Yuhanna 8

 

Yuhanna Bölüm 8

 

F. Zinada Yakalanan Kadın (8:1-11)

8:1   Bu ayet 7’nci bölümün son ayetiyle yakından ilgilidir. Bu bağlantı iki ayeti yan yana koyunca daha iyi görülür: “Bundan sonra herkes evine gitti; İsa ise Zeytin dağına gitti.” Rab, “Tilkilerin ini, gökte uçan kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok” demişti.

8:2   Zeytin dağı tapınaktan uzak değildi. Sabah erkenden Rab İsa, Zeytin dağından aşağıya indi. Kidron vadisinden geçti ve tapınağın olduğu kente geldi. Bütün halk O’nun yanına geliyordu. O da oturup onlara ders vermeye başladı.

8:3   Din bilginleri (Kutsal Yazıların nüshalarını yazan ve öğreten bir grup) ve Ferisiler Rab İsa’ya yanlış bir şey söyletmek için O’nu kandırmaya hevesliydiler; öyle ki ellerinde O’na karşı kullanabilecekleri bir kozları olsun. Zinada yakalanmış bir kadını getirip onu İsa’yı görecek şekilde kalabalığın ortasına çıkarmışlardı.

8:4   Bu kadına karşı yapılan zina suçlaması şüphesiz doğruydu. Bu korkunç günahı işlerken yakalanmış olmasını tartışmak gereksiz. Ama bu günahı işleyen adam neredeydi? Yaşamda, sık sık erkekler de suçlu olmalarına rağmen serbest kalmakta, kadınlar suçlanmaktadır.

8:5   Oynanmak istenen oyun belliydi. Rab’bin, Musa’nın Yasasıyla çelişkiye düşmesini istiyorlardı. Bunu başarırlarsa, o zaman halkı İsa’nın aleyhine döndürebilirlerdi. Rab’be, Musa’nın Yasada zinada yakalanmış kişinin taşlanarak öldürülmesini buyurduğunu anımsattılar. Ferisiler kötü amaçları için Rab’bin karşı gelmesini umut ediyorlardı; bu yüzden bu konuda ne düşündüğünü sordular. Adaletin ve Musa’nın Yasasının, kadının başkalarına bir ibret dersi olarak kullanılmasını talep ettiklerini düşünüyorlardı. Darby şöyle der:

Kişi, kendisinden daha kötü birini bulabilirse, bu onun bozuk yüreğini rahatlatıp sakinleştirir. Başkasının daha büyük olan günahının kendisininkini mazur gösterdiğini sanır; başkasını şiddetli bir şekilde suçlarken kendi kötülüğünü unutur. Bu nedenle günahla sevinir. 1

8:6   Rab’be karşı bulunabilecek gerçek bir suçlamaları olmadığı için bir suç uydurmaya çalışıyorlardı. Kadını serbest bırakırsa, Musa’nın Yasasına karşı geleceğini ve O’nu adil olmamakla suçlayacaklarını biliyorlardı. Öte yandan kadını ölüme mahkum ederse, o zaman bunu, O’nun Roma hükümetinin bir düşmanı olduğunu göstermek için kullanabilirlerdi. Hem de O’nun merhametsiz olduğunu söyleyebilirlerdi. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Ne yazdığını bilmek imkansızdır. Birçok kişi bildiklerinden oldukça emindir, ama Kutsal Kitap’ın bunu bize anlatmadığı yalın bir gerçektir.

8:7   Tatmin olmayan Yahudiler O’nun bir şey söylemesi için ısrar ettiler. Bunun üzerine İsa, Yasadaki cezanın yerine getirilmesini, ama bunun hiç günah işlememiş kişiler tarafından yapılmasını söyledi. İsa böylece Musa’nın Yasasını destekledi. Kadının, Yasanın cezasından kurtulduğunu söylemedi. Ama yaptığı şey, bütün bu insanları günah işlemiş olmakla suçlamasıydı. Başkalarını yargılamak isteyenlerin kendileri saf olmalıdır. Bu ayet, sık sık günahı mazur göstermek için kullanılır. Bu, herkes hatalı olduğundan, suçlanmadan kurtulma tutumudur. Ancak bu ayet günahı mazur göstermez. Aksine, suçluları hiç yakalanmamış bile olsalar suçlar.

8:8   Kurtarıcı yine eğildi, toprağa yazmaya koyuldu. Bunlar, Rab İsa’nın bir şeyler yazdığının tek kaydıdır ve yazdıkları topraktan çoktan silinmiştir.

8:9   Kadını suçlayanlar vicdanları tarafından suçlandılar. Daha fazla söyleyecek bir şeyleri yoktu. Birer birer gitmeye başladılar. Hepsi, en yaşlısından en gencine kadar suçluydu. İsa’yı, orta yerde duran kadınla yalnız bıraktılar.

8:10   Rab İsa, harika bir lütufla kadına bütün suçlayıcılarının yok olduğunu belirtti. Gözden kaybolmuşlardı. Kadını, tüm kalabalık içinde suçlamaya cesaret edebilecek tek bir kişi yoktu.

8:11   Buradaki Rab sözcüğü “Efendim” anlamındadır. Kadın, “Hiçbiri Efendim” dediğinde Rab şu harika sözleri söyledi: “Ben de seni yargılamıyorum. Git, artık bundan sonra günah işleme!” Rab bu konularda resmi yetkisinin olduğunu iddia etmedi. Bu yetki Roma hükümetindeydi. Ne yargıladı, ne de bağışladı. Bu, o zaman O’nun görevi değildi. Ancak günah işlemekten sakınması gerektiği konusunda kadını uyardı.

Yuhanna’nın ilk bölümünde, “lütuf ve gerçek, İsa Mesih aracılığıyla geldi” gerçeğini öğrendik. İşte burada bunun bir örneği vardır. “Ben de seni yargılamıyorum” sözlerinde lütuf örneğini görüyoruz; “Git, artık bundan sonra günah işleme!” sözleri ise gerçeğin sözleridir. Rab İsa, “Git ve mümkün olduğu kadar az günah işle” demedi. İsa Mesih Tanrı’dır ve standardı da tamamen mükemmelliktir. Hiçbir derecede günahı onaylayamaz. Bunun için de kadının önüne kendi mükemmel standardını koydu. 2

G. Dünyanın Işığı İsa (8:12-20)

8:12   Şimdiki yer tapınakta para toplanan yerdir (ayet 20’ye bakın). Kalabalık hâlâ ardından gidiyordu. Onlara dönüp Mesih olduğuna ilişkin önemli birçok konuşmalarından birini yaptı. “Ben dünyanın ışığıyım” dedi. Doğal olarak konuşulursa, dünya günahın karanlığında, cahillikte ve amaçsızlıktadır. Dünyanın ışığı İsa’dır. O’nun dışında günahın karanlığından kurtuluş yoktur. O’nun dışında yaşam yolunda rehberlik, yaşamın gerçek anlamı ve sonsuzluk konularında hiç kimsede bilgi yoktur. İsa, O’nun ardından giden kimsenin karanlıkta yürümeyeceğine, yaşam ışığına sahip olacağına dair söz verdi.

İsa’nın ardından gitmek O’na iman etmek demektir. Birçok kişi, yeniden doğmadan İsa’nın yaşadığı gibi yaşayabileceğini düşünerek yanılır. İsa’nın ardından gitmek tövbe ederek O’na gelmek, O’na Rab ve Kurtarıcı olarak güvenmek ve tüm yaşamını O’na teslim etmek demektir. Bunu yapanlar yaşamda rehberliğe ve mezarın ötesindeki net ve parlak umuda sahip olurlar.

8:13   Ferisiler, İsa’ya yasal bir noktada meydan okudular. O’na kendisi için tanıklık ettiğini anımsattılar. Kişinin kendi tanıklığı yeterli görülmüyordu, çünkü vasat bir insan taraflıdır. Ferisiler, İsa’nın sözlerine şüpheyle yaklaşmada bir sakınca görmediler. Aslında, bunların tamamen gerçek olduğundan şüphelendiler.

8:14   Rab, genellikle iki ya da üç tanığa gerek duyulduğunu kabul etti. Ancak O’nun durumunda, tanıklığı kesinlikle geçerliydi, çünkü O Tanrı’dır. Gökten geldiğini ve yine göğe döneceğini biliyordu. Oysa onlar, O’nun nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilmiyorlardı. O’nun sadece kendileri gibi bir insan olduğunu düşünüp Tanrı’yla eşit olan sonsuz Oğul olduğuna inanmadılar.

8:15   Ferisiler başkalarını dış görünüşlerine ve sadece insan standartlarına göre yargıladılar. İsa’ya Nasıralı Marangoz olarak durup bakarken daha önce yaşamış olan kişilerden farklı olduğunu düşünmediler. Rab İsa kimseyi yargılamadığını söyledi. Bu, Ferisiler gibi, insanları dünyasal standartlara göre yargılamadığı anlamına gelebilir. Ya da, büyük olasılıkla dünyaya gelme amacının insanları yargılamak değil, onları kurtarmak olduğu anlamındadır.

8:16   Rab yargılasa bile, yargısı adil ve doğrudur. O Tanrı’dır ve yaptığı her şey, O’nu gönderen Baba ile birlikte yapılır. Rab İsa, Ferisilere tekrar ve tekrar Baba Tanrı ile olan birliğini vurguladı. O’na karşı en acı düşmanlığı yüreklerinde harekete geçiren de buydu.

8:17-18   Rab, Musa’nın Yasasının iki tanığın tanıklığını gerektirdiğini kabul etti. Söylediği hiçbir şey bu gerçeği yalanlamak için değildi.

Israr etselerdi, iki tanık bulmak O’nun için zor değildi. Her şeyden önce günahsız yaşamı ve ağzından çıkan sözlerle kendi tanıklığını etti. İkincisi ise Baba’nın, Rab İsa için gökten gelen açıklamaları ve yapması için verdiği mucizelerle tanıklık etmesidir. Mesih, Eski Antlaşma’daki Mesih’le ilgili peygamberlikleri yerine getirdi; bu güçlü kanıta rağmen Yahudi liderleri iman etme konusunda isteksizdi.

8:19   Ferisilerin bir sonraki sorusu şüphesiz küçümsemeyle sorulmuştu. Belki de, “Baban nerede?” derken etraftaki kalabalığa baktılar. İsa, onlara ne O’nun gerçekten kim olduğunu ne de Babasını tanıdıklarını söyleyerek karşılık verdi. Elbette ki, Tanrı ile ilgili bilgisizliklerini şiddetle yadsıyacaklardı. Ama yine de gerçekti. Rab İsa’yı kabul etmiş olsalardı, Babasını da tanırlardı. Ancak kimse Baba Tanrı’yı İsa Mesih’in aracılığı olmadan tanıyamaz. Bu nedenle, Kurtarıcıyı reddetmeleri, Tanrı’yı tanıyıp sevdiklerini içtenlikle iddia etmelerini imkânsız kıldı.

8:20   Burada, önceki ayetlerin, tapınağın para toplanan yerinde geçtiğini öğreniyoruz. Rab, yine kutsal korunma ile kuşatılmıştı ve kimse O’nu yakalamak ya da öldürmek için O’na el süremedi. Saati henüz gelmemişti. Saati, dünyanın günahları uğruna ölmek için Golgota’da çarmıha gerileceği zamanı belirtir.

Ğ. Yahudilerin İsa’yla Tartışması (8:21-59)

8:21   İsa, yine gelecekle ilgili mükemmel bilgisini gösterdi. Eleştirmenlerine gideceğini, yalnızca ölümünü ve gömülmesini değil, dirilişini ve göğe çıkışını da belirterek söyledi. Yahudi halkı, Mesih’in onları ziyaret ettiğini ve O’nu reddetmiş olduklarını anlamadan, Mesih’i aramaya devam edeceklerdi. Reddettikleri için günahları içinde öleceklerdi (Grekçede “günah” tekildir). Bu, Rabbin gideceği cennete, sonsuza dek girmekten men edilecekleri anlamına gelirdi. Çok ağır bir gerçek! Rab İsa’yı kabul etmeyi reddedenlerin cennet umudu yoktur. Tanrı’sız, Mesih’siz, sonsuza dek umutsuz bir şekilde, günah içinde ölmek ne korkunç bir şey!

8:22   Yahudiler, Rab’bin cennete geri dönmekten söz ettiğini anlamadılar. “Gitmek”le ne demek istedi? İntihar ederek onların Kendisini öldürme planlarından kaçacağını mı söylemek istedi? Böyle düşünmüş olmaları çok tuhaf. Kendini öldürecek olsaydı, aynı şeyi yapmaları ve O’nu ölerek izlemelerine hiçbir şey engel olamazdı. Bu, imansızlık karanlığının başka bir örneğidir. Kurtarıcı’nın söylediklerinden bu kadar habersiz ve kalın kafalı olabilmeleri şaşırtıcı görünüyor.

8:23   Hiç kuşkusuz Rab, intihar konusundaki akılsızca imalarını kastederek onlara aşağıdan olduklarını söyledi. Bununla, olaylar üzerindeki görüşlerinin çok aşağılarda olduğunu belirtiyordu. Zaman ve duyu fizikselliğinin üzerine çıkamıyorlardı. Ruhsal anlayışları hiç yoktu. Mesih ise tersine yukarıdandı. Düşünceleri, sözleri ve eylemleri gökseldi. Yaptıkları tek şey bu dünyadan zevk almaktı; oysa O’nun tüm yaşamı bu dünyadan daha saf bir diyardan geldiğini anlatıyordu.

8:24   İsa, bir şeyi vurgulamak için sık sık tekrarlar yaptı. Burada, onları yine ağır bir şekilde günahları içinde öleceklerine dair uyardı. O’na iman etmeyi inatla reddederlerse başka seçenekleri olmayacaktı. Rab İsa’nın dışında günahlardan bağışlanmanın başka bir yolu yoktur ve günahları bağışlanmadan ölenler sonunda cennete giremez. Bu ayetteki O, ima edilse de orijinal metinde bulunmaz. Harfi harfine şöyle okunur: “Ben’im olduğuma iman etmezseniz, günahlarınız içinde öleceksiniz.” Ben’im sözünde, Rab İsa’nın tanrısallığına dair başka bir iddiasını görürüz.

8:25   Yahudiler, Rab İsa’nın öğretişleriyle tamamen şaşkına döndüler. Anlamlı bir şekilde O’na kim olduğunu sordular. Belki bunu, “Kendini ne sanıyorsun da bizimle böyle konuşuyorsun?” dercesine bir iğnelemeyle söylediler. Belki de, O’nun kendisiyle ilgili söyleyeceklerini gerçekten işitmek istiyorlardı. O’nun verdiği karşılık dikkat etmeye değer: “Başlangıçtan beri size ne söyledimse, O’yum.” Vaat edilen Mesih, O idi. Yahudiler, O’nun bunu sık sık söylediğini işitmişlerdi, ama inatçı yürekleri gerçeğe boyun eğmeyi reddetti. Ancak, yanıtının başka bir anlamı daha olabilir: Bir şey söyleyip başka bir şey yapmadı. Öğrettiği her şeyin canlı şekliydi. Yaşamı öğretişiyle uyum içindeydi.

8:26   26’ncı ayetin anlamı açık değildir. Rab, bu imansız Yahudilerle ilgili söyleyebileceği ve yargılayabileceği birçok şeyinin olduğunu söylüyor gibi görünüyor. Kötü düşüncelerini ve yüreklerindeki güdüleri açığa vurabilirdi. Bununla birlikte, itaatkâr bir şekilde, yalnızca Baba’nın kendisine konuşması için verdiklerini söylüyordu. Baba gerçek olduğundan, O’na iman edilmeye ve itaat edilmeye layıktır.

8:27   Yahudiler, bu noktada O’nun kendilerine Baba Tanrı’dan söz ettiğini anlamadılar. Kafalarının iyice karıştığı anlaşılıyor. Daha önce Rab İsa, Tanrı’nın Oğlu olduğunu iddia ettiğinde, Tanrı’yla kendisini eşit kıldığını kavramışlardı. Ama artık anlayamıyorlardı.

8:28   İsa, olacaklar konusunda peygamberlik etti. İlk olarak Yahudiler İnsanoğlu’nu yukarı kaldıracaklardı. Bu çarmıhtaki ölümünü belirtir. Bunu yaptıktan sonra O’nun Mesih olduğunu anlayacaklardı. Bunu depremlerle ve karanlıkla, ama en çok O’nun fiziksel olarak ölümden dirilişiyle anlayacaklardı. Rab’bin sözlerine iyice dikkat edin: “O zaman Ben’im olduğumu anlayacaksınız.” Yine burada O sözcüğü orijinal metinde yoktur. Derin anlamı, “O zaman benim Tanrı olduğumu anlayacaksınız”dır. O zaman hiçbir şeyi kendiliğinden, yani kendi yetkisiyle yapmadığını anlayacaklardı. Dünyaya, yalnızca Baba’nın O’na söylemesi için öğrettiği şeyleri konuşan Biri olarak geldi.

8:29-30   Rab’bin, Baba Tanrı ile olan ilişkisi çok yakındı. Bu ifadelerin her biri, Tanrı’yla olan eşitliğinin bir iddiasıdır. Yeryüzündeki tüm hizmeti boyunca Baba, O’nunla birlikteydi. İsa’yı yalnız bırakmadı. O, her zaman Tanrı’yı hoşnut eden şeyler yaptı. Bu sözler sadece günahsız bir Varlık tarafından söylenebilirdi. İnsan olan anne babadan doğan hiç kimse, gerçekten bu sözleri ağzından çıkaramazdı: “Çünkü ben her zaman O’nu hoşnut edeni yaparım.” Biz sık sık kendimizi hoşnut eden şeyleri yaparız. Bazen arkadaşlarımızı hoşnut etmek için harekete geçeriz. Yalnızca Rab İsa, Tanrı’yı hoşnut edecek şeyleri yapma arzusuyla doluydu.

Bu harika sözler üzerine İsa birçoklarının Kendisine iman ettiğini gördü. Şüphesiz bazıları imanlarında içtendi. Diğerleri Rab’be yalnızca sahte bağlılık göstermek için yüreklendirilmiş olabilirler.

8:31   O zaman İsa, öğrencilerle gerçek öğrenciler arasındaki farkı gösterdi. Öğrenci, kendisinin öğrenci olduğunu açıklar, ama gerçek öğrenci kendisini kesinlikle Rab İsa Mesih’e adar. Gerçek öğrenciler şu özelliğe sahiptir: O’nun sözüne bağlı kalırlar. Bu, Mesih’in öğretişlerine devam ettikleri anlamındadır. O’ndan ayrılmazlar. Gerçek imanın süreklilik özelliği bulunur. O’nun sözüne bağlı kalarak kurtulmuyorlar, ama kurtuldukları için O’nun sözüne bağlı kalırlar.

8:32   Her gerçek öğrenciye “gerçeği bileceği ve gerçeğin onu özgür kılacağı” vaadi verilmiştir. Yahudiler gerçeği bilmiyordu ve kötü bir kölelik altındaydılar. Cahillik, hata, günah, yasa ve batıl inançların kölesiydiler. Rab İsa’yı gerçekten tanıyanlar, günahtan kurtulup ışıkta yürürler ve Tanrı’nın Kutsal Ruh’uyla yönlendirilirler.

8:33   Orada duran Yahudilerden bazıları, Rab’bin özgür kılınmayla ilgili sözlerini işittiler. Hemen o anda buna gücendiler. İbrahim’in soyundan gelmekle övünüp hiçbir zaman kimseye kölelik etmemiş olduklarını söylediler. Ama bu doğru değildi. Mısırlılara, Asurlulara, Babillilere, Perslilere, Greklere kölelik etmiş olup şimdi de Romalılara kölelik ediyorlardı. Bunun ötesinde, Rab İsa’yla konuşurlarken bile günaha ve Şeytan’a köleydiler.

8:34   Rab’bin, günahın köleliğinden söz ettiği açıktır. Kendisini dinleyenlerine günah işleyen herkesin günahın kölesi olduğunu anımsattı. Bu Yahudiler dindar görünüyorlardı, ama işin aslı şuydu: Dürüst değillerdi, saygısızdılar ve yakında katil olacaklardı. Çünkü daha şimdiden Tanrı’nın Oğlu’nun ölümünü planlıyorlardı.

8:35   Sonra, İsa köle ve oğulu karşılaştırdı. Kölenin orada sonsuza dek kalabileceğine dair herhangi bir güvencesi yoktu; oysa oğul evde rahattı. “Oğul” sözcüğü Tanrı’nın Oğlu’na aitse ya da Mesih’e iman ederek Tanrı’nın çocukları olanlara aitse de, Rab İsa’nın bu Yahudilere, oğullar olmadıklarını, tersine herhangi bir zamanda dışarı atılabilecek köleler olduklarını söylediği açıktır.

8:36   Bu ayetteki Oğul, şüphesiz Mesih’in kendisini belirtir. O’nun tarafından özgür kılınanlar, gerçekten özgür kılınmıştır. Bu, kişi Kurtarıcıya geldiğinde ve O’nda sonsuz yaşama sahip olduğunda, o kişinin günahın, bağnazlığın, batıl inancın ve cinciliğin köleliğinden özgür kılındığı anlamına gelir.

8:37   Rab, fiziksel soy söz konusu olduğunda, bu Yahudilerin İbrahim’in soyundan olduklarını kabul etti. Ancak İbrahim’in ruhsal tohumundan olmadıklarını belirtti. İbrahim gibi imanlı değillerdi. Rab İsa’yı öldürmeye çalışıyorlardı, çünkü O’nun öğretişinin yüreklerinde yeri yoktu. Bu, Mesih’in sözlerinin, yaşamlarını etkilemesine izin vermedikleri anlamına gelir. O’nun öğretişine karşı direndiler; O’na teslim olmayacaklardı.

8:38   İsa’nın onlara öğrettiği şeyler, Baba tarafından anlatmakla görevlendirildiği şeylerdi. O ve Babası o kadar birdiler ki, konuştuğu sözler Baba Tanrı’nın sözleriydi. Rab İsa Babasını, yeryüzünde iken mükemmel bir şekilde temsil etti. Yahudiler ise, bunun tersine, babalarından öğrenmiş oldukları şeyleri yaptılar. Rab İsa, onların yeryüzündeki babalarını değil, Şeytan’ı kastediyordu.

8:39   Bir kere daha Yahudiler, İbrahim’le olan akrabalıklarını öne sürdüler. İbrahim’in babaları olmasıyla övündüler. Bununla birlikte Rab İsa, İbrahim’in soyundan (ayet 37) olmalarına karşın, onun çocukları olmadıklarını belirtti. Genellikle çocuklar anne babaları gibi bakarlar, yürürler ve konuşurlar. Ama bu Yahudiler için geçerli değildi. Yaşamları İbrahim’inkinin tersiydi. Bedensel olarak İbrahim’in soyundan olmalarına karşın, ahlâksal açıdan Şeytan’ın çocuklarıydılar.

8:40   Rab, onlarla İbrahim arasındaki farkın belirli bir örneğini vermek için devam etti. İsa, onlara yalnızca gerçeği bildirmek için dünyaya gelmişti. Öğretişine gücenip sürçtüler ve bu nedenle O’nu öldürmeye çalıştılar. İbrahim bunu yapmadı. Gerçeğin ve doğruluğun yanında yer aldı.

8:41   Babalarının kim olduğu belliydi, çünkü onun gibi davrandılar. Babalarının, yani Şeytan’ın, yaptıklarını yaptılar. Yahudiler, Rab’bi evlilik dışı cinsel ilişkiden doğmakla suçluyor olabilirler. Ancak birçok Kutsal Kitap öğrencisi evlilik dışı cinsel ilişki ile zina arasındaki ilişkiyi görebilir. Yahudiler hiçbir zaman ruhsal zina işlemediklerini söylüyorlardı. Tanrı’ya daima sadık kalmışlardı. Babaları olarak kabul ettikleri tek kişi O’dur.

8:42   Rab onlara, Tanrı’yı sevmiş olsalardı Tanrı’nın göndermiş olduğu kişi olan O’nu da seveceklerini anımsatarak iddialarının sahteliğini gösterdi. Herhangi bir kimsenin Tanrı’yı sevdiğini iddia etmesi saçmalıktır. İsa, Tanrı’dan çıkıp geldiğini söyledi. Bu, O’nun daima Tanrı’nın biricik Oğlu olduğu anlamına gelir. Oğul’un Baba ile olan ilişkisi sonsuzluklar boyunca vardı. Onlara Tanrı’dan geldiğini de anımsattı. Açıkçası, varlığının öncesiz olduğunu ifade ediyordu. Yeryüzünde görünmeden çok önce, Baba ile yaşadı. Ancak Baba, O’nu dünyanın Kurtarıcısı olması için dünyaya gönderdi ve bunun için itaatkâr Biri olarak geldi.

8:43   43’üncü ayette “söylediklerim” ile “sözüm” arasında fark vardır. Mesih’in sözü, öğrettiği şeyleri belirtir. Söyledikleri ise, gerçeklerini ifade etmek için kullandığı sözleri belirtir. Söylediklerini bile anlayamadılar. Ekmekten söz ettiğinde, yalnızca fiziksel ekmeği düşündüler. Sudan söz ettiğinde ise bunun ruhsal suyla bağlantısını hiçbir zaman kurmadılar. O’nun söylediklerini anlayamamalarının nedeni ne idi? Çünkü O’nun öğretişlerine dayanmak istemiyorlardı.

8:44   Şimdi Rab İsa onlara açıkça babalarının İblis olduğunu söyledi. Bu, inanlıların Tanrı’dan doğdukları şekilde, onların İblis’ten doğmuş oldukları anlamında değildi. Aksine, Augustine’nin dediği gibi, İblis’e uyduklarından onun çocuklarıydılar anlamındadır. İblis’in yaşadığı şekilde yaşayarak onunla olan ilişkilerini gösterdiler. “Babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz” sözleri onların yüreklerindeki niyeti ya da eğilimi ifade eder.

İblis başlangıçtan beri katildi. Adem’e ve tüm insanlığa ölüm getirdi. Yalnızca katil olmakla kalmayıp yalancıydı da. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylediği zaman, sırf kendininkilerden söyler. Yalanlar onun varlığına şekil vermiştir. Yalancıdır ve yalanın babasıdır. Yahudiler İblis’e iki şekilde uydular. Katildiler, çünkü yüreklerindeki niyet, Tanrı’nın Oğlu’nu öldürmekti. Yalancıydılar, çünkü Tanrı’nın Babaları olduğunu söylediler. Dindar ve ruhani kişiler gibi göründüler, ama yaşamları kötüydü.

8:45   Kendilerini yalana verenler, gerçeği ayırt etme kapasitelerini kaybederler. İşte Rab İsa, bu insanların önünde duruyordu ve daima gerçeği konuşmuştu. Buna rağmen, O’na iman etmeyeceklerdi. Bu, onların gerçek karakterlerinin kötü olduğunu gösterdi. Lenski bunu çok iyi dile getirmiştir:

Çürümüş bir zihin gerçekle karşılaştığında, yalnızca itiraz eder; bu gerçekten farklı olanla karşılaştığında ise, bu farklılığı kabul etmek için neden arar ve görür. 3

8:46   Böyle sözleri gerçekten yalnızca Mesih, Tanrı’nın günahsız Oğlu söyleyebilirdi. Dünyada, O’nu bir tek günahla suçlayabilecek bir kişi bile yoktu. O’nun karakterinde hiçbir bozukluk yoktu. Yalnızca gerçeği anlatıyordu, ama yine de O’na iman etmiyorlardı.

8:47   Eğer bir kişi Tanrı’yı gerçekten severse, Tanrı’nın sözlerini işitir ve itaat eder. Yahudiler, Kurtarıcı’nın bildirisini reddederek gerçekten Tanrı’ya ait olmadıklarını gösterdiler. 47’nci ayette, Rab İsa’nın Tanrı’nın sözlerini söylediğini iddia ettiği bellidir. Bunda hiçbir yanlış anlama olamaz.

8:48   Yahudiler bir kere daha kötü sözler sarf ettiler, çünkü Rab İsa’nın sözlerine başka bir şekilde karşılık veremediler. O’na Samiriyeli derken, anlamsız bir şekilde etnik bir aşağılamada bulundular. Saf bir Yahudi değildi; İsrail’in düşmanıydı. Hem de O’nu cinli olmakla suçladılar. Bununla şüphesiz deli olduğunu söylemek istediler. Onlara göre yalnızca aklını kaçırmış biri İsa’nın öne sürmüş olduğu iddialarda bulunabilirdi.

8:49   İsa’nın düşmanlarına hiddetlenmeden karşılık vermesine dikkat edin. Öğretişleri cin çarpmış birinin sözleri değildi, aksine Baba Tanrı’yı onurlandırmaya çalışanın sözleriydi. İşte bunun için deli olduğundan değil, tamamen gökteki Babasının işleriyle ilgili olduğundan O’nu aşağılıyorlardı.

8:50   Hiçbir zaman kendini yüceltmeyi istemediğini anlamış olmaları gerekirdi. Yaptığı her şey Babasına yücelik getirmek için hesaplanmıştı. O’nu aşağıladıkları için onları suçlamasına rağmen bu, O’nun kendi yüceliğini istediği anlamında değildi. Sonra Rab şu sözleri ekledi: “Bunu isteyen ve yargılayan biri vardır.” Burada geçen ‘Biri’ sözcüğü, elbette ki Tanrı’yı belirtir. Baba Tanrı, biricik Oğlu için yücelik isteyecek ve O’na bu yüceliği vermeyenleri yargılayacaktı.

8:51   Yine Rab İsa’nın o görkemli sözlerinden birini görüyoruz; yalnızca Tanrı olan birinin söyleyebileceği sözler. Sözler, bilinen etkili ifadeyle sunuldu: “Size doğrusunu söyleyeyim.” İsa, sözüne uyan kimsenin ölümü asla görmeyeceğini vaat etti. Bu, fiziksel ölümü belirtemez, çünkü her gün Rab İsa’ya iman etmiş birçok kişi ölüyor. Belirtilen nokta ruhsal ölümdür. Rab, Kendisine iman etmiş olanların sonsuz ölümden kurtulacağını ve asla cehennem acısı çekmeyeceklerini söylüyordu.

8:52   Yahudiler şimdi İsa’nın her zamankinden daha çok “deli” olduğuna inandılar. O’na İbrahim’in ve peygamberlerin hepsinin ölü olduğunu anımsattılar. Buna rağmen O’nun sözüne uyan kimsenin ölümü asla tatmayacağını söylemişti. Bu sözlerle nasıl uzlaşılabilir?

8:53   Aslında Rab’bin, babaları İbrahim’den ve peygamberlerden üstün olduğunu iddia ettiğini kavradılar. İbrahim de, diğer peygamberler de ne kendilerini ne de başkalarını ölümden kurtaramadılar. İşte burada insanları ölümden kurtarabileceğini iddia eden Biri vardı. Kendisini atalardan üstün görüyor olmalıydı.

8:54   Yahudiler, İsa’nın dikkati kendi üstüne çekmeyi istediğini sandılar. İsa ise durumun hiç de böyle olmadığını onlara anımsattı. O’nu onurlandıran Baba, sevdiklerini ve hizmet ettiklerini söyledikleri Tanrı idi.

8:55   Yahudiler, Tanrı’nın babaları olduğunu söylediler, ama aslında O’nu tanımıyorlardı. Buna rağmen burada, Baba Tanrı’yı tanıyan, O’nunla eşit olan ile konuşuyorlardı. İsa’nın Baba ile eşit olduğunu yadsımasını istediler, ama O bunu yaparsa yalancı olacağını söyledi. Baba Tanrı’yı tanıyor ve sözüne uyuyordu.

8:56   Yahudiler, İbrahim’i tartışma konusu yapmakta ısrarlı olduklarından, Rab onlara İbrahim’in Mesih’in gününü dört gözle beklemiş olduğunu ve bunu imanla görmüş olup sevindiğini anımsattı. Rab İsa, İbrahim’in dört gözle beklemiş olduğu Kişi olduğunu söylüyordu. İbrahim’in imanı, Mesih’in gelişine dayanmaktaydı.

İbrahim, Mesih’in gününü ne zaman gördü? Belki de İshak’ı Tanrı’ya kurban olarak sunmak için götürdüğü Moriya dağında gördü. Mesih’in ölümü ve dirilişi ile ilgili her şey ortadaydı ve İbrahim’in bunu imanla görmüş olması mümkündür. Bu nedenle, Rab İsa kendisinin Eski Antlaşma’da Mesih’le ilgili geçen tüm peygamberliklerin tamamlandığı kişi olduğunu iddia etti.

8:57   Yahudiler bir kez daha tanrısal gerçeği anlama konusundaki yetersizliklerini gösterdiler. İsa, “İbrahim günümü göreceği için sevinçle coşmuştu” demişti, ama onlar sanki İbrahim’i görmüş olduğunu söylemiş gibi yanıtladılar. Burada büyük bir fark var. Rab İsa aslında burada İbrahim’den daha üstün olduğunu belirtiyor. Rab İsa, İbrahim’in düşünce ve umutlarının konusuydu. İbrahim, Mesih’in gününü imanla dört gözle bekledi.

Yahudiler bunu anlayamadı. İsa’nın daha elli yaşında bile olmadığı mantığını yürüttüler (Aslında o zaman yalnızca otuz üç yaşındaydı). İbrahim’i nasıl görmüş olabilirdi?

8:58   Rab İsa burada yine Tanrı olduğuna dair net bir açıklama yaptı. “İbrahim doğmadan önce ben vardımdemedi. Bu, sadece İbrahim’den önce var olduğu anlamına gelebilir. Aksine, O Tanrı’nın adını kullandı: Ben Varım. Rab İsa Baba Tanrı’yla sonsuzluklar boyunca yaşamıştı. Hiçbir zaman oluştuğu ya da var olmadığı bir zaman olmadı. Bu nedenle, “İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi.

8:59   Yahudiler hemen İsa’yı öldürmeye çalıştılar, ama O gizlenip tapınaktan çıktı. İsa, “İbrahim doğmadan önce ben varım” dediğinde Yahudiler O’nun tam olarak ne demek istediğini anladılar. Bu nedenle O’nu taşlamaya çalıştılar, çünkü bu onlar için küfürdü. Mesih’in aralarında durduğu gerçeğini kabul etmeye isteksizdiler. O’na, üzerlerinde egemenlik sürdürtmeyeceklerdi!

 

Kutsal Kitap

1 İsa ise Zeytin Dağı’na gitti.
2 Ertesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk O’nun yanına geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı.
3 Din bilginleri* ve Ferisiler*, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa’ya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı” dediler.
4 (SEE 8:3)
5 “Musa, Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?”
6 Bunları İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O’nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu.
7 Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” dedi.
8 Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı.
9 Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu.
10 İsa doğrulup ona, “Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu.
11 Kadın, “Hiçbiri, Efendim” dedi. İsa, “Ben de seni yargılamıyorum” dedi. “Git, artık bundan sonra günah işleme!”
12 İsa yine halka seslenip şöyle dedi: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.”
13 Ferisiler, “Sen kendin için tanıklık ediyorsun, tanıklığın geçerli değil” dediler.
14 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kendim için tanıklık etsem bile tanıklığım geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Oysa siz nereden geldiğimi, nereye gideceğimi bilmiyorsunuz.
15 Siz insan gözüyle yargılıyorsunuz. Ben kimseyi yargılamam.
16 Yargılasam bile benim yargım doğrudur. Çünkü ben yalnız değilim, ben ve beni gönderen Baba, birlikte yargılarız.
17 Yasanızda da, ‘İki kişinin tanıklığı geçerlidir’ diye yazılmıştır.
18 Kendim için tanıklık eden bir ben varım, bir de beni gönderen Baba benim için tanıklık ediyor.”
19 O zaman O’na, “Baban nerede?” diye sordular. İsa şu karşılığı verdi: “Siz ne beni tanırsınız, ne de Babam’ı. Beni tanısaydınız, Babam’ı da tanırdınız.”
20 İsa bu sözleri tapınakta öğretirken, bağış toplanan yerde söyledi. Kimse O’nu yakalamadı. Çünkü saati henüz gelmemişti.
21 İsa yine onlara, “Ben gidiyorum. Beni arayacaksınız ve günahınızın içinde öleceksiniz. Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz” dedi.
22 Yahudi yetkililer, “Yoksa kendini mi öldürecek?” dediler. “Çünkü, ‘Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz’ diyor.”
23 İsa onlara, “Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım” dedi. “Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim.
24 İşte bu nedenle size, ‘Günahlarınızın içinde öleceksiniz’ dedim. Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.”
25 O’na, “Sen kimsin?” diye sordular. İsa, “Başlangıçtan beri size ne söyledimse, O’yum” dedi.
26 “Sizinle ilgili söyleyecek ve sizleri yargılayacak çok şeyim var. Beni gönderen gerçektir. Ben O’ndan işittiklerimi dünyaya bildiriyorum.”
27 İsa’nın kendilerine Baba’dan söz ettiğini anlamadılar.
28 Bu nedenle İsa şöyle dedi: “İnsanoğlu’nu* yukarı kaldırdığınız zaman benim O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba’nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız.
29 Beni gönderen benimledir, O beni yalnız bırakmadı. Çünkü ben her zaman O’nu hoşnut edeni yaparım.”
30 Bu sözler üzerine birçokları O’na iman etti.
31 İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.
32 (SEE 8:31)
33 “Biz İbrahim’in soyundanız” diye karşılık verdiler, “Hiçbir zaman kimseye kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, ‘Özgür olacaksınız’ diyorsun?”
34 İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir” dedi.
35 “Köle ev halkının sürekli bir üyesi değildir, ama oğul sürekli üyesidir.
36 Bunun için, Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz.
37 İbrahim’in soyundan olduğunuzu biliyorum. Yine de beni öldürmek istiyorsunuz. Çünkü yüreğinizde sözüme yer vermiyorsunuz.
38 Ben Babam’ın yanında gördüklerimi söylüyorum, siz de babanızdan işittiklerinizi yapıyorsunuz.”
39 “Bizim babamız İbrahim’dir” diye karşılık verdiler. İsa, “İbrahim’in çocukları olsaydınız, İbrahim’in yaptıklarını yapardınız” dedi.
40 “Ama şimdi beni Tanrı’dan işittiği gerçeği sizlere bildireni öldürmek istiyorsunuz. İbrahim bunu yapmadı.
41 Siz babanızın yaptıklarını yapıyorsunuz.” “Biz zinadan doğmadık. Bir tek Babamız var, o da Tanrı’dır” dediler.
42 İsa, “Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz” dedi. “Çünkü ben Tanrı’dan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi.
43 Söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan.
44 Siz babanız İblis’tensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır.
45 Ama ben gerçeği söylüyorum. İşte bunun için bana iman etmiyorsunuz.
46 Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir? Gerçeği söylüyorsam, niçin bana iman etmiyorsunuz?
47 Tanrı’dan olan, Tanrı’nın sözlerini dinler. İşte siz Tanrı’dan olmadığınız için dinlemiyorsunuz.”
48 Yahudiler O’na şu karşılığı verdiler: “‘Sen, cin çarpmış bir Samiriyeli’sin*’ demekte haklı değil miyiz?”
49 İsa, “Beni cin çarpmadı” dedi. “Ben Babam’ı onurlandırıyorum, ama siz beni aşağılıyorsunuz.
50 Ben kendimi yüceltmek istemiyorum, ama bunu isteyen ve yargılayan biri vardır.
51 Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecektir.”
52 Yahudiler, “Seni cin çarptığını şimdi anlıyoruz” dediler. “İbrahim öldü, peygamberler de öldü. Oysa sen, ‘Bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla tatmayacaktır’ diyorsun.
53 Yoksa sen babamız İbrahim’den üstün müsün? O öldü, peygamberler de öldü. Sen kendini kim sanıyorsun?”
54 İsa şu karşılığı verdi: “Eğer ben kendimi yüceltirsem, yüceliğim hiçtir. Beni yücelten, ‘Tanrımız’ diye çağırdığınız Babam’dır.
55 Siz O’nu tanımıyorsunuz, ama ben tanıyorum. O’nu tanımadığımı söylersem, sizin gibi yalancı olurum. Ama ben O’nu tanıyor ve sözüne uyuyorum.
56 Babanız İbrahim günümü göreceği için sevinçle coşmuştu. Gördü ve sevindi.”
57 Yahudiler, “Sen daha elli yaşında bile değilsin. İbrahim’i de mi gördün?” dediler.
58 İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi.
59 O zaman İsa’yı taşlamak için yerden taş aldılar, ama O gizlenip tapınaktan çıktı.

1. J.N. Darby, daha fazla belge mevcut değildir.

2. Yuhanna’nın eski el yazmalarının çoğunda, 7:53’den 8:11’e kadar olan kısım görünmez, ama 900’ün üzerindeki Grekçe elyazmasında (ki bu büyük bir çoğun­luktur) bulunur. Bu ayetlerin özgün metnin bir kısmını oluşturup oluşturmadığına dair bir soru vardır. Onları esinlenmiş metnin parçası olarak kabul etmenin uygun olduğuna inanıyoruz. Öğrettikleri her şey Kutsal Kitap’ın bütünüyle mükemmel bir uyum içindedir. Augustine, bazılarının bu kısmı ahlâk konusunda gevşek görüşlere neden olabileceği korkusuyla çıkardığını yazar.

3. R.C.H. Lenski, The Interpretation of Colossians, Thessalonians, Timothy, Titus, Philemon, s.701,702.