Yuhanna 4

4
Yuhanna Bölüm 04

 

H. Samiriyeli Kadının Rab’be Gelmesi (4:1-30)

4:1-2   Ferisiler, İsa’nın Yahya’dan daha çok öğrenciyi vaftiz ettiğini ve kaçınılmaz olarak Yahya’nın popülerliğinin azalmakta olduğunu duydular. Belki de bu gerçeği, Yahya’nın ve Rab İsa’nın öğrencileri arasında kıskançlık ve rekabet yaratmak için kullanmaya çalıştılar. Aslında İsa’nın bizzat kendisi vaftiz etmiyordu. Bunu öğrencileri yapıyordu. Bununla birlikte insanlar Rab’bin izleyicileri ya da öğrencileri olarak vaftiz ediliyorlardı.

4:3   İsa, Yahudiye’den ayrılıp Celile’ye giderek, Ferisilerin ayrılık yaratma çabalarında başarılı olmalarını önledi. Ama bu ayette önemli olan başka bir şey daha vardır. Yahudiye, Yahudi din kurumunun merkeziyken, Celile, diğer ulusların ağırlıkta olduğu bir bölge olarak biliniyordu. Rab İsa Yahudi liderlerinin, O’nu ve tanıklığını reddetmiş olduklarını anladı ve böylece burada kurtuluş bildirisiyle diğer uluslara döndü.

4:4   Samiriye, Yahudiye’den Celile’ye giden yol üzerindeydi. Ama çok az Yahudi bu yolu kullanıyordu. Yahudiler, Samiriye bölgesini o kadar çok hor görüyorlardı ki, Celile’nin kuzeyine gitmek için dolambaçlı bir yol olan Perea’dan geçiyorlardı. Bunun için İsa’nın Samiriye’den geçmesi gerekti derken bu, coğrafi nedenlerle böyle yapmaya zorlandığı değil, tersine Samiriye’de yardım edebileceği çaresiz bir canın olması anlamındadır.

4:5   Rab İsa Samiriye’ye giderken, Sihar denilen kente geldi. Yakup’un kendi oğlu Yusuf’a vermiş olduğu topraktan uzak değildi (Yar.48:22). İsa bu yerden geçerken, buranın tarihi aklındaydı.

4:6   Yakup’un kuyusu olarak bilinen kaynak oradaydı. Bugün Kutsal Kitap’ta geçen tanınabilir birkaç yerden biri olan bu tarihi kuyuyu, ziyaretçiler hâlâ görebilir.

İsa kuyuya vardığında öğle vaktiydi (Yahudi zamanı) ya da akşam üstü altı sularıydı (Roma zamanı). İsa uzun bir yürüyüşten sonra yorgun düşüp kuyunun yanına oturmuştu. İsa, Tanrı’nın Oğlu olmasına karşın aynı zamanda insandır da. Tanrı olarak asla yorulamazdı, ama insan olarak yoruldu. Bunları anlamakta zorluk çekeriz. Ama insan aklı, Rab İsa Mesih’in Kişiliğini tam olarak asla anlayamaz. Tanrı’nın dünyaya gelip insanlar arasında insan olarak yaşaması gerçeği, aklımızı aşan bir sırdır.

4:7   Rab İsa, kuyunun yanında otururken köyden bir kadın su çekmeye geldi. Bazı uzmanların dediği gibi öğlen vaktiyse, kadınların kuyuya su çekmeye gitmesi için olağan dışı bir zamandı: Günün en sıcak zamanıydı. Ama bu kadın ahlaksız bir günahkardı ve utancından, onu diğer kadınların görmeyeceğini bildiği bu saati seçmiş olabilir. Elbette ki, Rab onun o saatte orada olacağını biliyordu. Onun çaresiz biri olduğunu biliyordu ve bunun için onunla karşılaşmaya ve onu günahlı yaşamından kurtarmaya karar vermişti. Bu paragrafta Can Kazanan efendiyi iş başında görüyoruz. Bu kadının gereksinimini görmesi ve sorununa çözüm sunmak için kullandığı yöntemleri öğrenmemiz iyi olur. Rabbimiz kadınla yedi kez konuştu. Kadın da yedi kez konuştu: Altı kez Rab’le, bir kez de kentteki adamlara. Belki biz de Rab’le onun kadar konuşursak, kentteki adamlara konuştuğunda kazandığı tanıklıktaki başarıyı elde edebiliriz. İsa sohbete bir şey isteyerek başladı. Yolculuktan yorulmuş olduğundan ona, “Bana su ver, içeyim” dedi.

4:8   8’inci ayet, insani bakımdan, Rab’bin niçin ondan su istediğini açıklar. Öğrencileri yiyecek almak için Sihar’a gitmişlerdi. Genellikle su çekmek için su testileri taşırlardı, ama onları yanlarında götürmüşlerdi. Bu nedenle görünüşe göre Rab’bin kuyudan su çekmek için hiçbir aracı yoktu.

4:9   Kadın, İsa’nın Yahudi olduğunu anladı ve O’nun kendisiyle, bir Samiriyeliyle, konuşmasına şaşıp kaldı. Samiriyeliler, Yakup’un soyundan olduklarını iddia edip kendilerini gerçek İsrailliler olarak görüyorlardı. Aslında Yahudi ve tanrısız soyun bir karışımıydılar. Gerizim dağı onların resmi tapınma yeri olarak kabul edilmişti. Bu dağ Samiriye’deydi ve birlikte konuşurlarken Rab’bin ve kadının görüş alanları içinde olduğu kesindir. Yahudiler, Samiriyelilerden hiç hoşlanmıyorlardı. Onları melez olarak görüyorlardı. Bunun için kadın, Rab İsa’ya, “Sen Yahudisin, bense Samiriyeli bir kadınım, nasıl olur da benden su istersin?” dedi. Yaratıcısıyla konuştuğunu ve O’nun sevgisinin, insanların önemsiz değerlerinin üstünde olduğunu anlamadı.

4:10-11   Rab, ondan bir şey isteyerek ilgisini ve merakını uyandırmıştı. Şimdi kendisinden, hem Tanrı hem de insan olarak söz ederek ilgisini daha da uyandırıyordu. O her şeyden önce Tanrı’nın armağanıydı – Tanrı’nın, dünyanın Kurtarıcısı olması için verdiği, biricik Oğlu’ydu. Ama hem de insandı – yolculuktan yorgun düşen ve ondan su isteyen biriydi. Başka bir deyişle, eğer kadın konuştuğu kişinin Tanrı’nın beden almış şekli olduğunu anlamış olsaydı, O’ndan bereket dilerdi ve O da ona diri su verirdi. Kadının düşünebildiği tek şey doğal su ve O’nun suyu gerekli araç olmadan almasının imkansızlığıydı. Rab’bi tanımada ya da O’nun sözlerini anlamada tamamen başarısız kaldı.

4:12   Bu kuyuyu vermiş olan ataları Yakup’u düşündüğünde kafası iyice karıştı. Kuyuyu kendisi, oğulları ve davarları kullanmıştı. Oysa, şimdi burada, yüzyıllar sonra, Yakup’un kuyusundan su isteyen ve buna rağmen kendisinin Yakup’un vermiş olduğundan daha iyi bir şey verebileceğini söyleyen yorgun bir yolcu vardı. Eğer daha iyi bir şeyi varsa, neden Yakup’un kuyusundan su istiyordu?

4:13   Bundan dolayı Rab, Yakup’un kuyusunun suyuyla O’nun vereceği su arasındaki farkı açıklamaya başladı. Bu sudan her içen yine susayacaktı. Samiriyeli kadın bunu elbette anlayabilirdi. Kuyudan su çekmek için her gün gelmekteydi; yine de gereksinimi hiçbir zaman tam olarak karşılanmamıştı. Bu dünyanın bütün kuyularının durumu budur. İnsanlar zevklerini ve doyumlarını dünyasal şeylerde arıyorlar, ama bunlar insan yüreğindeki susuzluğu bastıramıyor. “İtiraflarında” Agustine’nin dediği gibi, “Ya Rab, bizi kendin için yarattın ve yüreklerimiz Sende rahat buluncaya kadar huzursuzdur.”

4:14   İsa’nın verdiği su gerçekten tatmin eder. Mesih’in bereketlerinden ve merhametlerinden her içen sonsuza dek susamaz. İyilikleri, yalnızca yüreği doldurmakla kalmayıp taşırır. Yalnız bu yaşamda değil, sonsuza dek devam eden ve daima taşıp kabarcıklar oluşturan kaynak gibidirler. Sonsuz yaşam için fışkıran ifadesi, Mesih’in verdiği suyun ayrıcalıklarının yeryüzüyle sınırlı kalmayıp sonsuza dek devam edeceği anlamına gelir. Aradaki fark çok açık ve kuvvetlidir. Yeryüzünün sağladıkları insan yüreğini doldurmaya yetmez. Ama Mesih’in sağladığı bereketler, yüreği doldurmakla kalmayıp hiçbir yüreğin içine alamayacağı kadar büyüktür.

Yüreğin üç köşesini doldurmaya
Bütün dünyanın genişliği yetmez,
Yine de arzulamaya devam eder;
Yalnızca onu yaratan Üçlü Birlik
İnsanın geniş, üçgen yüreğine yetebilir.
   — George Herbert

Bu dünyanın zevkleri kısa olan birkaç yıl içindir, ama Mesih’in sağladığı zevkler sonsuz yaşam boyunca devam eder.

4:15   Kadın bu olağanüstü suyu duyunca, hemen ona sahip olmak istedi. Ama hâlâ doğal suyu düşünüyordu. Her gün su çekmek için kuyuya gelmek ve suyu ağır bir kapta başının üstünde taşımak zorunda kalmak istemiyordu. Rab İsa’nın söz etmekte olduğu, suyun ruhsal olduğunu, O’na iman etme aracılığıyla gelecek olan tüm bereketlere işaret ettiğini anlamadı.

4:16   Konuşmanın burasında birdenbire bir değişiklik olur. Kadın tam su istemişken Rab İsa ona gidip kocasını çağırmasını söyler. Neden? Çünkü bu kadının kurtulmasından önce, kendisinin günahkâr olduğunu kabul etmesi gerekir. Suçunu ve utancını itiraf ederek Mesih’in önüne gerçek bir tövbeyle gelmeli. Rab İsa onun yaşamış olduğu günahkâr yaşamla ilgili her şeyi biliyordu ve bunu görmesi için onu adım adım yönlendirecekti.

Yalnızca kaybolduklarını bilenler kurtulabilir. Bütün insanlar kaybolmuştur, ama bunu kabul etmede herkes istekli değildir. İnsanları, Mesih’e kazanmaya çalışırken hiçbir zaman günah sorunundan kaçınmamalıyız. Suçlarında ve günahlarında ölü oldukları, bir Kurtarıcıya ihtiyaçları olduğu, kendi kendilerini kurtaramayacakları, İsa’nın ihtiyaç duydukları Kurtarıcı olduğu ve günahlarından tövbe edip O’na iman ettikleri takdirde onları kurtaracağı gerçeğiyle yüz yüze getirilmelidirler.

4:17   Kadın ilk önce yalan söylemeden gerçeği saklamaya çalıştı. “Kocam yok” cevabını verdi. Belki de ifadesi yasal anlamda doğruydu. Ama bu, kocası olmayan bir adamla günah içinde yaşadığı çirkin gerçeği saklamak için tasarlanmıştı.

Din hakkında konuşur, teolojiyi tartışır, biraz ironi kullanır, şok olmuş gibi görünür; bütün bunlar Mesih’in kendisinden kaçan, kaçak canı görmesini engellemek içindir (Daily Notes of the Scripture Union).

Rab İsa, Tanrı olarak, bunların hepsini biliyordu. Ve bunun için ona, “Kocam yok demekle doğruyu söyledin” dedi. Başkalarını aldatabilmesine rağmen, bu Adamı aldatamayacaktı.

4:18   Rab her şeyle ilgili tam olan bilgisini, hiçbir zaman bir kimseyi utandırmak ya da açığını ortaya çıkarmak için gereksiz yere kullanmadı. Ama buradaki kişiyi, günahın boyunduruğundan kurtarmak için kullandı. Onun geçmişini olduğu gibi naklettiği zaman kim bilir ne kadar ürkmüştür! Beş kocaya varmıştı ve şimdi birlikte yaşadığı adam kocası değildi.

Bu ayetle ilgili olarak değişik düşünceler vardır. Bazıları kadının eski beş kocasının ölmüş olduğunu ya da onu terk ettiklerini ve kadının onlarla olan ilişkilerinde günah olan hiçbir şeyin olmadığını öğretir. Durum nasıl olursa olsun, bu ayetin ikinci kısmından bu kadının zina yaptığı bellidir. “Şimdi birlikte yaşadığın adamsa kocan değildir.” Önemli olan nokta budur. Kadın günahkârdı ve bunu kabul etmeyi isteyinceye kadar Rab onu diri suyla bereketleyemezdi.

4:19   Yaşamı, önüne böyle serilince, kadın kendisiyle konuşanın sıradan biri olmadığını anladı. Bununla birlikte O’nun Tanrı olduğunu anlamadı. O’nun için düşünebildiği en yüksek tahmin, O’nun bir peygamber olduğuydu; yani Tanrı’nın bir sözcüsü.

4:20   Şimdi, kadının günahlarından dolayı suçlu olduğu görülüyor ve bunun için tapınmayla ilgili doğru yer konusunda bir soru ortaya atarak konuyu değiştirmeye çalışıyor. “Atalarımız bu dağda tapındılar,” derken şüphesiz yakındaki Gerizim dağını belirtiyordu. Sonra da gereksiz yere Rab’be, Yahudilerin, tapınılması gereken doğru yerin Kudüs olduğunu iddia ettiklerini anımsattı.

4:21   İsa, onun yorumundan kaçınmadı, ama onu, daha fazla ruhsal gerçeği söylemek için kullandı. Ona ne Gerizim dağının ne de Kudüs’ün tapınılacak yer olmayacağı zamanın geldiğini söyledi. Eski Antlaşma’da Kudüs, Tanrı tarafından, O’na sunulması gereken tapınmanın olacağı kent olarak atanmıştı. Kudüs’teki tapınak, Tanrı’nın oturduğu yerdi ve dindar Yahudiler kurban ve sunularıyla Kudüs’e gelirlerdi. Elbette, müjde zamanında bu böyle değildi. Tanrı’nın, yeryüzünde, insanların tapınmaları için gitmeleri gereken belirli bir yeri yoktu. Rab bunu aşağıdaki ayetlerde daha çok açıklamıştır.

4:22   Rab, “Siz bilmediğinize tapınıyorsunuz” dediğinde, Samiriyeli tapınma yöntemini suçladı. Bu, bütün dinlerin iyi olduğunu ve sonunda hepsinin cennete götüreceğini söyleyen bugünkü din öğretmenlerinin düşüncelerine karşıdır. Rab İsa, bu kadına, Samiriyelilerin tapınmasının, Tanrı tarafından doğrulanmadığını ve onaylanmadığını bildirdi. Bu insanlar tarafından uydurulmuştu ve Tanrı Sözü’nün onayı olmaksızın sürdürülmekteydi. Yahudilerin tapınması ise böyle değildi. Tanrı, Yahudi halkını yeryüzündeki seçilmiş halkı olarak ayırmıştı. Onlara, O’na tapınmaları konusundaki tüm bilgiyi vermişti.

“Kurtuluş Yahudilerdendir” derken Rab, Yahudi halkının, Tanrı tarafından O’nun habercileri olarak atandıklarını ve Kutsal Yazıların onlara verilmiş olduğunu öğretiyordu. Hem de Mesih, Yahudi halkı aracılığıyla gelmişti. O Yahudi bir anneden doğdu.

4:23   İsa daha sonra kadına, O’nun gelişiyle, artık Tanrı’ya tapınmak için yeryüzünde belirli bir yer kalmadığını bildirdi. Şimdi, Rab İsa’ya iman edenler, herhangi bir yerde ve zamanda Tanrı’ya tapınabilirler. Gerçek tapınma, bir inanlının imanla Tanrı’nın huzuruna girmesi ve orada O’nu övüp O’na tapınması demektir. Bedeni mağarada, hapiste ya da tarlada olabilir, ama ruhu, imanla göksel tapınakta Tanrı’ya yaklaşabilir. İsa, kadına bundan sonra Baba’ya tapınmanın ruhta ve gerçekte olacağını ilan etti. Yahudi halkı tapınmayı dış görünüşe ve törenlere indirgemişti. Yasa’ya harfiyen, dindarca bağlı kalarak ve belirli gelenekleri yerine getirerek Baba’ya tapındıklarını sanıyorlardı. Ama onlarınki içten bir tapınma değildi. Bedenleri yerde diz çökmüş olabilirdi, ama yürekleri Tanrı’nın önünde doğru değildi. Belki yoksulu eziyorlar ya da hile dolu ticari yöntemler kullanıyorlardı.

Öte yandan Samiriyelilerin bir tapınma şekilleri vardı, ama yanlıştı. Kutsal Yazılara ait bir yetkisi yoktu. Kendi dinlerini kurmuşlardı ve kendi icatlarının düzenini yerine getiriyorlardı. Bu nedenle Rab tapınmanın ruhta ve gerçekte olması gerektiğini söylediği zaman, hem Yahudileri hem de Samiriyelileri azarlıyordu. Ama, aynı zamanda onlara, şimdi gelmiş olduğundan, insanların O’nun aracılığıyla gerçek ve içten tapınmayla Tanrı’ya yaklaşmalarının mümkün olduğunu bildiriyordu. Bunu derin düşünün! Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor. Tanrı, halkının tapınmasıyla ilgileniyor. Böyle bir tapınmayı benden alıyor mu?

4:24   Tanrı ruhtur, Tanrı’nın varlığının bir tanımıdır. O yalnızca bir insan, insanlığın bütün hatalarına ve sınırlılığına maruz kalmış biri değildir. Herhangi bir zamanda herhangi bir yere de bağlı değildir. O, aynı zamanda her yerde olan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten görülmez bir Kişidir. Bütün yollarında mükemmeldir. Bu nedenle O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdır. Yalan ya da ikiyüzlülük olmamalıdır. Yaşamı içten bozuk olan dindar görünmeye çalışmamalıdır. Geleneklere uyarak Tanrı’yı memnun etme düşüncesi olmamalıdır. Bazı kuralları Tanrı’nın kendisi bile koymuş olsa, hâlâ insanın kendisine kırık ve tövbekâr bir yürekle yaklaşmasında ısrar ediyor. Bu bölümde iki “zorunluluk” bulunuyor: Canlar kazanan için “zorunluluk” (4:4) ve tapınanlar için “zorunluluk” (4:24).

4:25   Samiriyeli kadın Rab’bi dinlerken, gelecek Mesih’i düşünmek zorunda kaldı. Tanrı’nın Kutsal Ruh’u onda, Mesih’in gelmesi gerektiği konusunda bir arzu yarattı. Geldiği zaman her şeyi öğreteceği güvenini verdi. Bu ifadede, Mesih’in gelişinin büyük amaçlarından birini çok net anladı.

“Mesih …meshedilmiş olan” ifadesi bu iki sözcüğün aynı anlama geldiğinin yalın bir açıklamasıdır. Mesih İbranice kökenli bir sözcüktür.

4:26   İsa’nın ona söylediği “Seninle konuşan ben, O’yum” idi. O, sözcüğü özgün metinde yoktur. O sözcüğünün eklenmesiyle cümle daha anlamlı olmasına rağmen, Rab İsa’nın esas sözlerinde derin bir anlam vardır.

“O’yum” (“Ben’im”) sözcüğünü kullanarak, Tanrı’nın Eski Antlaşma’da kendisiyle ilgili kullandığı isimlerden birini kullandı. “Seninle konuşan BEN’İM” ya da başka bir deyişle “Seninle konuşan Yehova’dır.” Ona, onunla konuşanın “beklemekte olduğu Mesih ve Tanrı’nın kendisi olduğu”na ilişkin ürkütücü gerçeği bildiriyordu. Eski Antlaşma’nın Yehova’sı Yeni Antlaşma’nın İsa’sıdır.

4:27   Öğrenciler Sihar’dan dönünce, İsa’yı bu kadınla konuşurken gördüler. Onunla konuşmasına şaştılar, çünkü o bir Samiriyeliydi. Hem de onun günahkâr bir kadın olduğunu anlamış olmaları mümkündür. Bununla birlikte hiçbiri, Rab’be kadından ne istediğini ya da neden o kadınla konuştuğunu sormadı.

4:28   Sonra kadın su testisini bıraktı! Bu, yaşamda en derin arzularını, özlemlerini tatmin etmek için kullandığı değişik şeylerin bir çabasını simgeliyordu. Şimdi Rab İsa’yı bulmuş olduğundan daha önceki yaşamında önemli olan şeylere artık gereksinimi yoktu.

Bozuk sarnıçları denedim, Rab,
Ama sular yetmedi!
İçmek için eğildiğimde, kaçtılar.
Ve feryat ettiğimde benimle alay ettiler.
Şimdi yalnızca Mesih tatmin edebilir,
Benim için başka hiçbir isim yok;
Sevgi, yaşam ve sonsuz sevinç vardır…
Sende bulundular, Ya Rab İsa.
— B.E.

Kadın yalnızca su testisini bırakmakla kalmayıp kente de gitti. Ne zaman birisi kurtulsa, hemen yaşam suyuna ihtiyacı olan diğer kişileri düşünmeye başlar. J.Hudson Taylor, “Bazıları Elçiler gibi olmaya özenirler; ben diğerleri yiyecek için giderken, insanlara Mesih’i tanıtma arzusuyla su testisini unutan Samiriyeli kadın gibi olmayı tercih ederim” dedi.

4:29-30   Tanıklığı basit, ama etkiliydi. Bütün kent halkını gelip ona yapmış olduğu her şeyi söyleyen adamı görmeleri için davet etti. Hem de onların yüreğinde bu adamın gerçekten Mesih olabileceği olasılığını uyandırdı. Kendi kafasında çok az kuşku vardı, çünkü İsa zaten kendisinin Mesih olduğunu ona bildirmişti. Ama onların İsa’ya gidip bunu kendilerinin araştırıp bulması için kafalarında bir soru işareti yarattı. Bu kadın, günahlarından ve utancından dolayı şüphesiz köyde iyi tanınıyordu. Meydanda onu Rab İsa Mesih için tanıklık yaparken görmek, halk için ne kadar ürkütücü olsa gerek! Kadının tanıklığı etkiliydi. Köy halkı evini ve işini bırakıp İsa’yı aramaya gitti.

I. Oğul’un, Baba’nın İsteğini Yapma Arzusu (4:31-38)

4:31   Şimdi öğrenciler yiyecekle geri dönüp Rab’bi yemesi için teşvik ediyorlardı. Meydana gelen önemli olayların farkında değillerdi. Bu tarihi anda, bir Samiriye kenti Yüce Rab’be tanıtılırken, onların düşünceleri bedenleri için olan yiyeceğin üstüne çıkamıyordu.

4:32   Rab İsa, Baba’sına tapınanları kazanarak, yiyecek ve destek bulmuştu. Fiziksel gıdanın, bu sevinçle karşılaştırıldığında, O’nun için pek önemi yoktu. Yaşamda, peşinde koştuklarımızı elde ederiz. Öğrenciler yiyecekle ilgileniyorlardı. Köye yiyecek bulmak için gittiler. Yiyecekle de döndüler. Rab canlarla ilgileniyordu. Erkekleri ve kadınları günahlarından kurtarmakla ve onlara sonsuz yaşam suyu vermekle ilgileniyordu. O da peşinden gittiğini buldu. Biz ne ile ilgileniyoruz?

4:33   Dünyasal görüşlerinden dolayı öğrenciler, Rab’bin sözlerinin anlamını kavrayamadılar. “Ruhsal başarının sevinci ve mutluluğunun, insanları fiziksel gereksinimlerin üstüne çıkarabildiği ve maddi et ve içeceğin yerini aldığı” gerçeğinin değerini bilmediler. Bu yüzden birinin gelip Rab İsa’ya yiyecek getirdiği sonucunu çıkardılar.

4:34   İsa, onların ilgisini tekrar maddiyattan ruhsallığa çekmeye çalıştı. O’nun yiyeceği, Tanrı’nın isteğini yerine getirmek ve Tanrı’nın O’na yapması için verdiği işi tamamlamaktı. Bu, Rab İsa’nın yemek yemekten sakındığı anlamına gelmez, ama daha çok O’nun yaşamının büyük amacı ve hedefinin bedeni beslemek değil de Tanrı’nın isteğini yerine getirmek olduğunu gösterir.

4:35   Belki öğrenciler aralarında yaklaşan hasattan söz ediyorlardı. Belki de, “Ekinleri ekme ve biçme arasında dört ay var” deyişi Yahudiler arasında bilinen bir özdeyişti. Rab İsa yine ekin biçmenin fiziksel gerçeğini, ruhsal bir dersi öğretmede kullandı. Öğrenciler hasat zamanının uzakta olduğunu düşünmemeliydiler. Yaşamlarını, Tanrı’nın işinin daha sonra yapılabileceğini düşünerek, yiyecek ve giyecek aramayla geçiremezlerdi. Tarlalardaki ekinlerin sararmış, biçilmeye hazır olduğunu anlamaları gerekirdi. Buradaki tarlalar, elbette, dünyayı belirtiyor. Rab bu sözleri söylediği zaman, Samiriyeli erkek ve kadınlarla birlikte bir ekin tarlasının ortasındaydı. Öğrencilere önlerinde büyük bir hasat işi olduğunu ve kendilerini bu işe hemen ve gayretle vermeleri gerektiğini söyledi.

Bunun için bugün, Rab imanlı olan bizlere, “Başınızı kaldırıp tarlalara bakın” diyor. Dünyanın büyük gereksinimlerini düşünmeye zaman harcarken, Rab etrafımızdaki kayıp canlar için yüreğimize bir yük (ağırlık) koyacaktır. O zaman, olgunlaşmış ürünün demetlerini kazanmaya çalışarak O’na gitmek bize bağlı olacaktır.

4:36   Rab İsa, şimdi öğrencileri çağrıldıkları iş konusunda bilgilendiriyordu. Onları, biçiciler olarak seçmişti. Ücretlerini yalnızca bu yaşamla kazanmakla kalmayıp sonsuzluk için de ürün toplayacaklardı. Mesih’e hizmetin, şimdiki zamanda da birçok ödülü vardır. Ama gelecek günde biçenler, müjdenin bildirimini açıklamada sadık kalmalarından dolayı cennette görecekleri canların ek sevincine sahip olacaklar.

36’ıncı ayet, kişinin sadık biçmeyle sonsuz yaşam kazanacağını değil, daha çok o işin ürününün sonsuz yaşam boyunca devam edeceğini öğretir.

Cennette hem eken hem de biçen birlikte sevinecektir. Doğal yaşamda tarla önce tohum için hazırlanmalı ve sonra tohum ekilmelidir. Daha sonra da ekin biçilir. Bu, ruhsal yaşamda da böyledir. Her şeyden önce bildiri açıklanmalı ve sonra da duayla sulanmalıdır. Ama ekin mevsimi gelince, işte görev alan herkes birlikte sevinir.

4:37   Rab, o günlerde bilinen, “Biri eker, başkası biçer” sözünün bu durumda yerine gelişini gördü. Bazı inanlılar, yıllarca emeklerinin ürününü pek fazla görmeden müjdeyi açıklamaya çağrılırlar. Bu yılların sonunda başkaları gelir ve birçok kişi yaşamını Rab’be adar.

4:38   İsa, öğrencilerini daha önce başkaları tarafından hazırlanmış yerlere gönderiyordu. Eski Antlaşma dönemi boyunca peygamberler, müjde döneminin ve Mesih’in gelişini önceden bildirdiler. Sonra Vaftizci Yahya da, Rab’bin habercisi olarak insanların yüreklerini O’nu kabul etmeleri için hazırlamaya geldi. Rab’bin kendisi Samiriye’de tohumu ekmiş ve ekini biçiciler için hazırlamıştı. İşte şimdi öğrenciler ekin tarlasına girmek üzereydiler ve Rab onların, birçok kişinin Mesih’e dönüşlerini görmenin sevincini yaşayacak olmalarına karşın başkalarının emeğinden yararlanıyor olduklarını anlamalarını istedi.

Çok az can bir tek kişinin hizmetiyle kurtulmuştur. Pek çok kişi Kurtarıcı’yı kabul etmeden önce müjdeyi birçok kez duymuştur. Bu nedenle bir kişiyi sonuçta Mesih’e yönlendiren, bu olağanüstü işte, Tanrı tarafından kullanılmış tek kişi olduğunu düşünerek kendisini yüceltmemelidir.

J. Birçok Samiriyeli İsa’ya İman Ediyor (4:39-42)

4:39   Samiriyeli kadının yalın ve içten tanıklığının sonucu olarak, halkının birçoğu Rab İsa’ya iman etti. Kadının sadece, “Yapmış olduğum her şeyi bana söyledi” gibi basit sözlerine rağmen, bu sözler başka insanları Kurtarıcı’ya getirmesine yetti. Bu, her birimize Mesih için tanıklığımızda yalın, cesur ve açık olabilmemiz için cesaret vermelidir.

4:40   Samiriyelilerin Rab İsa’ya gösterdikleri konukseverlik, Yahudilerinkiyle karşılaştırıldığında hemen göze çarpar. Samiriyeliler bu harika Kişiyi gerçekten takdir etmişe benziyorlardı ve yanlarında kalması için O’na ısrar ettiler. Davetlerinin sonucu Rab orada iki gün kaldı. Bu zaman süresince, görkem ve yaşam Rab’bini ağırlayan Sihar kentinin ne kadar ayrıcalıklı olduğunu bir düşünün!

4:41-42   Rab İsa Mesih’i kabul etmedeki iki hikaye tam aynı değildir. Bazıları kadının tanıklığından dolayı iman etti. Rab İsa’nın sözlerinden dolayı daha birçokları iman etti. Tanrı, günahkârları kendine getirmede değişik araçlar kullanır. Gerekli olan şey, Rab İsa Mesih’e imanın olmasıdır. Bu Samiriyelilerin, Kurtarıcı için böylesine net tanıkta bulunmalarını duymak harika bir şey. Kafalarında hiç kuşku yoktu. Tam kurtuluş güvenleri yalnızca bir kadının sözlerine değil, Rab İsa’nın kendi sözlerine dayalıydı. O’nu işittikten ve sözlerine iman ettikten sonra, O’nun gerçekten Mesih 1, dünyanın Kurtarıcısı olduğunu anladılar. Bu anlayışı onlara yalnızca Kutsal Ruh vermiş olabilirdi. Yahudi halkı, Mesih’in yalnızca kendileri için olacağını sanmışlardı. Ama Samiriyeliler, Mesih’in hizmetinin ayrıcalıklarının bütün dünyaya uzanacağını anladılar.

K. İkinci Belirti: Bir Memurun Oğlu İyileştiriliyor (4:43-53)

4:43-44   Samiriyelilerin arasında geçirdiği bu iki günden sonra Rab, kuzeye doğru, Celile’ye gitti. 44.ayet bir zorluğu sunar gibi görünüyor. Kurtarıcı’nın, Samiriye’den Celile’ye hareket etmesindeki nedenin, bir peygamberin kendi memleketinde saygınlığı olmadığını belirtmesidir. Nasıra’nın o bölgede olmasından dolayı Celile O’nun memleketiydi. Belki de ayetin demek istediği, İsa’nın, Celile’nin Nasıra’dan farklı bir yerine gittiğidir. İnsanın akrabaları ve arkadaşları, onun yalnızca kendilerinden biri olduğunu düşünür. Rab İsa’nın, kendi halkı tarafından kabul edilmesi gerektiği gibi kabul edilmediği kesindir.

4:45   Rab Celile’ye döndüğü zaman iyi karşılandı; çünkü halk bayramda O’nun Kudüs’te yaptığı her şeyi görmüştü. Burada belirtilen Celilelilerin Yahudiler olduğu bellidir. Tapınmak için Kudüs’e gitmişlerdi. Orada Rab’bi görmüş ve yapmış olduğu bazı büyük işlere tanıklık etmişlerdi. İşte şimdi, O’nu Tanrı’nın Oğlu olarak kabul ettiklerinden değil, ama gittiği her yerde böylesine çok yorumlara yol açanı çok merak ettiklerinden, O’nu aralarına almaya istekliydiler.

4:46   Kana köyü bir kere daha Rab’bin ziyaretiyle onurlandı. İlk ziyaretinde bazıları, O’nun suyu şaraba dönüştürdüğünü görmüşlerdi. Şimdi, etkisi Kefernahum’a kadar uzanacak olan başka bir mucizesine tanıklık etmek üzereydiler. Orada, saraya bağlı bir memurun oğlu… Kefernahum’da hastaydı. Bu adam şüphesiz kral Hirodes tarafından görevlendirilmiş bir Yahudi idi.

4:47   İsa’nın Yahudiye’ye gitmiş olduğunu ve şimdi Celile’ye döndüğünü işitmişti. Mesih’in iyileştirme yeteneğine iman etmiş olmalı ki doğruca yanına gitti, ölmek üzere olan oğlunu gelip iyileştirmesi için O’na yalvardı. Bu bakımdan halkının çoğundan daha büyük bir imana sahip olduğu görülüyor.

4:48   İsa, yalnızca memura değil, genel olarak Yahudi halkına konuşarak onlara, iman etmeden önce mucize görme arzularının ulusal bir özellikleri olduğunu anımsattı. 2 Genel olarak, Rab İsa’yı, mucizelere dayalı imandan çok, yalnızca sözüne dayalı imanın memnun ettiğini görürüz. Görünen bir kanıt verdiği için değil, yalnızca O söylediği için iman etmek O’nu daha çok onurlandırır. İman etmeden görmeyi istemek, insanın bir özelliğidir. Ama Rab İsa, bize önce iman etmemiz gerektiğini ve daha sonra göreceğimizi öğretir.

Belirtiler ve harikalar mucizelere işaret eder. Belirtiler, derin bir anlamı ya da önemi olan mucizelerdir. Harikalar ise insanları doğaüstü özellikleriyle şaşırtan mucizelerdir.

4:49   Saray memuru gerçek imanın azmiyle, Rab İsa’nın, oğluna iyilik yapacağına inanıyordu ve Rab’bin ziyaretini her şeyden çok istiyordu. Bir bakıma imanı noksandı. İsa’nın oğlunu iyileştirebilmesi için, önce çocuğun yatağının yanında olması gerektiğini sandı. Bununla birlikte Kurtarıcı bunun için onu azarlamadı, ama sergilediği iman ölçüsünde onu ödüllendirdi.

4:50   Burada adamın imanının büyüdüğünü görüyoruz. Olan imanını uyguladı ve Rab ona daha çok verdi. İsa onu “Oğlun yaşayacak” vaadiyle evine gönderdi. Oğul iyileşmişti! Adam, Rab İsa’nın sözüne, herhangi bir mucize ya da görünen bir kanıt olmadan, iman ederek yola koyuldu. Eylem halindeki iman budur!

4:51-52   Eve yaklaşırken köleleri onu, oğlunun iyi olduğu müjdesiyle karşılamaya geldiler. Adam bu haberle hiç de şoka uğramadı. Rab İsa’nın vaadine inanmıştı ve iman ettikten sonra işte şimdi kanıtı görecekti. Baba kölelere, oğlunun iyileştiği saati sordu. Verdikleri yanıt iyileşmenin derece derece olmadığını gösterdi; hemen olmuştu.

4:53   Şimdi bu olağanüstü mucizeyle ilgili küçücük bir kuşku olamazdı. Bir gün önce yedinci saatte İsa, Kana’da Saray memuruna, “Oğlun yaşayacak” demişti. Kefernahum’da aynı saatte oğul iyileşmiş ve ateşi düşmüştü. Saray memuru, Rab İsa’nın mucize yapmak ya da duaya yanıt vermek için fiziksel olarak orada bulunmasına gerek olmadığını öğrendi. Bu, tüm inanlıları dua yaşamlarında yüreklendirmeli. Ricalarımızı işiten ve dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir saatte amaçlarını gerçekleştirebilecek yüce bir Tanrımız var.

Saray memurunun kendisi ve bütün ev halkı iman etti. Bundan ve Yeni Antlaşma’daki benzer ayetlerden, Tanrı’nın ailelerin Mesih’te birleşmesini görmeyi sevdiği anlaşılır. Cennette bölünmüş ailelerin olması O’nun isteği değildir. Bütün ev halkının Oğlu’na iman ettiği gerçeğini kaydetmeye dikkat etmiştir.

4:54   Saray memurunun oğlunu iyileştirmek, Rab’bin bu zamana kadar olan tüm hizmetinde yaptığı ikinci mucize değildi. İsa’nın, Yahudiye’den Celile’ye geldikten sonra yaptığı ikinci belirtiydi.

 

Kutsal Kitap

1 Ferisiler*, İsa’nın Yahya’dan daha çok öğrenci edinip vaftiz* ettiğini duydular aslında İsa’nın kendisi değil, öğrencileri vaftiz ediyorlardı İsa bunu öğrenince Yahudiye’den ayrılıp yine Celile’ye gitti.
2 (SEE 4:1)
3 (SEE 4:1)
4 Giderken Samiriye’den geçmesi gerekiyordu.
5 Böylece Samiriye’nin Sihar denilen kentine geldi. Burası Yakup’un kendi oğlu Yusuf’a vermiş olduğu toprağın yakınındaydı.
6 Yakup’un kuyusu da oradaydı. İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat* on iki sularıydı.
7 Samiriyeli* bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi.
8 İsa’nın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.
9 Samiriyeli kadın, “Sen Yahudi’sin, bense Samiriyeli bir kadınım” dedi, “Nasıl olur da benden su istersin?” Çünkü Yahudiler’in Samiriyeliler’le ilişkileri yoktur.
10 İsa kadına şu yanıtı verdi: “Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve sana, ‘Bana su ver, içeyim’ diyenin kim olduğunu bilseydin, sen O’ndan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.”
11 Kadın, “Efendim” dedi, “Su çekecek bir şeyin yok, kuyu da derin, yaşam suyunu nereden bulacaksın?
12 Sen, bu kuyuyu bize vermiş, kendisi, oğulları ve davarları ondan içmiş olan atamız Yakup’tan daha mı büyüksün?”
13 İsa şöyle yanıt verdi: “Bu sudan her içen yine susayacak.
14 Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.”
15 Kadın, “Efendim” dedi, “Bu suyu bana ver. Böylece ne susayayım, ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.”
16 İsa, “Git, kocanı çağır ve buraya gel” dedi.
17 Kadın, “Kocam yok” diye yanıtladı. İsa, “Kocam yok demekle doğruyu söyledin” dedi.
18 “Beş kocaya vardın. Şimdi birlikte yaşadığın adam kocan değil. Doğruyu söyledin.”
19 Kadın, “Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin” dedi.
20 “Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalim’de olduğunu söylüyorsunuz.”
21 İsa ona şöyle dedi: “Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Baba’ya ne bu dağda, ne de Yeruşalim’de tapınacaksınız!
22 Siz bilmediğinize tapıyorsunuz, biz bildiğimize tapıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudiler’dendir.
23 Ama içtenlikle tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. İşte, o saat şimdidir. Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor.
24 Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.”
25 Kadın İsa’ya, “Mesih denilen meshedilmiş* Olan’ın geleceğini biliyorum” dedi, “O gelince bize her şeyi bildirecek.”
26 İsa, “Seninle konuşan ben, O’yum” dedi.
27 Bu sırada İsa’nın öğrencileri geldiler. O’nun bir kadınla konuşmasına şaştılar. Bununla birlikte hiçbiri, “Ne istiyorsun?” ya da, “O kadınla neden konuşuyorsun?” demedi.
28 Sonra kadın su testisini bırakarak kente gitti ve halka şöyle dedi: “Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba Mesih bu mudur?”
29 (SEE 4:28)
30 Halk da kentten çıkıp İsa’ya doğru gelmeye başladı.
31 Bu arada öğrencileri O’na, “Rabbî*, yemek ye!” diye rica ediyorlardı.
32 Ama İsa, “Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var” dedi.
33 Öğrenciler birbirlerine, “Acaba biri O’na yiyecek mi getirdi?” diye sordular.
34 İsa, “Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır” dedi.
35 “Sizler, ‘Ekinleri biçmeye daha dört ay var’ demiyor musunuz? İşte, size söylüyorum, başınızı kaldırıp tarlalara bakın. Ekinler sararmış, biçilmeye hazır!
36 Eken ve biçen birlikte sevinsinler diye, biçen kişi şimdiden ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar.
37 ‘Biri eker, başkası biçer’ sözü bu durumda doğrudur.
38 Ben sizi, emek vermediğiniz bir ürünü biçmeye gönderdim. Başkaları emek verdiler, siz ise onların emeğinden yararlandınız.”
39 O kentten birçok Samiriyeli, “Yaptığım her şeyi bana söyledi” diye tanıklık eden kadının sözü üzerine İsa’ya iman etti.
40 Samiriyeliler O’na gelip yanlarında kalması için rica ettiler. O da orada iki gün kaldı.
41 O’nun sözü üzerine daha birçokları iman etti.
42 Bunlar kadına, “Bizim iman etmemizin nedeni artık senin sözlerin değil” diyorlardı. “Kendimiz işittik, O’nun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz.”
43 Bu iki günden sonra İsa oradan ayrılıp Celile’ye gitti.
44 İsa’nın kendisi, bir peygamberin kendi memleketinde saygı görmediğine tanıklık etmişti.
45 Celile’ye geldiği zaman Celileliler O’nu iyi karşıladılar. Çünkü onlar da bayram için gitmişler ve bayramda O’nun Yeruşalim’de yaptığı her şeyi görmüşlerdi.
46 İsa yine, suyu şaraba çevirdiği Celile’nin Kana Köyü’ne geldi. Orada saraya bağlı bir memur vardı. Oğlu Kefarnahum’da hastaydı.
47 Adam, İsa’nın Yahudiye’den Celile’ye geldiğini işitince yanına gitti, evine gelip ölmek üzere olan oğlunu iyileştirmesi için O’na yalvardı.
48 İsa adama, “Sizler belirtiler ve harikalar görmedikçe iman etmeyeceksiniz” dedi.
49 Saray memuru İsa’ya, “Efendim, çocuğum ölmeden yetiş!” dedi.
50 İsa, “Git, oğlun yaşayacak” dedi. Adam, İsa’nın söylediği söze iman ederek gitti.
51 Daha yoldayken köleleri onu karşılayıp oğlunun yaşadığını bildirdiler.
52 Adam onlara, oğlunun iyileşmeye başladığı saati sordu. “Dün öğle üstü saat* birde ateşi düştü” dediler.
53 Baba bunun, İsa’nın, “Oğlun yaşayacak” dediği saat olduğunu anladı. Kendisi ve bütün ev halkı iman etti.
54 İsa, bu ikinci belirtiyi de Yahudiye’den Celile’ye döndükten sonra gerçekleştirdi.

1. NU metni Mesih’i çıkarır.

2.  Grekçe’de bir kişiye hitap etmenin birden fazla şekli vardır (Siz, sen gibi). Burada kullanılan ise çoğuldur.