarlı yorumlar, “gün” sözcüğünün aynı anlamı taşımasını gerektirir.

Yine de, güneşe göre hesaplanan bir günün, dördüncü güne kadar başlayamayacağını biliyoruz (14-19. ayetler).

Kutsal Kitap’a göre, göklerin ve yeryüzünün yaratılışına tarih verilmemiştir. İnsanın yaratılışı için de aynı şey geçerlidir. Ancak, soy ağaçları bildirilir ve soylar arasında olası boşluklara izin verilir; insan, evrim teorisi yanlılarının düşündüğü gibi, milyonlarca yıl yeryüzünde bulunmuş olamazdı.

Yuhanna 1:1,14, Koloseliler 1:16 ve İbraniler 1:2 ayetlerinden, Rab İsa’nın yaratılıştaki etkin kişi olduğunu öğreniyoruz. Yaratılış’ın tükenmez harikaları nedeniyle İsa Mesih sonsuz tapılmaya layıktır.

1:31   Yaratılışın altıncı gününün sonunda Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü.

 

Kutsal Kitap

1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrının Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
3 Tanrı, ‹‹Işık olsun›› diye buyurdu ve ışık oldu.
4 Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
5 Işığa ‹‹Gündüz››, karanlığa ‹‹Gece›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
6 Tanrı, ‹‹Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın›› diye buyurdu.
7 Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
8 Kubbeye ‹‹Gök›› adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.
9 Tanrı, ‹‹Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün›› diye buyurdu ve öyle oldu.
10 Kuru alana ‹‹Kara››, toplanan sulara ‹‹Deniz›› adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
11 Tanrı, ‹‹Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin›› diye buyurdu ve öyle oldu.
12 Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
13 Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.
14-15 Tanrı şöyle buyurdu: ‹‹Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.›› Ve öyle oldu.
16 Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.
17-18 Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
19 Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.
20 Tanrı, ‹‹Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun›› diye buyurdu.
21 Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
22 Tanrı, ‹‹Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın›› diyerek onları kutsadı.
23 Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.
24 Tanrı, ‹‹Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin›› diye buyurdu. Ve öyle oldu.
25 Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. kara hayvanlarını da kapsıyor.
26 Tanrı, ‹‹İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım›› dedi, ‹‹Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.››
27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.
28 Onları kutsayarak, ‹‹Verimli olun, çoğalın›› dedi, ‹‹Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.
29 İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak.
30 Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere -soluk alıp veren bütün hayvanlara- yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.›› Ve öyle oldu.
31 Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.

1. Anton Hartmann (1831). Bk. Merrill F. Unger, Introductory Guide to the Old Testament, s.244

2. Bk. Gleason Archer, Archaelogy and the Old Testament.

3. Bazıları, afeti 1. ayetin önüne koyarlar ve 1. ayetin özet bir ifade olduğunu düşü­nürler.

4. Her ne kadar, İbranice’deki hayah fiili, “le” edatı tarafından izlendiğinde, ge­nelde “olmak” anlamına geliyorsa da, burada söz konusu edilen bu değildir.