Yuhanna 7

7
Yuhanna Bölüm 07

 

V. TANRI’NIN OĞLU’NUN HİZMETİNİN ÜÇÜNCÜ YILI: KUDÜS (7:1-9)

A. İsa Kardeşlerini Azarlıyor (7:1-9)

7:1   6. ve 7. bölümler arasında birkaç aylık zaman boşluğu vardır. İsa Celile’de kaldı. Yahudilerin merkezi olan Yahudiye’de kalmak istemiyordu, çünkü O’nu öldürmeye çalışıyorlardı. Genel olarak bu ayette belirtilen Yahudilerin 1, liderler ya da yöneticiler olduğu konusunda görüş birliği vardır. Rab İsa’dan en çok nefret edenler ve O’nu öldürmek için fırsat arayanlar onlardı.

7:2   Çardak bayramı, Yahudi takvimindeki önemli olaylardan biriydi. Hasat zamanı oluyordu ve Yahudilerin Mısır’dan çıktıktan sonra geçici bir süre için çadırlarda ya da barınaklarda yaşamış oldukları gerçeği kutlanıyordu. Mesih’in egemenlik süreceği ve kurtulmuş Yahudi halkının huzur ve zenginlik içinde memlekette oturacağı zamanın dört gözle beklendiği bir bayram, sevinçle dolu bir tatildi.

7:3   3’üncü ayette sözü geçen Rab’bin kardeşleri, büyük olasılıkla İsa’nın doğumundan sonra Meryem’in doğurduğu diğer oğullardı; bazıları kuzenleri ya da uzak akrabaları olduğunu söyler. Rab İsa’yla akrabalıkları ne kadar yakın olursa olsun, bundan dolayı kurtulmadılar. Rab İsa’ya gerçekten iman etmediler. O’na, Çardak bayramı için Kudüs’e gitmesini ve yaptıklarını öğrencileri görebilsin diye orada mucizelerinden bazılarını gerçekleştirmesini söylediler. Burada adı geçen öğrenciler onikiler değil, tersine Yahudiye’de Rab İsa’nın izleyicileri olduklarını söyleyenlerdi.

O’na iman etmemelerine rağmen, O’nun kendisini açıkça göstermesini istediler. Belki meşhur birinin akrabaları olarak, kendilerine ilgi gösterilmesini istiyorlardı. Ya da –ki bunun olasılığı daha yüksek– O’nun ününü kıskanıyorlardı ve öldürülebileceği umuduyla Yahudiye’ye gitmesini ısrarla söylüyorlardı.

7:4   Belki de bu sözler olaylı bir şekilde söylendi. Akrabaları, Rab’bin reklam aradığı izlenimi verir gibi görünüyorlar. Eğer meşhur olmak istemiyorsa, bu mucizeleri niçin Celile’de yapıyordu? Aslında, “İşte eline geçen büyük fırsat!” diyorlardı. “Meşhur olmaya çalışıyorsun. Bayram için Kudüs’e gitmelisin. Yüzlerce insan orada olacak ve onlar için mucizeler yapma fırsatın olacak. Celile sakin bir yer ve gerçekten burada mucizelerini gizlilik içinde yapıyorsun. Tanınmak istendiğini biliyoruz, niçin bunu yapıyorsun?” Sonra da, “Madem ki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!” diye sözlerine devam ettiler. Buradaki düşünce şudur: “Gerçekten Mesih’sen ve bunu kanıtlamak için bu mucizeleri yapıyorsan, niçin bu kanıtları makbule geçecek yerde, yani Yahudiye’de sunmuyorsun?”

7:5   Kardeşlerinin, O’nun yüceltildiğini görmeye istekleri yoktu. Gerçekten O’nun Mesih olduğuna iman etmiyorlardı. Kendilerini O’na vermeye istekli değillerdi. Sözleri alaycı ifadeler taşıyordu. Yürekleri Rab’bin önünde doğru değildi. İsa için özellikle kendi kardeşlerinin O’nun sözlerinden ve işlerinden şüphe etmeleri daha acı olmuş olsa gerek. Bununla beraber, Tanrı’ya sadık olanlara karşı çıkanlar, genellikle bu kişilerin yakınları ya da en sevdikleri insanlardır.

7:6   Rab’bin yaşamı, başından sonuna kadar planlıydı. Her gün ve her hareket daha önce hazırlanmış olan plana göreydi. Kendini dünyaya açıkça göstermek için uygun olan zaman daha gelmemişti. Gelecekte, O’nu neyin beklediğini tam olarak biliyordu ve bu zamanda kendini göstermek için Kudüs’e gitmesi Tanrı’nın isteği değildi. Kardeşlerine onların zamanlarının hep uygun ya da hazır olduğunu anımsattı. Yaşamlarını Tanrı’nın isteğine itaat etmek için değil, kendi arzularına göre geçiriyorlardı. Kendi planlarını yapabilir ve istedikleri gibi gezebilirlerdi, çünkü amaçları sadece kendi istediklerini yapmaktı.

7:7   Dünya, Rab’bin kardeşlerinden nefret edemezdi, çünkü dünyaya aittiler. İsa’ya karşı dünyanın yanında yer aldılar. Tüm yaşamları dünyayla uyum içindeydi. Buradaki dünya, insanın, Tanrı’ya ve Mesih’ine yer vermeden yaratmış olduğu sistemi belirtir: Kültür, sanat, eğitim ya da din dünyası. Aslında Yahudiye, özellikle Mesih’ten en fazla nefret eden Yahudi yöneticilerinin olduğu, dindarların dünyasıydı.

Dünya, Mesih’ten nefret etti, çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyordu. Dünyaya günahsız, lekesiz bir insan geldiğinde dünyanın O’nu öldürmeye çalışması, insanın günahkar doğası hakkında üzücü bir açıklamadır. Mesih’in yaşamının mükemmelliği, herkesin yaşamının ne kadar kusurlu olduğunu gösterdi. Düz bir çizginin, zigzaglı bir çizgiyle yan yana konduğunda, çizginin eğriliğini göstermesi gibi, Rab’bin dünyaya gelişi de insana  günahlılığını açıkladı. İnsan kendisinin açığa vurulmasına gücendi. Tövbe edip merhameti için Tanrı’ya yakarmak yerine günahını açığa çıkaranı yok etmeye çalıştı.

F.B.Meyer şöyle der:

Ah, beden almış Sevgi’ye, bedendeki günlerinden bazılarında olduğu gibi, şimdi de yapılabilecek en büyük azarlamalardan biridir bu: “Dünya sizden nefret edemez.” Dünya tarafından nefret edilmeyip; dünya tarafından sevilmek, övülmek ve kucaklanmak bir inanlının kendini bulabileceği en kötü durumlardan biridir. “Hakkımda iyi konuşması için ne gibi bir kötülük yaptım?”diye sormuştu eski bir bilge. Dünyanın nefretinin yokluğu, kötü işlerine karşı tanıklık etmediğimizi kanıtlar. Dünyanın sevgisinin sıcaklığı, ondan biri olduğumuzu kanıtlar. Dünyayla dostluk, Tanrı’ya düşmanlıktır. Bu nedenle dünyanın dostu olan her kimse Tanrı’nın düşmanıdır (Yu.7:7; 15:19; Yak.4:4). 2

7:8   Rab, kardeşlerine bu bayramı kutlamaya gitmelerini söyledi. Bunda üzücü olan bir şey vardı. Dindar görünmeye çalışıyorlardı. Çardak bayramını yerine getirmeye gideceklerdi. Oysa Tanrı’nın Mesih’i aralarında duruyordu, ama O’na karşı gerçek bir sevgileri yoktu. İnsan, dinsel gelenekleri sever. Çünkü onları yürekten istemeksizin yerine getirebilir. Ama onları Mesih’in kişiliğiyle yüz yüze getirirseniz, rahatsız olur. İsa, şimdilik bayrama gitmeyeceğini, çünkü zamanının daha dolmadığını söyledi. Hiç gitmeyeceğini söylemedi, çünkü 10’uncu ayette gittiğini öğreniyoruz. Aksine, kardeşleriyle gitmeyeceğini ve kendisini dünyaya reklam etmeyeceğini söylemek istedi. Gittiği zaman, sessizce ve en az dikkati çekecek şekilde gidecekti. 3

7:9   Bu yüzden Rab, kardeşleri bayrama gittikten sonra Celile’de kaldı. Çardak bayramının söz ettiği sevinç ve sevinmeyi sağlayabilecek olan Kişi’yi arkalarında bırakmışlardı.

B. İsa Tapınakta Ders Veriyor (7:10-31)

7:10   Kardeşleri Kudüs’e gittikten bir süre sonra, Rab İsa da oraya gizlice gitti. İmanlı bir Yahudi olarak bayrama katılmayı arzuladı. Ancak, Tanrı’nın itaatkâr Oğlu olarak bunu açıktan açığa değil, gizlice yapabilirdi.

7:11   Bayramda O’nu arayan Yahudiler, O’nu öldürmeye çalışan yöneticilerdi. “O nerede?” diye sorduklarında, amaçları O’na tapınmak değil, O’nu yok etmekti.

7:12   Rab’bin varlığının halk arasında karışıklık yarattığı belli. Yaptığı mucizeler gittikçe onları, O’nun gerçekten kim olduğu konusunda karar vermeleri için zorluyordu. Bayramdaki konuşmalarda O’nun gerçek mi, yoksa sahte bir peygamber mi olduğuna ilişkin farklı düşünceler vardı. Bazıları, “İyi adamdır”, bazıları da, “Hayır… halkı saptırıyor” diyorlardı.

7:13   Yahudi yöneticilerinin İsa’ya karşı koyuşları o kadar yoğun olmuştu ki, hiç kimse O’ndan iyi bir şekilde açıkça söz etmeye cüret edemiyordu. Halkın birçoğu şüphesiz O’nun İsrail’in gerçek Mesih’i olduğunu kabul etmişti. Ancak liderlerin onlara eziyet etmesinden korktukları için ortaya çıkıp bunu söylemeye cesaret edemiyorlardı.

7:14   Çardak bayramı birkaç gündür sürüyordu. Yarısı geçtikten sonra İsa tapınağın dış kısmındaki yere (halkın toplanmasına izin verilen kapı önündeki sundurma) gidip ders vermeye başladı.

7:15   Kurtarıcıyı işitenler şaşırmıştı. Onları en çok etkileyen nokta şüphesiz Eski Antlaşma bilgisiydi. Hem de bilgisinin genişliği ve öğretme yeteneği ilgilerini çekti. İsa’nın o zamanın büyük teoloji okullarından birine gitmemiş olduğunu biliyorlardı ve böyle bir eğitimi nasıl elde etmiş olabileceğini anlayamıyorlardı. Dünya, ciddi bir teoloji eğitimi görmeden Tanrı’nın Sözünü vaaz edip öğretebilen inanlıları görünce hâlâ şaşkınlığını ve sık sık da şikayetini dile getiriyor.

7:16   Bir kere daha Rab’bin onurlandırılmayı nasıl reddettiğini, sadece Babasını yüceltmeye çalıştığını görmek ne güzel. İsa yalın bir şekilde, öğretişinin kendisine ait olmadığını, O’nu gönderenden geldiğini söyledi. Rab İsa’nın konuştuğu ve öğrettiği her şey, Babasının O’na konuşmasını ve öğretmesini söylediği şeydi. Baba’dan bağımsız olarak hareket etmedi.

7:17   Eğer Yahudiler, gerçekten O’nun bildirisinin doğru olup olmadığını bilmek isteselerdi, bunu araştırıp bulmaları kolay olurdu. Eğer bir kimse gerçekten Tanrı’nın isteğini yerine getirmek isterse, o zaman Tanrı ona, Mesih’in öğretişinin tanrısal olup olmadığını ya da Rab’bin öğretmek istediklerini öğretip öğretmediğini gösterecektir. Burada içtenlikle gerçeği arayan herkes için harika bir vaat vardır. Eğer bir kimse içtense ve gerçekten gerçeğin ne olduğunu bilmek istiyorsa, Tanrı bunu ona gösterecektir. “İtaat, ruhsal bilginin organıdır.”

7:18   Kendiliğinden, yani kendi isteğine göre konuşan kişi kendini yüceltmek ister. Ama Rab İsa böyle değildi. O, kendini gönderen Baba’yı yüceltmek istedi. Çünkü hareketleri tamamen saf, bildirisi tamamen doğruydu. O’nda hiç haksızlık yoktu.

Bu sözlerin söylenebileceği tek kişi İsa’dır. Her öğretmenin hizmetinde biraz bencillik vardır. Rab’bin her hizmetkarının kendinden çok Tanrı’yı yüceltme amacı olmalıdır.

7:19   O zaman Rab, Yahudilere karşı doğrudan bir suçlamada bulundu.  Musa’nın Yasa’yı onlara verdiğini anımsattı. Yasa’ya sahip olmakla övündüler. Sadece Yasa’ya sahip olmakla erdem sahibi olamayacaklarını unuttular. Yasa, kurallarına ya da buyruklarına itaati talep etti. Yasa’yla övünmelerine karşın, anlaşılan hiçbiri bunu yerine getirmedi, çünkü o zaman bile Rab İsa’yı öldürmeyi tasarlıyorlardı. Yasa cinayeti yasakladı. Rab İsa Mesih’le ilgili olarak düşüncelerinde Yasa’yı çiğniyorlardı.

7:20   Kalabalık, İsa’nın suçlamasının keskinliğini hissetti, ama O’nun haklı olduğunu kabul etmeyip O’nu incitmeye başladılar. O’nda cin olduğunu söylediler. O’nun “Neden beni öldürmek istiyorsunuz? ifadesine meydan okudular.

7:21   İsa, şimdi Beytesta havuzundaki kötürüm adamın iyileşmesi olayına geri döner. Yahudi liderlerinin O’na karşı olan nefretlerini arttıran mucize buydu ve bundan sonra O’nu öldürmeyi tasarlamaya başladılar. Rab onlara bir iş yaptığını ve hepsinin de ona şaştığını anımsattı. Hayranlıkla şaşmayıp daha çok böyle bir şeyi Sept günü yaptığı için şok oldular.

7:22   Musa’nın Yasası, erkek çocuğunun doğumundan sekiz gün sonra sünnet edilmesini buyurdu (Aslında sünnet Musa’yla başlamadı, atalarından yani İbrahim, İshak, Yakup vs. den kalma bir uygulamaydı). Sekizinci gün Sept gününe rast gelse bile, Yahudiler bebeği sünnet etmenin yanlış olacağını düşünmediler. Gerekli bir iş olduğundan, Rab’bin böyle bir işe izin verdiğini hissettiler.

7:23   Musa’nın sünnetle ilgili yasasına itaat etmek için birçoğu Sept gününde sünnet ediyorlarsa o zaman Sept günü bir adamı tamamen iyileştirdiği için Rab İsa’da neden kusur buluyorlar? Eğer Yasa gerekli işe izin veriyorsa, merhamet işine de izin vermez mi?

Sünnet, erkek çocuğuna uygulanan küçük bir ameliyattır. Acı verdiğini söylemeye gerek yok ve de fiziksel yararları fazla sayılmaz. Bunun aksine, Rab İsa Sept gününde bir adamı tamamen iyileştirdi. Bu nedenle Yahudiler O’na kızdılar.

7:24   Yahudilerin sorunu, iç gerçeğe göre değil de, dış görünüşe göre yargılamalarıydı. Yargılamaları adil değildi. Kendi yaptıkları işler mükemmel bir şekilde yasaya uygun görünürken, Rab tarafından yapılanlar tamamen yanlış görüldü. İnsan doğası görünüşe göre yargılamaya gerçekten çok eğilimlidir. Rab İsa, Musa’nın Yasasını çiğnememişti; O’na karşı anlamsız nefretleriyle Yasayı çiğneyenler onlardı.

7:25   Yahudi liderlerin Kurtarıcı’yı öldürmeye çalıştıkları Kudüs’te biliniyordu. Bazıları O’nun yöneticilerin aradığı kişi olup olmadığını soruyordu.

7:26   Rab İsa’nın böyle açıkça konuşmasına izin verilmesini anlayamıyorlardı. Eğer yöneticiler halkın inandırılmasına çalışıldığı kadar O’ndan nefret ettilerse, niçin devam etmesine izin veriyorlardı? O’nun iddia ettiği gibi gerçekten Mesih olduğunu kabul etmiş olmaları mümkün mü?

7:27   İsa’nın Mesih olduğuna iman etmeyenler, O’nun nereden geldiğini bildiklerini sandılar. Nasıra’dan geldiğine inanıyorlardı. Annesi Meryem’i tanıyorlardı, babasının da Yusuf olduğunu biliyorlardı. O zamanın Yahudileri yaygın olarak Mesih geldiğinde bunun ani ve gizemli bir şekilde olacağına inanıyorlardı. Bir bebek olarak doğup insan olarak büyüyeceğine dair hiçbir fikirleri yoktu. Beytlehem’de doğacağını Eski Antlaşma’dan öğrenmiş olmaları gerekirdi, ama Mesih’in gelişiyle ilgili ayrıntılardan habersiz görünüyorlardı. Bu nedenle, “Mesih geldiği zaman O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek” dediler.

7:28   Bu sırada İsa toplanmış ve konuşmayı dinleyen halka yüksek sesle seslendi. O’nu gerçekten tanıdıklarını ve nereden geldiğini bildiklerini söyledi. Burada, elbette ki, O’nu insan olarak tanıdıklarını söylüyordu. O’nu Nasıralı İsa olarak tanıyorlardı, ama bilmedikleri şey O’nun aynı zamanda Tanrı da olduğuydu. Ayetin sonunda açıklamaya devam ettiği konu budur.

İnsani yönüne gelince, Nasıra’da yaşadı. O’nun kendiliğinden gelmediğini, tanımadıkları Baba Tanrı tarafından gönderildiğini de anlamaları gerekirdi. Rab İsa bu sözlerle, doğrudan Tanrı’yla eşit olduğunu iddia etti. Kendiliğinden, yani kendi isteğini yapmak için kendi yetkisiyle gelmedi. Aksine gerçek Tanrı tarafından dünyaya gönderilmişti ve bu Tanrı’yı tanımadılar.

7:29   Ama Tanrı, O’nu tanıyordu. Sonsuzluklar boyunca Tanrı’yla birlikteydi ve her bakımdan Baba Tanrı’yla eşitti. Rab, Tanrı’dan olduğunu söylerken, sadece Tanrı’dan gönderildiğini değil, daima Tanrı’yla yaşadığını ve her bakımdan O’nunla eşit olduğunu söylüyordu. Rab, “Beni O gönderdi” ifadesinde, mümkün olan en açık şekilde, kurtarma işini gerçekleştirmek için Tanrı’nın dünyaya göndermiş olduğu Tanrı’nın Mesih’i, Kutsanmışı olduğunu belirtti.

7:30   Yahudiler İsa’nın sözlerinin önemini anlayıp Mesih olduğunu iddia ettiğini kavradılar. Bunun sırf küfür olduğunu düşünüp O’nu yakalamaya çalıştılar, ama O’na el süremediler. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti. Tanrı’nın gücü günah için kurban olarak sunulacağı zamana kadar Rab İsa’yı insanların kötü planlarından korudu.

7:31   Aslında halktan birçok kişi Rab İsa’ya iman etti. İnançlarının içten olduğuna inanmak istiyoruz. Mantıkları şuydu: İsa, Mesih olduğunu kanıtlamak için daha ne yapabilirdi? Mesih geldiği zaman, eğer İsa, Mesih değilse, İsa’nın yaptığından daha çok ya da daha üstün mucizeler mi yapacaktı? Sorularından, İsa’nın mucizelerinin O’nun gerçek Mesih olduğunu kanıtladığına iman ettikleri belli oluyor.

C. Ferisilerin Düşmanlığı (7:32-36)

7:32   Ferisiler halkın arasına girip çıkarken bu gizli konuşmayı işittiler. Halk, Kurtarıcı hakkında fısıldaşıyordu; O’na karşı şikayet anlamında değil, O’na olan gizli hayranlıklarını açığa vuruyorlardı. Ferisiler, bunun İsa’yı kabul edecek büyük bir harekete dönüşmesinden korktukları için O’nu yakalamak üzere görevliler gönderdiler.

7:33   33’üncü ayetin sözleri, şüphesiz O’nu yakalamak için gelen görevlilere olduğu kadar Ferisilere ve genelde halka da söylendi.

Rab İsa önceki iddialarını hiçbir şekilde yumuşatmadı, tersine daha da güçlendirdi. Onlara, sadece kısa bir süre daha onlarla olacağını ve sonra O’nu gönderen Baba Tanrı’ya geri gideceğini anımsattı. Şüphesiz bu, Ferisileri daha da kızdırdı.

7:34   Yakında Ferisiler O’nu arayacak, ama bulamayacaklardı. Yaşamlarında Kurtarıcıya gereksinim duyacakları zaman geldiğinde, geç kalmış olacaklardı. İsa cennete geri gitmiş olacaktı, imansızlık ve kötülüklerinden dolayı O’nunla orada buluşamayacaklardı. Bu ayetin sözleri özellikle ağırdır. Bize fırsatın geçeceğini anımsatır. Bugün insanların kurtulmaları için fırsatları olabilir; bunu reddederlerse bir daha bu fırsatı bulamayabilirler.

7:35   Yahudiler, Rab’bin sözlerinin anlamını anlayamadılar. O’nun cennete döneceğini kavramadılar. Belki Grekler arasında dağılmış olan Yahudi halkına yardım etmek için ders verme turuna çıkacağını ve belki de Greklere bile ders vereceğini düşündüler.

7:36   Yine O’nun sözlerine olan şaşkınlıklarını ifade ettiler. O’nu arayacaklarını ve bulamayacaklarını söylediğinde ne demek istiyordu? İsa’nın gittiği, onların O’nun ardından gidemeyecekleri yer neresiydi? Yahudiler burada imansızlıklarının körlüğünü resmediyorlar. Rab İsa’yı kabul etmeyi reddeden yürek kadar karanlık bir yürek yoktur. Günümüzde, “Göremeyecek kadar kör” ifadesini kullanırız. Buradaki durum da böyleydi. Rab İsa’yı kabul etmek istemediler ve bu nedenle de kabul edemediler.

D. Kutsal Ruh’un Vaadi (7:37-39)

7:37   Eski Antlaşma’da söz edilmemesine rağmen, Yahudilerin Çardak bayramının ilk yedi günü için Şiloha havuzundan su taşıyıp tütsü sunusu sunağının yanındaki gümüş leğene dökme törenleri vardı. Mesih’in, bu törenin yapılmadığı sekizinci günde sonsuz yaşam suyunu sunması daha da şaşırtıcı oldu. Yahudi halkı bu dini geleneği yerine getirdi ama, yine de bayramın derin anlamını anlamadıkları için yürekleri ruhsal açıdan hala açtı. Evlerine gitmeden önce bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, onlara yüksek sesle seslendi. Ruhsal susuzluk için onları kendisine gelmeye davet etti. Bu sözlere özel olarak dikkat edin! Davet çok genişti ve herkesi kapsıyordu. Müjdesi evrensel bir müjdeydi. Sadece Mesih’e gelmekle herkes kurtulabilecekti.

Ancak koşula dikkat edin. Kutsal Yazılar, “Bir kimse susamışsa” diyor. Burada “susama” ruhsal gereksinimden söz eder. Günahkâr olduğunu bilmeyen kimse, hiçbir zaman kurtulmak istemez. Kaybolduğunu anlamadan hiçbir zaman bulunmayı arzu etmez. Yaşamındaki büyük ruhsal eksikliğin bilincinde olmadan hiçbir zaman bu gereksinimin karşılanması için Rab’be gitmeyi istemez. Kurtarıcı ruhsal açıdan susuz kişileri kiliseye, vaize, vaftiz suyuna ya da Rab’bin Sofrasına değil, Kendisine gelmeleri için davet etti: “Bana gelsin”, “Bana gelsin, içsin.” Buradaki “içmek” Mesih’i kendisine mal etmek anlamındadır. O’na Rab ve Kurtarıcı olarak güvenmek anlamındadır. Bir bardak suyu bedenimize aldığımız gibi, O’nu yaşamlarımıza almamız anlamındadır.

7:38   38’inci ayet Mesih’e gelmenin ve içmenin O’na iman etmekle aynı olduğunu kanıtlar. O’na iman eden herkesin gereksinimleri karşılanacak ve onlardan başkalarına akacak ruhsal bereketin ırmaklarına sahip olacaklar. Eski Antlaşma boyunca Mesih’i kabul edenlere yardım edileceği ve başkalarına bereket kanalları olacakları öğretilir (Yşa.55:1). “İçinden diri su ırmakları akacaktır” ifadesi, kişinin içinden ya da ruhsal yaşamından başkalarına yardım edecek ırmakların akacağı anlamına gelir. Stott küçük yudumlarla içtiğimizi, ama bunların çoğalarak akan ırmakların birbirine kavuştuğu yerde oluşan büyük birikim gibi olduğunu belirtir. Temple şöyle uyarır: “Hiç kimse Tanrı’nın Ruh’unu sahiplenip O’nu kendisine saklayamaz. Ruh olduğu yerde akar; hiç akış yoksa O orada değildir.”

7:39   “Diri su” ifadesinin Kutsal Ruh’u belirttiği açıkça yazılmıştır. 39’uncu ayet, Rab İsa Mesih’i kabul eden herkesin Tanrı’nın Ruh’unu da kabul ettiğini öğrettiğinden çok önemlidir. Başka bir deyişle bazılarının iddia ettiği gibi Kutsal Ruh’un, kişilerin Rab İsa’yı kabul etmelerinden bir süre sonra geldiği düşüncesi doğru değildir. Bu ayet açık ve net bir şekilde Mesih’e iman eden herkesin Ruh’u aldığını belirtir. Rab İsa, bu sözleri söylediğinde Kutsal Ruh henüz verilmemişti. Rab İsa göğe alınıp yüceltildikten sonra, Pentikost gününde Kutsal Ruh indi. O andan sonra, Rab İsa Mesih kabul eden her gerçek inanlıda Kutsal Ruh yaşamaktadır.

E. İsa Konusunda Farklı Düşünceler (7:40-53)

7:40-41   Dinleyenlerden bazıları Rab İsa’nın Musa’nın Tesniye 18:15,18’de sözünü ettiği peygamber olduğuna inandı. Bazıları da İsa’yı Mesih olarak kabul etmeye bile hazırdı. Ancak bazıları bunun imkansız olduğunu düşündü. İsanın Celile’deki Nasıra’dan geldiğine ve Eski Antlaşma’da, Mesih’in Celile’den geleceğine dair hiç peygamberlik olmadığına inanıyordu.

7:42   Mesih’in Beytlehem köyünden ve Davut’un soyundan geleceğine inanan bu Yahudiler haklıydı. Araştırma zahmetine katlanmış olsalardı, İsa’nın Beytlehem’de doğmuş ve Meryem aracılığıyla doğrudan Davut soyundan gelmiş olduğunu öğrenirlerdi.

7:43   Bu farklı düşüncelerden ve genel bilgisizliklerinden ötürü halk arasında Mesih’ten dolayı ayrılık doğdu. Bu, bugün de böyledir. İnsanlar, İsa Mesih konusunda ayrılmıştır. Bazıları O’nun sadece bizim gibi bir insan olduğunu söyler. Bazıları da O’nun şimdiye kadar yaşamış olan en üstün İnsan olduğunu kabul etmeye isteklidir. Ancak Tanrı’nın Sözüne iman edenler, “Mesih’in her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuza dek övülecek Tanrı” (Rom.9:5) olduğunu bilirler.

7:44   Rab İsa’yı yakalamak için hâlâ çaba sarf ediyorlardı, ama O’nu yakalama konusunda hiç kimse başarılı değildi. Bir kimse Tanrı’nın isteğine sadık kalıp yerine getirdiği sürece yeryüzünde ona engel olabilecek hiçbir güç yoktur. “İşimiz tamamlanıncaya kadar ölümsüzüz.” Rab’bin zamanı henüz gelmemişti ve bu nedenle de insanlar O’na hiçbir şekilde zarar veremedi.

7:45   Ferisilerle başkâhinler, İsa’yı yakalaması için görevlileri göndermişlerdi. Görevliler yanlarında Rab olmadan geri döndüler. Başkâhinlerle Ferisiler buna kızıp görevlilere niçin O’nu getirmediklerini sordular.

7:46   Burada, günahkâr insanların O’nu kabul etmedikleri halde O’ndan iyi bir şekilde söz etmeye zorlandıklarına ilişkin bir örnek var. Anılmaya değer sözleri şöyledir: “Hiç kimse, hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır. Zamanında bu görevlilerin birçok kişiyi dinlemiş oldukları şüphesizdir, ama hiç kimsenin böyle bir yetki, zarafet ve bilgelikle konuştuğunu işitmemişlerdi.

7:47-48   Ferisiler korkutmak amacıyla görevlileri İsa tarafından aldatılmış olmakla suçladılar. Görevlilere, Yahudi halkından hiçbir önderin O’na iman etmediğini anımsattılar. Ne korkunç bir tartışma! Mesih geldiğinde O’nu tanıma konusunda yetersiz kalan Yahudilerin ileri gelenleri için bu bir ayıp aslında.

Bu Ferisiler, sadece Rab İsa’ya iman etmeyi reddetmekle kalmayıp başkalarının da O’na iman etmesine engel olmak istediler. Bu, bugün de geçerlidir. Kurtulmayı istemeyen birçok kişi akraba ve arkadaşlarının da kurtulmasını engellemek için ellerinden gelen her şeyi yapar.

7:49   Ferisiler, burada Yahudi halkından cahil ve lanetli olarak söz ettiler. Savundukları nokta, eğer halk Kutsal Yazıları bilmiş olsaydı İsa’nın Mesih olmadığını bilecekti. Ferisiler daha büyük bir hata yapamazlardı!

7:50   İş bu noktaya gelince Nikodim onlarla konuştu. Nikodim, geceleyin İsa’ya gelip de yeniden doğması gerektiğini öğrenen kişiydi. Nikodim’in gerçekten Rab İsa Mesih’e iman edip kurtulmuş olduğu görülüyor. Burada, Yahudi liderlerinin arasında, Rab’bi için bir şey söylemek amacıyla ortaya çıktı.

7:51   Nikodim’in belirttiği nokta, Yahudilerin İsa’ya adil bir fırsat vermemeleriydi. Yahudi yasası, bir adamı durumunu dinlemeden yargılamazdı. Buna rağmen Yahudi liderlerinin şimdi yaptığı buydu. Gerçeklerden korkuyorlar mıydı? Evet korkuyorlardı.

7:52   Yöneticiler arkadaşlarından birine, yani Nikodim’e tavır almışlardı. Alaylı bir şekilde, ona Celile’li İsa’nın öğrencilerinden biri mi olduğunu sordular. Eski Antlaşma’nın Celile’den çıkan bir peygamberden söz ettiğini bilmiyor muydular? Burada elbette ki, yöneticiler kendi cahilliklerini gösterdiler. Yunus peygamberi hiç mi okumamışlardı? O Celileliydi.

7:53   Çardak bayramı bitmişti. Herkes evine gitti. Bazıları Kurtarıcıya iman etti. Ancak çoğunluk O’nu reddetmişti ve Yahudi halkının önde gelenleri O’ndan kurtulmaya her zamankinden daha çok kararlıydılar. O’nu dinlerine ve yaşam şekillerine karşı bir tehlike olarak görüyorlardı.

 

Kutsal Kitap

1 Bundan sonra İsa Celile’de dolaşmaya başladı. Yahudi yetkililer O’nu öldürmeyi amaçladıkları için Yahudiye’de dolaşmak istemiyordu.
2 Yahudiler’in Çardak Bayramı* yaklaşmıştı.
3 Bu nedenle İsa’nın kardeşleri O’na, “Buradan ayrıl, Yahudiye’ye git” dediler, “Öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler.
4 Çünkü kendini açıkça tanıtmak isteyen bir kimse yaptıklarını gizlemez. Mademki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!”
5 Kardeşleri bile O’na iman etmiyorlardı.
6 İsa onlara, “Benim zamanım daha gelmedi” dedi, “Oysa sizin için zaman hep uygundur.
7 Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyorum.
8 Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben şimdilik gitmeyeceğim. Çünkü benim zamanım daha dolmadı.”
9 İsa bu sözleri söyleyip Celile’de kaldı.
10 Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti.
11 Yahudi yetkililer O’nu bayram sırasında arıyor, “O nerede?” diye soruyorlardı.
12 Kalabalık arasında O’nunla ilgili bir sürü laf fısıldanıyordu. Bazıları, “İyi adamdır”, bazıları da, “Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor” diyorlardı.
13 Bununla birlikte yetkililerden korktukları için, hiç kimse O’ndan açıkça söz etmiyordu.
14 Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı.
15 Yahudiler şaşırdılar. “Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?” dediler.
16 İsa onlara, “Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir” diye karşılık verdi.
17 “Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir.
18 Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur.
19 Musa size Kutsal Yasa’yı vermedi mi? Yine de hiçbiriniz Yasa’yı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?”
20 Kalabalık, “Cin çarpmış seni!” dedi. “Seni öldürmek isteyen kim?”
21 İsa, “Ben bir mucize yaptım, hepiniz şaşkına döndünüz” diye yanıt verdi.
22 “Musa size sünneti buyurduğu için aslında bu, Musa’dan değil, atalarınızdan kalmadır Şabat Günü* birini sünnet edersiniz.
23 Musa’nın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz?
24 Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun.”
25 Yeruşalimliler’in bazıları, “Öldürmek istedikleri adam bu değil mi?” diyorlardı.
26 “Bakın, açıkça konuşuyor, O’na bir şey demiyorlar. Yoksa önderler O’nun Mesih* olduğunu gerçekten kabul ettiler mi?
27 Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.”
28 O sırada tapınakta öğreten İsa yüksek sesle şöyle dedi: “Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz! Ben kendiliğimden gelmedim. Beni gönderen gerçektir. O’nu siz tanımıyorsunuz.
29 Ben O’nu tanırım. Çünkü ben O’ndanım, beni O gönderdi.”
30 Bunun üzerine O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti.
31 Halktan birçok kişi ise O’na iman etti. “Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak?” diyorlardı.
32 Ferisiler* halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Başkâhinler ve Ferisiler O’nu yakalamak için görevliler gönderdiler.
33 İsa, “Kısa bir süre daha sizinleyim” dedi, “Sonra beni gönderene gideceğim.
34 Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz.”
35 Bunun üzerine Yahudiler birbirlerine, “Bu adam nereye gidecek de biz O’nu bulamayacağız?” dediler. “Yoksa Grekler* arasında dağılmış olanlara gidip Grekler’e mi öğretecek?
36 ‘Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz’ diyor. Ne demek istiyor?”
37 Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin.
38 Kutsal Yazı’da dendiği gibi, bana iman edenin ‘içinden diri su ırmakları akacaktır.'”
39 Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.
40 Halktan bazıları bu sözleri işitince, “Gerçekten beklediğimiz peygamber budur” dediler.
41 Bazıları da, “Bu Mesih’tir” diyorlardı. Başkaları ise, “Olamaz! Mesih Celile’den mi gelecek?” dediler.
42 “Kutsal Yazı’da, ‘Mesih, Davut’un soyundan, Davut’un yaşadığı Beytlehem Kenti’nden gelecek’ denmemiş midir?”
43 Böylece İsa’dan dolayı halk arasında ayrılık doğdu.
44 Bazıları O’nu yakalamak istedilerse de, kimse O’na el sürmedi.
45 Görevliler geri dönünce, başkâhinlerle Ferisiler, “Niçin O’nu getirmediniz?” diye sordular.
46 Görevliler, “Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır” karşılığını verdiler.
47 Ferisiler, “Yoksa siz de mi aldandınız?” dediler.
48 “Önderlerden ya da Ferisiler’den O’na iman eden oldu mu hiç?
49 Kutsal Yasa’yı bilmeyen bu halk lanetlidir.”
50 İçlerinden biri, daha önce İsa’ya gelen Nikodim, onlara şöyle dedi: “Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu?”
51 (SEE 7:50)
52 Ona, “Yoksa sen de mi Celile’densin?” diye karşılık verdiler. “Araştır, bak, Celile’den peygamber çıkmaz.”
53 Bundan sonra herkes evine gitti.

1. Grek dilinde “Yahudi” (Ioudaios) sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmek ya­rarlı olur: (1) Yahudiyeli (Celileliye karşı olan); (2) herhangi bir Yahudi (Mesih’i kabul eden de dahil olmak üzere); (3) Hıristiyanlık (İsa Mesih imanı) karşıtı, özel­likle dini bir lider. Yuhanna, kendisi ikinci anlamda bir Yahudi olmasına karşın, bunu genellikle üçüncü anlamda kullanır.

2. Meyer, Tried. s.129.

3. NU metninin “henüz” (şimdilik) sözünü atlaması talihsizliktir. Rabbimizin al­dattığını ima eder görünmektedir.