Yuhanna 6

6
Yuhanna Bölüm 06

 

IV. TANRI’NIN OĞLU’NUN HİZMETİNİN ÜÇÜNCÜ YILI: CELİLE (Bölüm 6)

A. Dördüncü Belirti: Beş Bin Kişiyi Doyurma (6:1-15)

6:1   Bundan sonra ifadesi, 5’inci bölümde yer alan olaylardan bu yana biraz zamanın geçmiş olduğu anlamına gelir. Tam olarak ne kadar zamanın geçtiğini bilmiyoruz, ama İsa’nın Kudüs etrafındaki bölgeden Celile gölüne geldiğini biliyoruz. Gölün karşı yakasına geçmesi herhalde kuzeybatı kıyısından kuzeydoğu tarafına gittiği anlamına gelir. Celile gölü, Taberiye gölü olarak da biliniyordu, çünkü Taberiye kenti batı yakasındaydı. Celile bölgesinin başkenti olan bu kent, adını Roma İmparatoru Tiberiyus’tan almıştı.

6:2, 3   Büyük bir kalabalık O’nun ardından gitti: O’na Tanrı’nın Oğlu olarak inandıklarından değil, daha çok hastalar üzerinde yapmış olduğu mucizeleri gördükleri için. Mucizelere dayalı bir iman, hiçbir zaman Tanrı’yı yalnızca Sözüne dayalı bir iman kadar memnun edemez. Tanrı’nın Sözü, bunu doğrulamak için mucizeleri gerektirmez. Tanrı’nın söylediği her şey doğrudur. Sahte olması mümkün değildir. Bu herkese yetmelidir. 3’üncü ayet, “İsa dağa çıktı” der, ama bu sadece göl etrafındaki dağlık bölge anlamına gelebilir.

6:4   Yuhanna’nın Fısıh bayramının yakın olmasından neden söz ettiği açık değildir. Bazıları bu bölümde, Rab İsa’nın gerçek Yaşam Ekmeği konusundaki öğretiyi verirken Fısıh bayramını düşündüğünü ileri sürerler. Fısıh bayramı için Kudüs’e gitmişti. Yuhanna, Fısıh bayramından, Yahudilerin bayramı olarak söz eder. Fısıh bayramı Eski Antlaşma’da Tanrı tarafından buyrulmuştu; bu yüzden de Yahudilerin bayramıydı. Ama Yahudilerin bayramı ifadesi, Tanrı’nın artık bunu, Yahudi halkının yürekten ilgilenmeyip yalnızca bir gelenek olarak kutlamasından dolayı kendi bayramlarından biri olarak kabul etmediği anlamına da gelebilir. Gerçek anlamını kaybetmişti ve artık Yehova’nın bayramı değildi.

6:5   İsa, büyük kalabalığı görünce, rahatını ya da öğrencileriyle geçireceği zamanı bozacakları düşüncesiyle sıkılmadı. İlk düşüncesi, onlara yiyecek bir şey sağlamak oldu. Bunun için Filipus’a dönüp kalabalığı doyurmak için nereden ekmek alınabileceğini sordu. İsa soru sorduğu zaman bu, kendi bilgisine bir şey eklemek amacıyla değil, başkalarına öğretmek içindi. Sorunun yanıtını biliyordu, ama Filipus bilmiyordu.

6:6   Rab, Filipus’a değerli bir ders verecek ve onun imanını sınayacaktı. İsa bu büyük kalabalığı doyurmak için mucize yapacağını kendisi biliyordu. Ama Filipus, O’nun bunu yapabileceğini anladı mı?

6:7   Filipus’un imanının çok yükseklere çıkmadığı belli oluyor. Çabucak bir hesap yapıp herkesin az bir şey yiyebilmesini sağlamak için iki yüz dinarlık ekmeğin bile yetmeyeceğine karar verdi. O günlerde iki yüz dinara ne kadar ekmek alınabileceğini tam olarak bilmiyoruz, ama büyük olasılıkla yüklü bir paraydı. Sıradan bir işçinin günlük ücreti yaklaşık bir dinardı.

6:8-9   Andreya, Simun Petrus’un kardeşiydi. Celile gölünün kıyısındaki Beytsayda çevresinde yaşıyorlardı. Andreya da böyle bir kalabalığı beslemenin zor olacağına karar verdi. Beş arpa ekmeğiyle iki balığı olan küçük bir çocuğu fark etti, ama bunlarla bu kadar adamın açlığını bastırmaya çalışmanın anlamsız olacağını hissetti. Bu çocuğun elinde çok az şey vardı, ama bunu Rab İsa’nın hizmetine sunmaya hazırdı. Çocuğun iyiliğinin sonucu olarak bu hikaye İncil’in ilk dört kısmında da geçer. Çocuk çok şey yapmadı, ama “eğer Tanrı işin içindeyse o çok demektir” diyerek tüm dünyada meşhur oldu.

6:10   Rab İsa, halkı yere oturtarak rahatlarını sağladı. Bol çimen olan yeri seçmiş olduğuna dikkat edin. O bölgede böyle bir yer bulmak olağanüstü bir şeydi, ama Rab kalabalığın hoş ve temiz bir yemek yemesine özen gösterdi.

Orada beş bin erkeğin olduğu yazılı, bunun için bu, ek olarak kadın ve çocukların da olduğu anlamına gelir. Beş bin sayısından söz edilmesi, ne kadar büyük bir mucizenin gerçekleşmek üzere olduğunu belirtmek içindir.

6:11   İsa ekmekleri aldı ve onlar için şükretti. Eğer O bunu yiyeceği paylaşmadan ya da servis yapmadan önce yaptıysa, bizlerin yemeğimizi yemeden önce durup Tanrı’ya ne kadar çok şükretmemiz gerekir. Sonra yiyeceği öğrencilere dağıttı. Bunda hepimiz için gerçek bir ders var. Her şeyi Rab İsa’nın kendisi yapmadı. Başkalarını da hizmete dahil etti. Şu söz çok yerindedir: “Sen yapabildiğini yaparsın; ben yapabildiğimi yaparım, Rab de bizim yapamadığımızı yapar.”

Rab ekmeği öğrencilere dağıtıncaya kadar ekmek harika bir şekilde çoğaldı. Bu mucizenin tam ne zaman olduğu kaydedilmiyor, ama mucizevi bir şekilde Rab’bin elindeki beş ekmekle iki balığın büyük bir kalabalığı doyurmaya yettiğini biliyoruz. Öğrenciler ekmek ve balıkları oturanlara vermeye gittiler. Hiç yiyecek kıtlığı yoktu, çünkü onlara istedikleri kadar ekmek ve balık verdikleri özellikle belirtiliyor.

Griffith Thomas bize bu hikâyede güzel bir, (a) mahvolan dünya; (b) güçsüz öğrenciler; (c) mükemmel Kurtarıcı resmine sahip olduğumuzu hatırlatıyor. Bu mucize gerçek bir yaratma eylemini içeriyor. Hiçbir insan beş ekmekle iki küçük balığı alıp bu kadar insanı bu şekilde doyurmak için çoğaltamazdı. Şu söz çok yerinde söylenmiştir: “Ekmeği bereketlediğinde bahardı, ekmeği böldüğünde ise harman zamanıydı.” Ayrıca şu da doğrudur: “Bereketlenmeyen ekmekler çoğalmayan ekmeklerdir.” 1

6:12   Bu çok güzel bir vurguydu. İsa sadece insan olmuş olsaydı, kalan artıkları asla düşünme zahmetine katlanmayacaktı. Beş bin kişiyi doyurabilen biri, birkaç artık kırıntısını merak etmez! Ama İsa Tanrı’dır ve Tanrı’nın cömertliği ziyan edilmemelidir. Bize verdiği değerli şeyleri çarçur etmemizi istemez ve bunun için hiçbir şey ziyan olmasın diye artan parçaların toplanmasını öğretmeye özen gösterir.

Pek çok kişi bu mucizeyi örtbas etmeye çalışır. Kalabalığın, küçük çocuğu beş ekmeğiyle iki balığını İsa’ya verirken gördüğünü söylerler. Bu, onlara ne kadar bencil olduklarını kavrattı, böylece yanlarındaki yiyecekleri çıkarıp başkalarıyla paylaşmaya karar verdiler. Bu şekilde herkes için yiyecek oldu. Ama böyle bir açıklama, bir sonraki ayette göreceğimiz gibi gerçeklerle uyuşmaz.

6:13   Halk karnını doyurduktan sonra on iki sepet ekmek toplandı. Eğer herkes yanındaki yiyeceği yemiş olsaydı, bu kadar ekmeğin toplanması imkansız olurdu. Bundan yalnızca bir sonuç çıkarılabilir, o da büyük bir mucizenin gerçekleşmiş olmasıdır.

6:14   Halkın kendisi, bunun bir mucize olduğunu kabul etti. Yalnızca kendi yiyeceklerini yemiş olsalardı, böyle yapmazlardı. Aslında, mucize olduğundan o kadar eminlerdi ki, İsa’nın dünyaya gelecek olan peygamber olduğunu kabul etmeye istekliydiler. Eski Antlaşma ayetleri uyarınca bir peygamberin geleceğini biliyorlardı ve onları Roma İmparatorluğunun egemenliğinden kurtarması için onu arıyorlardı. Dünyasal bir krallık bekliyorlardı. Ama imanları içten değildi. İsa’nın, Tanrı’nın Oğlu olduğunu kabul etmeye ya da günahlarını itiraf edip O’nu Kurtarıcıları olarak kabul etmeye istekli değillerdi.

6:15   İsa’nın mucizesinin sonucu olarak, halk O’nu kral yapmak istedi. Yine, eğer İsa sadece insan olsaydı, şüphesiz, onların isteğine hazır bir şekilde, boyun eğerdi. İnsanlar yalnızca yüceltilmeyi ve önemli bir yere sahip olmayı isterler. Ama İsa, bu tür gösteriş ve gururun çekiciliğinden etkilenmedi. Dünyaya, günahkârların yerine çarmıh üzerinde ölmek için gelmiş olduğunu biliyordu. Bu amaca müdahale etmek için hiçbir şey yapmayacaktı. Önce kurban sunağına çıkmadan, tahta çıkmayacaktı. Yüceltilmeden önce acı çekmeli, kanını dökmeli ve ölmeliydi.

F.B. Meyer şöyle yazar:

St. Bernard’ın dediği gibi, O’nu ne zaman Kral yapmaya kalkıştılarsa kaçtı, ama O’nu çarmıha germek istediklerinde kendisini sundu. Bunu aklımızda tutarak, Gatlı İttaya’nın soylu çalışmalarını benimsemede tereddüt etmeyelim. “Hay olan Rab’bin hakkı için, efendim kral nerede ise, mutlaka bu kulun da, ölüm için olsun, hayat için olsun, orada olacaktır” (2Sa.15:21). Davut, kendi sorununa ortak olmaya gelen kaçağa yanıt verdiği gibi O da mutlaka yanıt verecektir: “Benimle kal, korkma; benim yaşamımı arayan, seninkini de arar, ama benimle emniyette olacaksın.” 2

B. Beşinci Belirti: İsa Su Üstünde Yürür ve Öğrencilerini Kurtarır (6:16-21)

6:16-17   Akşam oldu. İsa tek başına dağa çıkmıştı. Şüphesiz, kalabalık öğrencileri kendi başlarına bırakıp evlerine döndü. Öğrenciler göle inip Celile gölünün karşı yakasına geçme hazırlıklarını yapmaya karar verdiler.

Gölün karşı yakasındaki Kefernahum’a doğru yol alırlarken, karanlık basmıştı. İsa yanlarında değildi. Neredeydi? Dağda dua ediyordu. İsa’nın günümüzdeki öğrencileri için de ne büyük bir örnek bu! Yaşam denizinin fırtınasıyla boğuşuyorlardı. Karanlıktı ve Rab İsa hiçbir yerde görünmüyordu. Ama bu, İsa’nın olup bitenin farkında olmadığı anlamına gelmez. O, cennette sevdikleri için dua ediyor.

6:18   Celile gölü, ani ve şiddetli fırtınalara maruz kalır. Rüzgar, Şeria nehri vadisine doğru büyük bir hızla hareket eder. Celile gölüne vurunca dalgaların yükselmesine neden olur. Böyle zamanlarda küçük kayıkların gölde olması güvenli değildir.

6:19   Öğrenciler üç mil kadar kürek çekmişlerdi. İnsani açıdan bakıldığında, büyük bir tehlike içindeydiler. Başlarını kaldırdıklarında İsa’nın gölün üstünde yürüyerek kayığa yaklaştığını gördüler. İşte harika bir mucize daha! Tanrı’nın Oğlu Celile gölünün üstünde yürüyordu. Öğrenciler korktu, çünkü bu harika Kişinin kim olduğunu tam olarak anlamamışlardı.

Hikâyenin ne kadar sade bir şekilde anlatıldığına dikkat edin. Son derece şaşırtıcı olan gerçekler anlatılıyor, ama Yuhanna, olan şeyin büyüklüğüyle bizi etkilemek için büyük sözler kullanmıyor. Gerçekleri açıklarken süslü cümlelerden kaçındı.

6:20   O zaman Rab İsa, şu teselli edici sözleri söyledi: “Ben’im, korkmayın!” O sadece insan olsaydı, korkabilirlerdi. Ama O, evrenin yüce Yaratıcısı ve Devam Ettiricisidir. Yakında böyle Biri varken, korkacak bir şey yoktu. İlk olarak Celile gölünün yaratanı olarak suları yatıştırabilir ve ikinci olarak da korkan öğrencilerini sağ salim karaya çıkarabilirdi. Bu, Yuhanna bölümünde İsa’nın, Yehova’nın ismini kendisine uyarlayarak kullandığı ikinci olaydır.

6:21   Rab İsa olduğunu anladıklarında, O’nu kayığa almak istediler. O anda, kendilerini varacak oldukları yerde buldular. İşte, burada yazılan ve açıklanmayan bir mucize daha! Daha fazla kürek çekmelerine gerek kalmamıştı. Rab İsa onları anında karaya çıkardı. Ne harika Biri!

C. Halk Belirti İstiyor (6:22-34)

6:22   Şimdi beş bin kişinin doyurulduğu günün ertesi günüdür. Halk hâlâ Celile gölünün kuzeydoğusundaki yerdedir. Önceki akşam, öğrencilerin küçük kayığa bindiklerini görmüşlerdi ve İsa’nın onlarla gitmediğini biliyorlardı. O zaman yalnızca bir kayık vardı ve ona da öğrenciler binmişti.

6:23   Ertesi gün, Rab İsa’nın kalabalığı doyurduğu yerin yakınına Taberiye’den başka kayıklar geldi. Ama bunlar daha yeni gelmiş olduğundan Rab, bunlardan biriyle gitmiş olamazdı. Ama sonraki ayetlerde belirtildiği gibi, halk bu küçük kayıklarla Kefernahum’a gitmişti.

6:24   Halk, İsa’yı çok dikkatli bir şekilde izledi. O’nun dua etmek için dağa çıkmış olduğunu biliyorlardı. Öğrencileriyle, gölün karşı yakasına geçmek için kayığa binmediğini de biliyorlardı. Buna rağmen ertesi gün hiçbir yerde bulunmuyordu. Böylece öğrencilerin bulunduğu Kefernahum’a gitmek için gölün karşı yakasına geçmeye karar verdiler. İsa’nın nasıl orada olabileceğini anlayamadılar, ama yine de gidip O’nu aramak istediler.

6:25-26   Kefernahum’a varınca, O’nu orada buldular. Meraklarını gizlemeyip O’na oraya ne zaman geldiğini sordular.

İsa sorularına dolaylı olarak cevap verdi. O’nu kim olduğundan dolayı değil de, onlara verdiği yiyecekten dolayı aradıklarını anladı. Bir gün önce büyük bir mucize yaptığını görmüşlerdi. Bu, onları O’nun gerçekten Yaratıcı ve Mesih olduğuna inandırmış olmalı. Ama ilgilendikleri şey sadece yiyecekti. Mucize ekmekleri yemişler ve karınları doymuştu.

6:27   Böylece İsa onlara, ilk önce geçici olan yiyecek için çalışmamalarını tavsiye etti. Rab, günlük yaşamları için çalışmamalarını değil, bunun yaşamlarının en büyük amacı olmaması gerektiğini söylemek istedi. Kişinin fiziksel iştahını tatmin etmesi yaşamın en önemli noktası değildir. İnsan yalnızca bedenden değil, ruh ve candan da oluşur. Sonsuz yaşam boyunca kalacak yiyecek için çalışmalıyız. İnsan sanki her şey bedeniymiş gibi yaşamamalıdır. Tüm gücünü ve yeteneğini, birkaç yıl sonra kurtların yiyeceği bedenini doyurmaya adamamalıdır. Canının daha çok Tanrı’nın Sözü ile gün be gün beslenmesine dikkat etmelidir. “İnsan yalnız ekmekle değil, Tanrı’nın ağzından çıkan her bir sözle yaşar.” Tanrı sözünü daha iyi bilmek için bıkıp usanmadan çalışmalıyız.

Rab İsa, Baba Tanrı’nın onayını kendisine verdiğini söylediği zaman, Tanrı’nın O’nu göndermiş ve onaylamış olduğunu söylemek istedi. Bir şeye mühür bastığımız zaman bu, onun gerçek olduğuna söz verdiğimiz anlamına gelir. Tanrı, bir bakıma İnsanoğlu’nu gerçeği konuşan Kişi olarak onaylayarak mühürledi.

6:28   Halk şimdi Rab’be, Tanrı’nın işlerini yapmak için ne yapmaları gerektiğini sordu. İnsan her zaman cennet yolunu kazanmaya çalışır. Kurtuluşu için yapabileceği bir şeylerin olduğunu hissetmek ister. Bir şekilde canının kurtuluşuna katkıda bulunabilirse, o zaman övünebileceği bir zemin bulabilir; bu da ona doyum verir.

6:29   İsa onların ikiyüzlülüğüne kanmadı. Tanrı için çalışmak ister gibi göründüler, ama Tanrı’nın Oğlu’yla herhangi bir şey yapmak istemediler. İsa, onlara yapmaları gereken ilk işin Tanrı’nın gönderdiği kişiyi kabul etmeleri olduğunu söyledi. Bu, bugün de böyledir. Pek çok kişi iyi işlerle cennet yolunu kazanmaya çalışıyor. Ama Tanrı için iyi işler yapmadan önce Rab İsa Mesih’e iman etmeleri gerekir. İyi işler kurtuluştan önce gelmez; onu izler. Bir günahkârın yapabileceği tek iyi günahlarını itiraf etmek ve Mesih’i Rab’bi ve Kurtarıcısı olarak kabul etmektir.

6:30   Bu ayet, ayrıca halkın yüreğindeki kötülüğün kanıtıdır. Bir önceki gün, Rab İsa’nın beş bin kişiyi beş ekmek ve iki balıkla doyurduğunu görmüşlerdi. Tam bir gün sonra, O’na gelip Tanrı’nın Oğlu olduğu iddiasını kanıtlamak için O’ndan bir belirti istediler. Birçok inançsız kimse gibi önce görmek ve sonra inanmak istediler. “Görüp sana iman etmemiz için.” Ama bu Tanrı’nın sıralaması değildir. Tanrı günahkârlara, “İman ederseniz, o zaman görürsünüz” der. İman daima önce gelmelidir.

6:31   Yahudiler, Eski Antlaşma’ya dönerek, İsa’ya çöldeki man 3 mucizesini anımsattılar. Sanki İsa’nın hiç böylesine harika bir şey yapmamış olduğunu söylüyor gibiydiler. “Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi” diyen Mezmurlar’ın 78:24,25’inci ayetlerini aktardılar. Musa’nın gökten ekmek istediğini; Rab’bin, Musa kadar büyük olmadığını, çünkü O’nun sadece olan yiyeceği çoğalttığını ima ettiler.

6:32   Rab’bin yanıtı en azından iki düşünceyi belirtir. Öncelikle, onlara manı veren Musa değil, Tanrı idi. Dahası, man gökten gelen gerçek ruhsal ekmek değildi. Man, beden için hazırlanan fiziksel yiyecekti ve bu yaşamın ötesinde bir değeri yoktu. Rab İsa, burada Tanrı’nın gökten verdiği gerçek ve kusursuz ekmek hakkında konuşuyordu. Bu ekmek beden için değil, can içindir. Mesih’in kullandığı, “Babam” ifadesi tanrısallığına dair bir iddiadır.

6:33   Rab İsa, kendisini gökten inen ve yaşam veren Tanrı’nın ekmeği olarak betimledi. Tanrı’nın ekmeğinin çöldeki mana göre üstünlüğünü gösteriyordu. Man yaşam vermedi, sadece fiziksel yaşamı devam ettirdi. Bütün dünya için değil, sadece İsrail için tasarlanmıştı. Gökten inen gerçek ekmek insanlara –bir ulusa değil, tüm dünyaya– yaşam verir.

6:34   Yahudiler, hâlâ Rab İsa’nın kendisinden gerçek ekmek olarak bahsettiğini anlamadılar ve bu nedenle O’ndan bu ekmeği istediler. Hâlâ fiziksel ekmekten söz ettiğini düşünüyorlardı. Ne yazık ki, yüreklerinde gerçek iman yoktu.

Ç. Yaşam Ekmeği İsa (6:35-65)

6:35   İsa, şimdi gerçeği sade ve açık bir şekilde ifade etti. O, yaşam ekmeğidir. Ruhsal açlıklarını sonsuza dek tatmin etmek için O’na gelenler, O’nda yeterli derecede ekmek bulurlar. O’na iman edenler, susuzluklarının sonsuza dek giderildiğini görürler. Bu ayetteki ben’im sözüne ve Rab’bin kendisini Yehova ile eşit kıldığına dikkat edin. 35’inci ayetteki sözleri günahkâr birinin söylemesi aptallık olurdu. Sadece insan olan biri, kendi açlığını ya da susuzluğunu tatmin edemezken, tüm dünyanın ruhsal iştahını hiç tatmin edemez!

6:36   30’uncu ayette iman etmeyen Yahudiler, görmek ve iman edebilmek için Rab’den bir belirti istemişlerdi. Burada İsa, onlara –bütün belirtilerin en büyüğü olan Kendisini– görmüş olduklarını, ancak yine de iman etmediklerini söyledi. Eğer Tanrı’nın Oğlu, onların önünde mükemmel bir insan olarak durabiliyorsa ve onlar O’nu tanımıyorsa, o zaman yapacağı herhangi bir belirtinin onları ikna etmesi kuşkuludur.

6:37   Rab, Yahudilerin imansızlığından dolayı moralini bozmadı. Baba’nın bütün amaçlarının ve planlarının yerine geleceğini biliyordu. Konuştuğu Yahudiler O’nu kabul etmese bile, Tanrı’nın seçtiklerinin O’na geleceğini biliyordu. Pink’in dediği gibi, “Tanrı’nın sonsuz düşüncelerinin yenilmezliğini anlamak, hiçbir şeyin veremeyeceği kadar dinginlik, huzur, cesaret ve azim verir.”

Bu ayet çok önemlidir, çünkü birkaç sözcükle Kutsal Kitap’ın en önemli iki öğretişini belirtir. Birincisi, Tanrı’nın belirli kişileri Mesih’e verdiği ve verdiklerinin hepsinin kurtulacağıdır. Diğer öğretiş de, insanın sorumluluğudur. Kurtulmak için kişi Rab İsa’ya gelmeli ve O’nu imanla kabul etmelidir. Tanrı, bazı insanları kurtulmaları için seçtiğini asla öğretmez. Eğer biri kurtulursa, bu Tanrı’nın karşılıksız olarak verdiği lütuftan dolayıdır. Ama biri sonsuza kadar mahvolursa, bu kendi hatasıdır. Bütün insanlar kendi günahkârlıkları ve kötülükleriyle suçlanır. Eğer herkes cehenneme giderse, sadece hak ettiklerini alırlar. Tanrı lütufla eğilir ve bireyleri büyük insanlık kitlesi arasından kurtarır. Bunu yapmaya hakkı var mı? Kesinlikle var. Tanrı istediğini yapabilir ve hiç kimse bu hakkı O’ndan alamaz. Tanrı’nın hiçbir zaman yanlış ya da haksız olan bir şey yapmayacağını biliyoruz.

Ama Kutsal Kitap, Tanrı’nın belirli kişileri kurtuluş için seçtiğini öğretirken, insanın müjdeyi kabul etmedeki sorumluluğunu da öğretir. Tanrı evrensel bir teklif yapıyor; Rab İsa Mesih’e iman eden kurtulacaktır. Tanrı, insanları, iradelerine aykırı olarak kurtarmaz. Kişi, O’na tövbe ve imanla gelmelidir. O zaman Tanrı onu kurtarır. Mesih aracılığıyla Tanrı’ya gelen kimse kovulmayacaktır.

İnsan aklı, bu iki öğretişi uzlaştıramaz. Bununla birlikte, anlamasak bile bunlara inanmalıyız. Kutsal Yazıların öğretişidir ve burada açıkça belirtilmiştir.

6:38   Rab İsa, 37’nci ayette, kendisine verilenlerin kurtuluşu ile ilgili olarak Tanrı’nın bütün planlarının er geç yerine geleceğini söyledi. Bu, Baba’nın isteği olduğundan, Rab’bin kendisi işi Tanrı’nın iradesini yerine getirmek olduğu için bunun gerçekleşmesiyle ilgili yükümlülüğü alacaktır. Mesih, “Gökten indim” derken, yaşamına Beytlehem’deki yemlikte başlamadığını açıkça öğretiyordu. Tersine, sonsuzluklar boyunca gökte, Baba Tanrı’yla birlikteydi. Dünyaya gelerek Tanrı’nın itaatkâr Oğlu oldu. Babasının iradesini yerine getirmek için gönüllü hizmetkar oldu. Bu, O’nun kendi iradesi olmadığı anlamına gelmez, tam tersine O’nun iradesi Tanrı’nın iradesiyle kusursuz bir uyum içindeydi.

6:39   Baba’nın isteği, Mesih’e verilen herkesin kurtulması ve Mesih’e ait olanların diriltilerek cennete ve evlerine alınacakları zamana kadar korunmaları idi. Hiçbiri sözcüğü imanlıları belirtir. Burada, inanlıları tek tek olarak değil, yıllar boyunca kurtulmuş ve kurtarılacak olan tüm inanlılardan oluşan tek bedeni düşünüyordu. Rab İsa, bedenin hiçbir üyesinin kaybolmamasından ve tüm bedenin son günde diriltilmesinden sorumluydu. Son gün, inanlıların düşüncelerine göre, Rab İsa’nın gökyüzünde geleceği, önce Mesih’teki ölülerin dirileceği, yaşayan inanlıların değiştirileceği ve herkesin sonsuza dek Rab’le olmak için Rab’bi karşılamak üzere gökyüzünde buluştuğu günü belirtir. Bu, Yahudilere göre, Mesih’in görkemli gelişi anlamına gelir.

6:40   Rab sonra kişinin, kurtulan ailenin nasıl bir üyesi olacağını açıklamaya devam etti. Tanrı’nın isteği, Oğul’u gören ve O’na iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Burada Oğul’u görmek, O’nu fiziksel gözlerle değil de, iman gözleriyle görmek anlamına gelir. Kişi, İsa Mesih’in, Tanrı’nın Oğlu ve dünyanın Kurtarıcısı olduğunu görmeli ya da tanımalıdır. O zaman O’na iman da etmelidir. Bu, kesin bir iman eylemiyle Rab İsa’yı, kişisel Kurtarıcısı olarak kabul etmelidir anlamına gelir. Bunu yapan herkes armağan olarak sonsuz yaşama kavuşur ve son günde dirileceği güvencesini alır.

6:41   Halk, Rab İsa’yı kabul etmeye oldukça hazırlıksızdı ve bunu O’na karşı söylenerek gösterdi. Gökten inmiş ekmek olduğunu iddia etmişti. Bunun çok önemli bir iddia olduğunu kavradılar. Gökten inmiş kişi, sadece insan ya da büyük bir peygamber olamazdı. Bunun için O’na karşı söylenmeye başladılar, çünkü O’nun sözlerine iman etme konusunda isteksizdiler.

6:42   İsa’nın, Yusuf’un oğlu olduğunu varsayıyorlardı. Elbette ki burada hatalıydılar. İsa, Bakire Meryem’den doğdu. Yusuf O’nun babası değildi. Rabbimiz İsa Mesih Kutsal Ruh’tandı. Bakire doğumuna inanmayışları, onları karanlığa ve imansızlığa götürdü. Bu, bugün de böyledir. Rab İsa’yı, dünyaya bir bakirenin rahmi aracılığıyla gelen Tanrı’nın Oğlu olarak kabul etmeyi reddedenler kendilerini, Mesih’in kişiliği ve işleriyle ilgili büyük gerçeklerin hepsini inkar etmek zorunda kalmış olarak bulurlar.

6:43   Doğrudan O’na konuşmamış olmalarına rağmen, O, yine de onların ne söylediğini biliyordu; İsa, onlardan aralarında söylenmemelerini istedi. Aşağıdaki ayetler, söylenmelerinin neden yararsız olduğunu açıklar. Yahudiler, Rab İsa’nın tanıklığını reddettikçe, O’nun öğretişleri de o kadar zor oldu, “Reddedilen ışık, inkar edilen ışıktır.” Müjdeyi ne kadar çok reddettilerse, onu kabul etmeleri o kadar zorlaştı. Rab onlara basit şeyleri anlattığında inanmadıkları için onlara daha zor şeyleri açıkladığında O’nun söylediklerinden tamamen habersiz kalacaklardı.

6:44   İnsan, kendi içinde tamamen umutsuz ve çaresizdir. İsa’ya kendi başına gelecek gücü bile yoktur. Tanrı, önce yüreğinde ve yaşamında çalışmaya başlamadıkça, hiçbir zaman korkunç suçunu ve bir Kurtarıcıya olan gereksinimini anlamaz. Birçok kişi için bu ayeti anlamak zordur. İnsanın kurtarılmak için istekli olabileceğini, ancak kurtarılmayı imkansız bulabileceğini öğrettiğini varsayarlar. Böyle değildir. Ama bu ayet, mümkün olan en kuvvetli şekilde yaşamımızda önce harekete geçenin ve bizi kendisine kazanmaya çalışanın Tanrı olduğunu öğretir. Rab İsa’yı kabul etme ya da reddetme seçeneğine sahibiz. Ama ilk önce Tanrı yüreklerimize konuşmamış olsaydı, hiçbir zaman içimizde arzu olmamış olacaktı. Rab yine her gerçek inanlıyı son günde dirilteceği vaadini sözlerine ekledi. Daha önce gördüğümüz gibi bu, Mesih’in kutsalları için gelişini, ölülerin dirileceği ve yaşayanların değişeceği zamanı belirtir.

6:45   Göksel Baba bir kişiyi kendisine çekmedikçe, kimsenin O’na gelemeyeceğini kuvvetli ifadelerle belirttikten sonra Rab, Baba’nın insanları nasıl kendine çektiğini açıklamak için sözlerine devam etti. Yeşaya 54:13’de şöyle yazılıdır: ‘Tanrı onların hepsine kendi yollarını öğretecektir.’ Tanrı basit bir şekilde yalnızca bireyleri seçmez. Bu konuda bir şey yapar. Değerli Sözü’nün öğretişi aracılığıyla onların yüreklerine konuşur.

O zaman insanın kendi isteği ortaya çıkar. Tanrı’nın Sözü’nün öğretişine karşılık verenler ve Baba’dan öğrenenler Mesih’e gelenlerdir. Burada yine, Tanrı’nın Egemenliği ve insanın seçimi gibi iki büyük gerçeğin Kutsal Yazılarda yan yana konmuş olduğunu görüyoruz. Bu bize kurtuluşun tanrısal ve de insani tarafları olduğunu gösteriyor.

İsa, “Peygamberlerin yazdığı gibi” derken elbette ki, peygamberlerin kitabını demek istiyordu. Özellikle Yeşaya’yı kastetti, ama burada ifade ettiği düşünce, bütün peygamberlerde bulunur. İnsan, Tanrıyla, Tanrı’nın Sözü’nün öğretişiyle ve Tanrı’nın Ruhu ile çekişir.

6:46   İnsanlara Tanrı tarafından öğretildiği gerçeği onların Tanrı’yı görmüş olduğu anlamına gelmez. Baba’yı görmüş olan tek Kişi Tanrı’dan gelendir, yani Rab İsa’nın kendisidir.

Tanrı tarafından öğretilen herkese, Rab İsa Mesih hakkında öğretilmiştir, çünkü Tanrı’nın öğretişinde Mesih’in kendisi esas konudur.

6:47   47’nci ayet, Tanrı’nın Sözünün tümünde, kurtuluşla ilgili olarak bulunan en net ve kısa açıklamalardan biridir. Rab İsa bunu sözcüklerle yanlış anlaşılamayacak bir şekilde belirtti: O’na iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Bu önemli sözleri, “Size doğrusunu söyleyeyim” sözleriyle söylediğine dikkat edin. Bu, Yeni Antlaşma’da kurtuluşun işlerle, yasaları tutmayla, kilise üyesi olmayla, Altın Kurala itaat ederek olmayacağını, sadece Rab İsa Mesih’e iman ederek olacağını öğreten birçok ayetten biridir.

6:48-49   Rab İsa, şimdi söz etmekte olduğu yaşam ekmeğinin kendisi olduğunu belirtir. Yaşam ekmeği, elbette ki yiyenlere yaşam veren ekmek anlamındadır. Yahudiler daha önce çöldeki man konusunu ortaya atmış ve Rab İsa’yı bunun kadar harika bir yiyecek sağlaması için kışkırtmışlardı. Rab İsa burada, çölde man yemiş olan atalarının ölmüş olduğunu onlara anımsattı. Başka bir deyişle, man sadece bu yaşam içindi. Onu yiyenlere sonsuz yaşam verecek gücü yoktu. Rab, “Atalarınız” ifadesiyle kendisini, düşmüş insanlıktan ayırdı ve eşsiz tanrısallığını bildirdi.

6:50   Rab İsa, Man’ın tersine, kendisinden gökten inen ekmek olarak söz etti. Bu ekmekten yiyen ölmeyecektir. Bu, fiziksel olarak ölmeyecek anlamında değil, cennette sonsuz yaşamı olacak anlamındadır. Fiziksel olarak ölse bile, bedeni son günde dirilecek ve sonsuzluğa dek Rab’le olacaktır.

Bu ve bunu izleyen ayetlerde Rab sürekli O’nu yiyen insanlardan söz etti. Bununla ne demek istiyor? Bununla, insanların O’nu fiziksel olarak yemesi gerektiğini mi söylemek istiyor? Bu düşüncenin imkansız ve iğrenç olduğu bellidir. Bununla birlikte bazıları Rab’bin sofrasında O’nu yememiz gerektiğini, yani mucizevi bir şekilde ekmek ve şarabın Mesih’in bedeni ve kanına dönüştüğünü ve kurtulmak için bu unsurları paylaşmamız gerektiğini öğretmek için söylediğini düşünür. Ama İsa’nın dediği bu değildir. Konunun içeriği, O’nu yemenin O’na iman etmek olduğunu açıkça gösterir. Rab İsa Mesih’e Kurtarıcımız olarak güvendiğimizde, O’nu imanla alırız. O’nun kişiliğinin ve işlerinin ayrıcalıklarını paylaşırız. Augustine, “İman edin, yemiş olursunuz” demiştir.

6:51   İsa diri ekmektir. Yalnızca kendisi yaşamakla kalmıyor, yaşam da veriyor. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Ama bu nasıl olabilir? Rab, suçlu günahkârlara nasıl sonsuz yaşam verebilir? Bunun yanıtı ayetin son kısmında bulunur: “Dünyanın yaşamı uğruna vereceğim ekmek de benim bedenimdir.” Rab İsa burada çarmıhtaki ölümüne işaret ediyordu. Yaşamını günahkârlar için fidye olarak verecekti. Bedeni parçalanacak ve kanı günahkârlar için bir kurban olarak akacaktır. Bedel olarak ölecekti. Günahlarımızın gerektirdiği cezayı ödeyecekti. Bunu niçin yapacaktı? Dünyanın yaşamı uğruna bunu yaptı. Sadece Yahudi ya da yalnızca seçilmişler için ölmeyecekti. O’nun ölümü tüm dünyaya yetecek değerde olacaktı. Bu, elbette ki, tüm dünyanın kurtulacağı anlamına gelmez, aksine çarmıhtaki işinin değer olarak tüm dünyayı –eğer bütün insanlar İsa’ya gelse– kurtarmaya yettiğidir.

6:52   Yahudiler, hâlâ fiziksel ekmek ve beden açısından düşünüyorlardı. Düşünceleri bu yaşamdaki şeylerin üstüne çıkamıyordu. Rab İsa’nın fiziksel şeyleri, ruhsal şeyleri öğretmek için kullandığını kavramadılar. Bu yüzden kendi aralarında sadece insan olan bu adamın, başkalarının yemesi için bedenini vermesinin nasıl mümkün olacağını konuşuyorlardı. Paraşüt yalnızca uçaktan atladıktan sonra açılır. İman görmeden önce gelir ve ruhunuzu anlamak, yüreğinizi iman etmek ve iradenizi itaat etmek için hazırlar. Bütün “Nasıl”lı sorularınız, Pavlus’un “Rab, benim ne yapmamı istiyorsun?” diye haykırdığında olduğu gibi, Mesih’in yetkisine teslim olarak yanıtlanır.

6:53   İsa, her şeyi bildiğinden bir kez daha ne düşündüklerini ve söylediklerini anladı. Bunun üzerine ciddi bir şekilde O’nun bedenini yiyip kanını içmezlerse onlarda yaşam olmayacağını söyleyerek uyardı. Bu, Rab’bin Sofrasında kullanılan ekmek ve şarabı belirtemezdi. Rab ele verildiği gece sofrasını kurduğunda, bedeni daha parçalanmamış, kanı da akıtılmamıştı. Öğrenciler ekmek ve şarabı paylaştılar, ama tabii ki fiziksel açıdan O’nun bedenini yiyip kanını içmediler. Rab İsa sadece bizim için gerçekleşecek olan çarmıh üzerindeki ölümünün değerini imanla kendimize mal etmedikçe, asla kurtulamayacağımızı belirtiyordu. O’na iman etmeli, güvenmeli, O’nu kabul etmeli ve kendimize mal etmeliyiz.

6:54   Bu ayeti 47’nci ayetle karşılaştırarak O’nun bedenini yemenin ve kanını içmenin O’na iman etmek olduğu kesinlikle gösterilebilir. 47’nci ayette, “İman edenin sonsuz yaşamı vardır” sözlerini okuruz. 54’üncü ayette ise, O’nun bedenini yiyip kanını içenin sonsuz yaşamı olduğunu öğreniriz. Aynı şeye eşit olan şeyler birbirine eşittir. O’nun bedenini yemek ve kanını içmek O’na iman etmektir. O’na iman edenler son günde dirilecektir. Bu, elbette ki Rab İsa’ya iman ederek ölmüş kişilerin bedenini belirtir.

6:55   Rab İsa’nın bedeni gerçek yiyecektir ve kanı gerçek içecektir. 4 Bu, bu dünyanın geçici değerdeki yiyecek ve içeceğine tezat teşkil etmektedir. Rab İsa’nın ölümünün değeri hiçbir zaman son bulmaz. İmanla O’ndan alanlar sonsuza dek süren yaşama kavuşurlar.

6:56   O ve O’na iman edenler arasında çok yakın bir birlik olur. O’nun bedenini yiyen ve kanını içen O’nda yaşar ve O da o kişide yaşar. Hiçbir şey bundan daha yakın ya da daha içten olamaz. Normal yiyecek yediğimizde onu içimize alırız ve bir parçamız olur. Rab İsa’yı Kurtarıcımız olarak kabul ettiğimizde ise, O yaşamak için yaşamlarımıza girer ve biz de O’nda yaşarız.

6:57   Şimdi Rab, kendisi ve halkı arasında var olan yakın bağın başka bir örneğini verir. Örnek, O’nun Baba Tanrı’yla olan bağlantısıdır. Yaşayan Baba, Rab İsa’yı dünyaya gönderdi. (Yaşayan Baba ifadesi yaşam Kaynağı olan Baba anlamındadır). İsa, Baba’nın aracılığıyla, yani Baba nedeniyle dünyada insan olarak yaşadı. Yeryüzünde, Baba Tanrı’yla yakın birlik ve uyum içinde yaşandı. Tanrı, yaşamının hem merkezi hem de çevresiydi. Amacı Tanrı ile meşgul olmaktı. Dünyaya bir insan bedeninde geldi, ama dünya O’nun Tanrı’nın beden almış şekli olduğunu anlamadı. Dünyanın O’nu yanlış anlamasına rağmen, yine de O ve Baba’sı birdi. Yakın bir dostluk içinde yaşadılar. Bu, Rab İsa’da olan inanlılar için de böyledir. İnanlılar da dünya tarafından yanlış anlaşılıyor, nefret ediliyor ve sık sık acı çekiyorlar. Ama Rab İsa’ya iman edip güvendikleri için O’nun aracılığıyla yaşıyorlar. Yaşamları, O’nun yaşamına yakından bağlıdır ve bu yaşam sonsuza dek sürecektir.

6:58   Bu ayet, Rab’bin daha önceki ayetlerde söylemiş olduğu her şeyi özetler gibi görünüyor. O gökten inmiş olan ekmektir. Atalarının çölde yediği mandan daha üstündür. O ekmeğin değeri geçiciydi. Yalnızca bu yaşam içindi. Ama Mesih, yiyen herkese sonsuz yaşam veren Tanrı’nın Ekmeğidir.

6:59   Kalabalık, İsa’yı ve öğrencilerini Celile gölünün kuzeydoğu yakasından Kefernahum’a kadar izlemişti. Öyle görünüyor ki, kalabalık İsa’yı havrada 5 buldu ve İsa onlara orada Yaşam Ekmeği üzerine öğretiş verdi.

6:60   Rab İsa’nın bu zamana kadar, başlangıçtaki onikilerin dışında başka birçok öğrencisi oldu. O’nun ardından giden ve O’nun öğretişlerini kabul ettiğini açıklayan kişi, öğrenci olarak biliniyordu. Bununla birlikte O’nun öğrencisi olarak bilinen herkes gerçek inanlı değildi. Şimdi O’nun öğrencisi olduğunu açıklayanların birçoğu, “Bu söz çetindir” dedi. Öğretişinin hakaret edici olduğunu söylemek istiyorlardı. Gücenmelerinin nedeni öğretişinin anlamayacakları kadar güç oluşu değil, kabul etmeyecekleri kadar tatsız oluşuydu. “Bunu kim dinleyebilir” dediklerinde, demek istedikleri, “Böyle hakaret dolu öğretiye kim dayanıp dinleyebilir?” idi.

6:61   Bir kere daha Rab’bin her şeyi bildiğinin açık bir kanıtını görüyoruz. İsa, öğrencilerin tam olarak ne dediklerini biliyordu. Gökten gelmiş olduğu iddiasına karşı söylendiklerini ve sonsuz yaşama kavuşmak için insanların O’nun bedenini yemeleri ve kanından içmeleri gerektiğini söylediği zaman, bundan hoşlanmadıklarını biliyordu. Bunun üzerine onlara, “Bu sizi şaşırtıyor mu?” diye sordu.

6:62   Gökten gelmiş olduğunu söylediği için alındılar. Onlara, gerçekleşeceğini bildiği dirilişinden sonra, göğe yükseldiğini görürlerse, ne düşüneceklerini sordu. İnsanların bedenini yemesi gerektiğini söylediğinde de onları gücendirdi. O zaman bu bedenin önceden bulunduğu yere yükseldiğini görürlerse ne düşüneceklerdi? Baba’ya geri döndükten sonra insanlar O’nun fiziksel bedenini ve kanını nasıl yiyip içebileceklerdi?

6:63   Bu insanlar Mesih’in fiziksel bedeni üzerinde düşünmekteydiler, ama İsa onlara sonsuz yaşamın bedeni yiyerek değil de Tanrı’nın Kutsal Ruhunun işiyle kazanıldığını anlattı. Beden yaşam veremez; bunu yalnızca Ruh yapabilir. O’nun sözlerinin kelimelerini tek tek anladılar, ama bunların ruhsal olarak anlaşılması gerektiğini kavrayamadılar. Bunun üzerine Rab İsa, burada söylediği sözlerin ruh ve yaşam olduğunu açıkladı. Haberi kabul edenler, bedenini yeme ve kanını içmeyle ilgili sözleri ruhsal olarak O’na iman etmek şeklinde anladıklarında sonsuz yaşama kavuşurlar.

6:64   Rab, bu sözleri söylerken bile dinleyicilerinden bazılarının O’nu anlamadığını, çünkü iman etmediklerini anladı. Sorun, yetersizliklerinden çok isteksizliklerinden kaynaklandı. İsa, ardından gidenlerin bazılarının O’na iman etmeyeceklerini ve öğrencilerinden birinin O’nu ele vereceğini başlangıçtan biliyordu. İsa, elbette ki, bütün bunları her şeyin başlangıcından önce biliyordu.

6:65   İmansızlıklarından dolayı, daha önce onlara Babasının O’na yöneltmediği hiç kimsenin O’na gelemeyeceğini anlattığını açıkladı. Bunlar, kurtuluşu kazanabileceğini düşünen insan gururunu altüst eden sözlerdir. Rab İsa insanlara O’na gelecek gücün bile yalnızca Baba Tanrı’dan alınabileceğini anlattı.

D. Kurtarıcının Sözlerine Gösterilen Karışık Tepkiler (6:66-71)

6:66   Rab İsa’nın bu sözleri O’nu izlemiş olan birçoğuna öyle tatsız geldi ki, O’nun peşini bırakıp artık O’nunla birlikte olmak istemediler. Bu öğrenciler hiçbir zaman gerçek inanlılar değildi. Çeşitli nedenlerle Rab’bin ardından gittiler, ama bunun nedeni, O’na olan sevgileri ya da O’nun kusursuz kimliği değildi.

6:67   Bu noktada İsa, on iki öğrencisine dönüp kendilerinin de, O’nu bırakıp bırakmayacaklarına dair bir soru sorarak onları düşünmeye yönlendirdi.

6:68   Petrus’un verdiği yanıt dikkate değer. Aslında şöyle dedi: “Rab, seni nasıl bırakabiliriz? Sonsuz yaşama giden öğretileri veren Sensin. Seni bırakırsak, gidebileceğimiz hiç kimse yok. Seni bırakmak, felaketimizi mühürlemek olur.”

6:69   Onikilerin adına da konuşan Petrus, Rab İsa’nın Mesih, yaşayan Tanrı’nın Oğlu 6 olduğuna iman ettiklerini ve böylece bildiklerini sözlerine ekledi. Sözlerin, “İman etmek ve bilmek” olarak sıralanmasına dikkat edin. Her şeyden önce, Rab İsa Mesih’e iman ettiler ve sonra gerçekten O’nun söylediği kişi olduğunu anladılar.

6:70   68 ve 69’uncu ayetlerde Petrus, on iki öğrenci anlamında, “biz” sözcüğünü kullandı. Petrus, on iki öğrencinin de gerçek inanlı olduğunu bu kadar emin bir şekilde söylememeliydi. On iki öğrenciyi Rab’bin seçmiş olduğu doğrudur, ama aralarından biri İblisti. Onlardan biri, Petrus’un Rab İsa Mesih’le ilgili görüşlerini paylaşmıyordu.

6:71   Rab İsa, Yahuda İskariyot’un O’nu ele vereceğini biliyordu. Yahuda’nın, O’nu hiçbir zaman Rab ve Kurtarıcı olarak gerçekten kabul etmediğini de biliyordu. Bir kere daha Rab’bin her türlü bilgiye sahip olduğunu görüyoruz. İsa’nın Yahuda hakkındaki bu bilgisi –Yahuda gerçekten de ihanet etti– Petrus’un “biz” derken yanılgı içinde olduğunu ortaya koyan açık bir kanıttır.

Rabbimiz, yaşam ekmeği konuşmasına, oldukça sade bir öğretiyle başladı. Ama öğretisi ilerledikçe, Yahudilerin sözlerini reddettiği belli oluyordu. Yüreklerini ve kafalarını gerçeğe ne kadar çok kapadılarsa, O’nun öğretişi de o kadar zorlaştı. Sonunda, İsa bedenini yemeleri ve kanını içmeleri konusunda konuştu. Bu kadarı da fazlaydı! “Bu söz çetindir, bunu kim dinleyebilir?” deyip ardından gitmekten vazgeçtiler. Gerçeği reddetme, yasadaki körlükle sonuçlanır. Görmeme konumundan görememe konumuna düştüler.

 

Kutsal Kitap

1 Bundan sonra İsa, Celile Taberiye Gölü’nün karşı yakasına geçti.
2 Ardından büyük bir kalabalık gidiyordu. Çünkü hastalar üzerinde yaptığı mucizeleri görmüşlerdi.
3 İsa dağa çıkıp orada öğrencileriyle birlikte oturdu.
4 Yahudiler’in Fısıh Bayramı* yakındı.
5 İsa başını kaldırıp büyük bir kalabalığın kendisine doğru geldiğini görünce Filipus’a, “Bunları doyurmak için nereden ekmek alalım?” diye sordu.
6 Bu sözü onu denemek için söyledi, aslında kendisi ne yapacağını biliyordu.
7 Filipus O’na şu yanıtı verdi: “Her birinin bir lokma yiyebilmesi için iki yüz dinarlık ekmek bile yetmez.”
8 Öğrencilerinden biri, Simun Petrus’un kardeşi Andreas, İsa’ya dedi ki, “Burada beş arpa ekmeğiyle iki balığı olan bir çocuk var. Ama bu kadar adam için bunlar nedir ki?”
9 (SEE 6:8)
10 İsa, “Halkı yere oturtun” dedi. Orası çayırlıktı. Böylece halk yere oturdu. Yaklaşık beş bin erkek vardı.
11 İsa ekmekleri aldı, şükrettikten sonra oturanlara dağıttı. Balıklardan da istedikleri kadar verdi.
12 Herkes doyunca İsa öğrencilerine, “Artakalan parçaları toplayın, hiçbir şey ziyan olmasın” dedi.
13 Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular.
14 Halk, İsa’nın yaptığı mucizeyi görünce, “Gerçekten dünyaya gelecek olan peygamber budur” dedi.
15 İsa onların gelip kendisini kral yapmak üzere zorla götüreceklerini bildiğinden tek başına yine dağa çekildi.
16 Akşam olunca öğrencileri göle indiler.
17 Bir tekneye binerek gölün karşı yakasındaki Kefarnahum’a doğru yol aldılar. Karanlık basmış, İsa henüz yanlarına gelmemişti.
18 Güçlü bir rüzgar estiğinden göl kabarmaya başladı.
19 Öğrenciler üç mil kadar kürek çektikten sonra, İsa’nın gölün üstünde yürüyerek tekneye yaklaştığını görünce korktular.
20 Ama İsa, “Korkmayın, benim!” dedi.
21 Bunun üzerine O’nu tekneye almak istediler. O anda tekne gidecekleri kıyıya ulaştı.
22 Ertesi gün, gölün karşı yakasında kalan halk, önceden orada sadece bir tek tekne bulunduğunu, İsa’nın kendi öğrencileriyle birlikte bu tekneye binmediğini, öğrencilerinin yalnız gittiklerini anladı.
23 Rab’bin şükretmesinden sonra halkın ekmek yediği yerin yakınına Taberiye’den başka tekneler geldi.
24 Halk, İsa’nın ve öğrencilerinin orada olmadığını görünce teknelere binerek Kefarnahum’a, İsa’yı aramaya gitti.
25 O’nu gölün karşı yakasında buldukları zaman, “Rabbî*, buraya ne zaman geldin?” diye sordular.
26 İsa şöyle yanıt verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, doğaüstü belirtiler gördüğünüz için değil, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için beni arıyorsunuz.
27 Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın. Bunu size İnsanoğlu* verecek. Çünkü Baba Tanrı O’na bu onayı vermiştir.”
28 Onlar da şunu sordular: “Tanrı’nın istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?”
29 İsa, “Tanrı’nın işi O’nun gönderdiği kişiye iman etmenizdir” diye yanıt verdi.
30 Bunun üzerine, “Görüp sana iman etmemiz için nasıl bir belirti gerçekleştireceksin? Ne yapacaksın?” dediler.
31 “Atalarımız çölde man* yediler. Yazılmış olduğu gibi, ‘Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi.'”
32 İsa onlara dedi ki, “Size doğrusunu söyleyeyim, gökten ekmeği size Musa vermedi, gökten size gerçek ekmeği Babam verir.
33 Çünkü Tanrı’nın ekmeği, gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.”
34 Onlar da, “Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!” dediler.
35 İsa, “Yaşam ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi.
36 “Ama ben size dedim ki, ‘Beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz.’
37 Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam.
38 Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim.
39 Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinden hiçbirini yitirmemem, son gün hepsini diriltmemdir.
40 Çünkü Babam’ın isteği, Oğul’u gören ve O’na iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.”
41 “Gökten inmiş olan ekmek Ben’im” dediği için Yahudiler O’na karşı söylenmeye başladılar.
42 “Yusuf oğlu İsa değil mi bu?” diyorlardı. “Annesini de, babasını da tanıyoruz. Şimdi nasıl oluyor da, ‘Gökten indim’ diyor?”
43 İsa, “Aranızda söylenmeyin” dedi.
44 “Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez. Bana geleni de son günde dirilteceğim.
45 Peygamberlerin yazdığı gibi, ‘Tanrı onların hepsine kendi yollarını öğretecektir.’ Baba’yı işiten ve O’ndan öğrenen herkes bana gelir.
46 Bu, bir kimsenin Baba’yı gördüğü anlamına gelmez. Baba’yı sadece Tanrı’dan gelen görmüştür.
47 Size doğrusunu söyleyeyim, iman edenin sonsuz yaşamı vardır.
48 Yaşam ekmeği Ben’im.
49 Atalarınız çölde man yediler, yine de öldüler.
50 Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek.
51 Gökten inmiş olan diri ekmek Ben’im. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Dünyanın yaşamı uğruna vereceğim ekmek de benim bedenimdir.”
52 Bunun üzerine Yahudiler, “Bu adam yememiz için bedenini bize nasıl verebilir?” diyerek birbirleriyle çekişmeye başladılar.
53 İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu’nun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz.
54 Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim.
55 Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir.
56 Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda.
57 Yaşayan Baba beni gönderdiği ve ben Baba’nın aracılığıyla yaşadığım gibi, bedenimi yiyen de benim aracılığımla yaşayacak.
58 İşte gökten inmiş olan ekmek budur. Atalarınızın yedikleri man gibi değildir. Atalarınız öldüler. Oysa bu ekmeği yiyen sonsuza dek yaşar.”
59 İsa bu sözleri Kefarnahum’da havrada öğretirken söyledi.
60 Öğrencilerinin birçoğu bunu işitince, “Bu söz çok çetin, kim kabul edebilir?” dediler.
61 Öğrencilerinin buna karşı söylendiğini anlayan İsa, “Bu sizi şaşırtıyor mu?” dedi.
62 “Ya İnsanoğlu’nun* önceden bulunduğu yere yükseldiğini görürseniz…?
63 Yaşam veren Ruh’tur. Beden bir yarar sağlamaz. Sizlere söylediğim sözler ruhtur, yaşamdır.
64 Yine de aranızda iman etmeyenler var.” İsa iman etmeyenlerin ve kendisine ihanet edecek kişinin kim olduğunu baştan beri biliyordu.
65 “Sizlere, ‘Baba’nın bana yöneltmediği hiç kimse bana gelemez’ dememin nedeni budur” dedi.
66 Bunun üzerine öğrencilerinin birçoğu geri döndüler, artık O’nunla dolaşmaz oldular.
67 İsa o zaman Onikiler’e*, “Siz de mi ayrılmak istiyorsunuz?” diye sordu.
68 Simun Petrus şu yanıtı verdi: “Rab, biz kime gidelim? Sonsuz yaşamın sözleri sendedir.
69 İman ediyor ve biliyoruz ki, sen Tanrı’nın Kutsalı’sın.”
70 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Siz Onikiler’i seçen ben değil miyim? Buna karşın içinizden biri iblistir.”
71 Simun İskariot’un oğlu Yahuda’dan söz ediyordu. Çünkü Yahuda Onikiler’den biri olduğu halde İsa’ya ihanet edecekti.

1. W.H.Griffith Thomas, The Apostle John: His Life and Writings, ss.173,174.

2. Frederick Brotherton Meyer, Tried By Fire, s.152.

3. Man, Tanrı’nın İsrailliler için çölde mucizevi bir şekilde sağladığı küçük, yu­varlak, beyaz bir yiyecekti. Haftanın altı günü her sabah manı yerden toplamaları gerekiyordu.

4. NU metni “gerçek yiyecek… gerçek içecek” diye yorumlar, ama anlam hemen hemen aynıdır (gerçek).

5. Havra, Yahudilerin dini toplantı yeridir, ama yalnızca hayvanların kurban edildiği Kudüs’teki tapınakla aynı değildir.

6. (NU) “Sen Tanrı’nın Kutsal Olanısın” diye yorumlamaktadır.