Yuhanna 1

1
Yuhanna Bölüm 1

 

YORUM

I. ÖNSÖZ: TANRI’NIN OĞLU’NUN İLK GELİŞİ (1:1-8)

Yuhanna, Söz hakkında konuşarak başlar, ama ilk anda Söz’ün kim ya da ne olduğunu açıklamaz. Bir söz, kendimizi başkalarına ifade ederken kullandığımız konuşmanın bir birimidir. Ama Yuhanna konuşmadan çok, bir Kişi hakkında yazıyor. Bu Kişi, Tanrı’nın Oğlu Rab İsa Mesih’tir. Tanrı kendisini, insanlığa Rab İsa’nın Kişiliğinde tam olarak ifade etmiştir. Mesih, dünyaya gelerek bize, Tanrı’nın nasıl olduğunu mükemmel bir şekilde açıklamıştır. Çarmıhta bizim için ölerek bize, Tanrı’nın bizi ne kadar çok sevdiğini anlatmıştır. Bu nedenle Mesih, Tanrı’nın yaşayan Söz’ü ve Tanrı’nın düşüncelerinin ifadesidir.

A. Sonsuzluk ve Zamandaki Söz (1:1-5)

1:1   Başlangıçta Söz vardı. Kendisinin bir başlangıcı yoktu, ama sonsuzluklar boyunca vardı. İnsan aklının geriye gidebileceği en uzak noktada Rab İsa vardı. O asla yaratılmadı. Başlangıcı yoktu. (Yuhanna bölümünde Tanrı’nın Oğlu’na ait bir soya yer verilmez).

Söz Tanrı’yla birlikteydi. Ayrı ve farklı bir kişiliği vardı. Yalnızca bir fikir, düşünce ya da anlaşılmaz bir örnek değildi, Tanrı’yla birlikte yaşamış gerçek bir Kişiydi. Söz Tanrı’ydı. Yalnızca Tanrı’yla birlikte değildi, ama bizzat kendisi Tanrı’ydı.

Kutsal Kitap bir Tanrı ve Tanrı’da üç Kişiliğin olduğunu öğretir: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Bu üç Kişiliğin hepsi Tanrı’dır. Bu ayette Tanrı’daki Kişi’lerin ikisinden söz edilir: Baba Tanrı ve Oğul Tanrı. Bu, Yuhanna bölümündeki İsa Mesih’in Tanrı olduğunu belirten birçok net ifadenin ilkidir. O’nun “bir tanrı,” Tanrı gibi ya da tanrısal olduğunu söylemek yetmez. Kutsal Kitap O’nun Tanrı olduğunu öğretir.

1:2   İkinci ayet söylenmiş olanın bir tekrarı gibi görünür, ama aslında değildir. Bu ayet Mesih’in kişiliğinin ve Tanrılığının başlangıcının olmadığını öğretir. Bugün bazılarının öğrettiği gibi dirilişinden sonra bir yolunu bulup (bir) tanrı olmadı. O sonsuzluklardan itibaren Tanrı’ydı.

1:3   Her şey O’nun aracılığıyla var oldu. O’nun kendisi yaratılmış bir varlık değildi; aksine her şeyin Yaratıcısıydı. Bu insanlığı, hayvanları, gökteki gezegenleri, melekleri – görünen ve görünmeyen her şeyi – kapsar. Var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Hiçbir istisna mümkün değildir. Bir şey varsa, O yaratmıştır. Yaratıcı olarak elbette, yaratmış olduğu her şeyden üstündür. Tanrıdaki üç Kişi de yaratma işinde yer almıştır: “Tanrı gökleri ve yeri yarattı” (Yar.1:1). “Tanrı’nın Ruh’u suların yüzü üzerinde hareket ediyordu” (Yar.1:2). “Her şey O’nun (Mesih) aracılığıyla ve O’nun için yaratılmıştır” (Kol.1:16b).

1:4   Yaşam O’ndaydı. Bu basitçe O’nun yaşama sahip olduğu anlamına değil, O yaşamın kaynağıydı ve kaynağıdır anlamına gelir. Buradaki sözcük hem fiziksel hem de ruhsal yaşamı kapsar. Doğduğumuzda fiziksel yaşamı aldık. Yeniden doğduğumuzda, ruhsal yaşamı alırız. Her ikisi de O’ndan gelir.

Yaşam insanların ışığıydı. Bize yaşam veren aynı Kişi insanların ışığıdır da. İnsan için gerekli olan rehberliği ve yönlendirmeyi sağlar. Var olmak bir şeydir, ama nasıl yaşamak gerektiğini, yaşamın gerçek amacını ve cennete giden yolu bilmek başka bir şeydir. Gittiğimiz yolda bize ışık sağlayan Kişi, bize yaşam veren Kişi’yle aynıdır.

Kitapçığın bu açılış bölümünde Rabbimiz İsa Mesih’in yedi harika ismi vardır: (1) Söz (1,14); (2) Işık (5, 7); (3) Tanrı Kuzusu (29,36); (4) Tanrı’nın Oğlu (34, 49); (5) Mesih (41); (6) İsrail’in Kralı (49) ve (7) İnsanoğlu (51). Her birinden en az iki kez söz edilen ilk dört isim, uygulamada evrensel gibi görülür. Her birinden yalnızca bir kere söz edilen son üç isim, öncelikle Tanrı’nın eski halkı olan İsrail’e uygulanır.

1:5   Işık karanlıkta parlar. Günahın girişi insanların zihinlerine karanlık getirdi. Günah, dünyayı insanların genelde, ne Tanrı’yı tanıması ne de O’nu tanımak istemesi anlamında karanlığa boğdu. Rab İsa işte bu karanlığa geldi, karanlık bir yerde parlayan bir ışık olarak.

Karanlık onu alt edememiştir. Bu, Rab İsa dünyaya geldiğinde karanlığın O’nu anlamadığı anlamına gelebilir. İnsanlar O’nun kim olduğunu ya da niçin gelmiş olduğunu anlamadılar. Bununla beraber NKJV çevirisinin bir notunda başka bir anlam verilir: karanlık onu alt edememiştir. Bu durumdaki düşünce, insanın reddinin ve düşmanlığının gerçek ışığı parlamaktan alıkoyamayacağıdır.

B. Vaftizci Yahya’nın Hizmeti (Görevi) (1:6-8)

1:6   Altıncı ayet bu Müjde’yi yazan Yuhanna’yı değil, Vaftizci Yahya’yı belirtir. Vaftizci Yahya, Rab İsa’nın habercisi olarak Tanrı tarafından gönderildi. Onun görevi Mesih’in gelişini duyurmak ve halka O’nu kabul etmeleri için hazır olmalarını söylemekti.

1:7   Bu adam İsa’nın gerçekten dünyanın ışığı olduğu gerçeğine tanıklık etmek için ve böylece herkes O’na iman etsin diye geldi.

1:8   Eğer Yahya ilgiyi kendi üzerine çekmeye çalışmış olsaydı, atandığı göreve ihanet etmiş olurdu. İnsanları kendisine değil, İsa’ya yöneltti.

C. Tanrı’nın Oğlu’nun İlk Gelişi (1:9-18)

1:9   Gerçek ışık vardı. Çağlar boyunca birçok kişi rehber ve kurtarıcı olduklarını iddia etmişlerdir, ama Yahya’nın tanıklık ettiği sahte olmayan Işıktı, en iyi ve en gerçek olan Işık. Bu ayetin diğer bir çevirisi şöyledir: “Dünyaya gelen gerçek ışık her insana ışık verir.” Diğer bir deyişle “dünyaya gelen” ifadesi her insandan ziyade gerçek Işığı tanımlayabilir. Gerçek ışığın… dünyaya gelişiyle her insana ışık verildi. Bu, ne her insanın Mesih’le ilgili ruhsal bilgiye sahip olduğu anlamına ne de her insanın bir zamanlar Rab İsa’yı duymuş olduğu anlamına gelir. Tersine, hem ulus, ırk ya da renk ayrımı olmaksızın ışığın bütün insanlar üzerinde parladığı, hem de bütün insanlar üzerinde parlayarak İsa Mesih’in insanların gerçek karakterlerini göstermiş olduğu anlamına gelir. Mükemmel İnsan olarak dünyaya gelişiyle insanlara ne kadar kusurlu olduklarını göstermiştir. Oda karanlık olduğu zaman eşya üzerindeki tozu görmezsiniz. Ama ışık gelince oda olduğu gibi görünür. Aynı anlamda gerçek ışığın parlaması insanı olduğu gibi açığa çıkarır.

1:10   Beytlehem’deki doğumundan göğe döndüğü güne kadar, şimdi bizim yaşamış olduğumuz aynı dünyadaydı. Tüm dünyayı yaratmıştı ve onun gerçek Sahibiydi. İnsanlar, O’nu Yaratıcı olarak kabul etmek yerine O’nu yalnızca kendileri gibi bir insan olarak düşündüler. O’na bir yabancı ve toplumdan atılmış birisi gibi davrandılar.

1:11   Kendininkilere (bazı metinlerde “kendi yurduna”) geldi. Başkasının mülkiyetine izinsiz girmiyordu. Tersine, bizzat Kendisinin yaratmış olduğu gezegende yaşıyordu. Kendi halkı O’nu kabul etmedi. Genel bir anlamda, bu tüm insanlığı belirtebilir ve insanların çoğunun O’nu reddettiği bir gerçektir. Ama özel bir anlamda, İsrail ulusu O’nun seçilmiş dünyevi halkıydı. Dünyaya geldiğinde kendisini Yahudilere onların Mesih’i olarak sundu, ama onlar O’nu kabul etmediler.

1:12   Bunun için şimdi kendisini tekrar tüm insanlığa sunuyor ve O’nu kabul edenlere, Tanrı’nın çocukları olma hakkını ya da yetkisini veriyor.

Bu ayet bize net olarak nasıl Tanrı’nın çocukları olabileceğimizi anlatır. Bu, iyi işlerle, kilise üyesi olmayla, kişinin elinden gelenin en iyisini yapmasıyla olmaz. O’nu kabul ederek, O’nun adına iman ederek olur.

1:13   Fiziksel anlamda çocuk olmak için kişinin doğması gerekir. Bu nedenle, aynı şekilde Tanrı’nın çocuğu olmak için de kişi ikinci kez doğmalıdır. Bu yeniden doğma, Tanrı’ya dönme ya da kurtulma olarak bilinir. Bu ayet bize yeni doğuşun olmayacağı üç şekli (yolu) ve olacağı tek yolu anlatır. İlki, yeniden doğuş sağlamayan üç yoldur. Ne kandan: Bu, kişinin inanlı ailesinden dolayı inanlı olmayacağı anlamına gelir. Kurtuluş, çocuğa kan bağıyla ana babadan geçmez. Ne bedenin isteğinden: Bir başka deyişle, kişi kendi bedeninde, yeniden doğuşu oluşturacak güce sahip değildir. Kurtulmak için istekli olmasına karşın kendi isteği kendisini kurtarmaya yeterli değildir. Ne de insanın isteğinden doğdular: Hiç kimse başka bir kişiyi kurtaramaz. Örneğin bir vaiz belirli bir kişinin yeniden doğmasını görmeyi çok isteyebilir, ama bu şahane doğumu sağlayacak gücü yoktur. O zaman bu doğum nasıl gerçekleşir? Bunun yanıtı, Tanrı’dan doğdular sözündedir. Bu basitçe yeniden doğuşu sağlayacak gücün, herhangi bir kişi ya da şeyin değil, yalnızca Tanrı’nın elinde olduğu anlamına gelir.

1:14   İsa Beytlehem’deki yemlikte Bebek olarak doğduğunda Söz insan oldu. Cennette Tanrı’nın Oğlu olarak daima Baba’yla var olmuştu, ama şimdi dünyaya insan bedeninde gelmeyi seçti. Aramızda yaşadı. Bu bazı hata ya da yanlış anlamalara yol açabilecek kısa bir görünüş değildi. Aslında Tanrı, bu yeryüzüne gelip insanların arasında İnsan olarak yaşadı. “Yaşadı” sözcüğü “tapınağını kurdu” ya da “çadırını kurdu” anlamına gelir. Bedeni, otuz üç yıl süreyle insanların arasında yaşadığı çadırıydı.

Yüceliğini gördük. Kutsal Kitap’ta “yücelik” sık sık Tanrı’nın varlığının göründüğü parlak, parlayan ışık anlamına gelir. Aynı zamanda Tanrı’nın mükemmelliği ve üstünlüğü demektir. Rab İsa yeryüzündeyken, yüceliğini insan bedeninde sakladı. Ama yüceliğinin açıklandığı iki yol vardı. Birincisi, ahlâki yüceliğinin olmasıydı. Bununla O’nun mükemmel yaşamının ve karakterinin parlaklığını kastediyoruz. O’nda hiç kusur ya da hata yoktu. Bütün yollarında mükemmeldi. Yaşamında her erdem ince bir dengeyle gösterildi. Sonra görünümünün değiştiği dağda yüceliğinin görünen parlaması vardı (Mat.17:1, 2). O zaman Petrus, Yakup ve Yuhanna O’nun yüzünün güneş gibi parladığını ve giysilerinin ışık gibi bembeyaz olduğunu gördüler. Bu üç öğrenciye, Rab İsa’nın, yeryüzüne tekrar geldiğinde ve bin yıl hüküm sürdüğünde sahip olacağı görkemin bir ön fikri verildi.

Yuhanna, “O’nun yüceliğini gördük” derken, kuşkusuz, öncelikle Rab İsanın ahlaki yüceliğini belirtiyordu. O ve diğer öğrenciler yeryüzünde yaşanmış tamamen mükemmel bir yaşamın mucizesini gördüler. Ama Yuhanna’nın, dağda İsa’nın görünümünün değiştiği olayı da göz önüne alıyor olması muhtemeldir. Öğrencilerin gördüğü yücelik onlara O’nun gerçekten Tanrı’nın Oğlu olduğunu kanıtladı. İsa, Baba’nın biricik Oğlu’dur, yani Mesih, Tanrı’nın eşsiz Oğlu’dur. Tanrı’nın O’nun gibi başka bir Oğlu yoktu. Bir anlamda bütün gerçek inanlılar Tanrı’nın oğullarıdır. Ama İsa Tanrı’nın tek Oğlu’dur, eşsiz bir yere sahiptir. Tanrı’nın Oğlu olarak Tanrı’yla eşittir.

Kurtarıcı lütuf ve gerçekle doluydu. Bir taraftan başkaları için hak etmedikleri iyilikle doluyken, aynı zamanda tamamen dürüst ve doğruydu; asla günahı haklı çıkarmadı ya da kötülüğü onaylamadı. Tamamen sevecen olup da aynı anda tamamen doğru olmak yalnızca Tanrı’nın olabileceği bir şeydir.

1:15   Vaftizci Yahya, İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğuna tanıklık etti. Rab halka hizmet etmeye başlamadan önce Yahya insanlara O’ndan söz etmişti. İsa ortaya çıkınca, Yahya aslında şöyle dedi: “Size anlattığım Kişi işte budur.” İsa, doğumu ve hizmeti açısından Yahya’dan sonra geldi. Yahya’dan altı ay sonra doğdu ve Yahya bir süre vaaz ve vaftiz ettikten sonra kendisini İsrail halkına takdim etti. Ama İsa, Yahya’dan üstün tutuldu. Yahya’dan büyüktü; daha çok onura layıktı; Yahya’dan önce var olduğu için bu doğaldı. Tanrı’nın Oğlu sonsuzluklardan beri vardı.

1:16   Rab İsa’ya iman eden herkes O’nun doluluğundan ruhsal güç gereksinimini karşılar. O’nun doluluğu o kadar büyüktür ki, bütün çağlarda bütün ülkelerdeki bütün inanlılara yeterlidir. Lütuf üzerine lütuf ifadesi “bol bol lütuf” anlamına gelir. Burada lütuf Tanrı’nın sevdiği çocuklarına yağdırdığı sevecen kayırma anlamındadır.

1:17   Yuhanna Eski Antlaşma dönemiyle Yeni Antlaşma çağını karşılaştırır. Musa aracılığıyla verilen Kutsal Yasa lütfun gösterilişi değildi. İnsanlara itaat etmeyi buyurdu ve başarısız oldukları takdirde onları ölüme mahkum etti. İnsanlara neyin doğru olduğunu söyledi, ama onlara bunu yapacak gücü vermedi. İnsanlara günahkâr olduklarını göstermek için verildi, ama onları günahlarından kurtaramadı. Ama lütuf ve gerçek, İsa Mesih aracılığıyla geldi. Dünyayı yargılamaya değil, layık olmayanları, kendilerini kurtaramayanları ve düşmanları olanları kurtarmak için geldi. Lütuf budur: Yeryüzünün en kötüsü için cennetin en iyisi.

İsa Mesih aracılığıyla yalnızca lütuf gelmedi, gerçek de O’nunla geldi. Kendisiyle ilgili olarak, “Gerçek Ben’im” dedi. Bütün sözlerinde ve işlerinde kesinlikle dürüst ve sadıktı. Lütuf gösterirken gerçeğe zarar vermedi. Günahkârları sevmesine karşın günahlarını sevmedi. Günahın ücretinin ölüm olduğunu anladı. Ve bu nedenle, canlarımızı kurtarıp bize cennette bir yer hazırlayarak hak etmediğimiz iyiliği bize gösterebilsin diye hak ettiğimiz ölüm cezasını ödemek için Kendisi öldü.

1:18   Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmemiştir. Tanrı Ruh’tur ve bu nedenle görünmez. Bedeni yoktur. Eski Antlaşma’da insanlara Melek ya da İnsan şeklinde görünmesine karşın, bu görünümler Tanrı’nın gerçekte nasıl olduğunu açıklamadı (göstermedi). Bunlar halkına konuşmak için seçtiği yalnızca geçici görünümlerdi. Rab İsa, Tanrı’nın biricik Oğlu’dur; 1 Tanrı’nın eşsiz Oğlu’dur; O’nun gibi başka bir oğul yoktur. Daima Baba Tanrı’ya yakın özel bir yeri vardır. Yeryüzündeyken bile Tanrı’nın bağrındaydı. Tanrı’yla birlikteydi ve Tanrı’yla eşitti. Bu kutsanmış Kişi insanlara Tanrı’nın nasıl olduğunu tam olarak göstermiştir. İnsanlar İsa’yı gördükleri zaman Tanrı’yı gördüler. Tanrı’nın konuştuğunu duydular. Tanrı’nın sevgisini ve şefkatini hissettiler. Tanrı’nın insanlık için olan düşünceleri ve tavırları Mesih tarafından tam olarak bildirilmiştir.

II. TANRI’NIN OĞLU’NUN İLK HİZMET YILI (1:19 – 4:54)

A. Vaftizci Yahya’nın Tanıklığı (1:19-34)

1:19   Yahya isimli bir adamın halka tövbe etmelerini çünkü Mesih’in geleceğini söylediği haberi Kudüs’e ulaşınca, Yahudiler kahinlerle Levililerden oluşan bir kurulu, onun kim olduğunu araştırıp bulmaları için gönderdiler. Kâhinler, tapınaktaki önemli hizmetleri sürdüren kişilerken Levililer de genel görevlerle ilgilenen hizmetkarlardı. “Kimsin” diye sordular, “Uzun zamandır beklenen Mesih sen misin?”

1:20   Başkaları Mesih olduklarını iddia ederek şöhret için böyle bir fırsatı kaçırmayabilirlerdi. Ama Yahya sadık bir tanıktı. Onun tanıklığı Mesih olmadığıydı.

1:21-22   Yahudiler Mesih’in gelişinden önce İlyas’ın geri dönmesini bekliyorlardı (Mal.4:5). Bu nedenle eğer Yahya Mesih değilse, o zaman belki de İlyas’tır diye bir sonuç çıkardılar. Ama Yahya İlyas olmadığına dair onları ikna etti. Tesniye 18:15’de Musa, “Tanrın Rab senin için aranızdan, kardeşlerinden benim gibi bir peygamber çıkaracak; onu dinleyeceksin” demişti. Yahudiler önceden söylenen bu sözü anımsadılar ve Yahya’nın Musa’nın sözünü ettiği O peygamber olabileceğini düşündüler. Ama Yahya yine öyle olmadığını söyledi. Kurul kesin bir cevap almadan Kudüs’e geri dönmeye utanıyordu ve bunun için Yahya’dan kendisinin kim olduğunu belirtmesini istediler.

1:23   Yahya, “çölde yükselen sesim ben” dedi. Vaftizci onların sorusuna yanıt olarak, Mesih’in gelişini ilan etmek için gelecek olan habercinin peygamberlik edildiği Yeşaya 40:3’den alıntı yaptı. Başka bir deyişle, Yahya kendisinin önceden bildirilen haberci olduğunu ifade etti. Kendisi sesti ve İsrail ise çöl. Günahlarından ve Tanrı’dan ayrılmış olmalarından dolayı halk aynı bir çöl gibi kurumuştu ve çoraklaşmıştı. Yahya kendisinden basitçe bir ses olarak söz etti. Övülecek ve hayran olunacak büyük bir adam tavrı taslamadı, ama görülmeyen yalnızca duyulacak bir ses oldu. Yahya sesti, ama Mesih Söz’dü. Sözün bilinmesi için sese gereksinimi var ve sözsüz bir sesin de değeri yoktur. Söz sesten çok daha üstündür, ama bizler için ses olmak da bizim ayrıcalığımızdır.

Yahya’nın bildirisi, “Rab’bin yolunu düzeltin” idi. Başka bir deyişle, “Mesih geliyor. O’nu kabul etmenizi engelleyecek her şeyi yaşamınızdan kaldırın. Günahlarınızdan tövbe edin ki, O gelebilsin ve üzerinizde İsrail’in Kralı olarak egemenlik sürebilsin.”

1:24-25   Ferisiler, Kutsal Yasa’yla ilgili üstün bilgileriyle ve Eski Antlaşma’daki öğretişlerin en ince ayrıntılarını yerine getirme çabalarıyla övünen sıkı bir Yahudi mezhebi kurdular. Aslında çoğu dindar görünmeye çalışan, ama günahkâr bir yaşam süren ikiyüzlülerdi. Eğer Yahya söyledikleri önemli kişilerden biri değilse, onun hangi yetkiyle vaftiz ettiğini öğrenmek istediler.

1:26-27   Yahya, “ben suyla vaftiz ediyorum” dedi. Kimsenin onun önemli biri olduğunu düşünmesini istemiyordu. Onun görevi sadece insanları Mesih için hazırlamaktı. Dinleyicileri her ne zaman günahtan tövbe ettilerse, iç değişimlerinin bir işareti olarak onları vaftiz etti. Yahya İsa’yı belirterek, “aranızda tanımadığınız biri duruyor” diye devam etti. Ferisiler O’nu uzun zamandır aranan Mesih olarak tanımadılar. Aslında Yahya Ferisilere şöyle diyordu: “Benim önemli biri olduğumu düşünmeyin. Dikkat etmeniz gereken Kişi Rab İsadır; ancak hala O’nun kim olduğunu bilmiyorsunuz.” Değerli olan O’dur. Vaftizci Yahya’dan sonra gelmesine karşın bütün övgüleri ve üstünlüğü hak ediyor. Bir kölenin ya da hizmetçinin efendisinin çarıklarını çözmesi, göreviydi. Ama Yahya kendisini Mesih’e böylesine alçakgönüllü, aşağı bir hizmette bulunmaya bile layık görmedi.

1:28   Beytanya’nın yeri tam olarak bilinmiyor. Ama bunun Şeria nehrinin doğu tarafında bir yer olduğunu biliyoruz. Beytanya okunuşunu kabul edersek, bu Kudüs yakınlarındaki Beytanya olamaz.

1:29   Ertesi gün, Kudüs’ten gelen Ferisilerin ziyaretinden sonra, Yahya başını kaldırdı ve İsa’nın kendisine doğru geldiğini gördü. O anın etkisiyle ve titreşimiyle, “İşte, dünyanın günahını taşıyan Tanrı Kuzusu!” dedi. Kuzu, Yahudiler arasında kurban edilen bir hayvandı. Tanrı, seçilmiş halkına kuzuyu öldürmelerini ve kanını kurban olarak serpmelerini öğretmişti. Günahların bağışlanabilmesi için kuzu günahkarın yerine geçerek öldürüldü ve kanı akıtıldı.

Bununla beraber Eski Antlaşma döneminde öldürülen kuzuların kanı günahı kaldırmadı. Bu kuzular, bir gün Tanrı’nın günahı gerçekten ortadan kaldıracak Kuzu’yu sağlayacağı gerçeğine işaret eden resimler ya da örneklerdi. Tanrı’yı seven Yahudiler bu Kuzu’nun gelişini yıllar boyunca beklemişlerdi. İşte sonunda bu an gelmişti ve Vaftizci Yahya gerçek Tanrı Kuzu’sunun gelişini zaferle ilân etti.

İsa’nın dünyanın günahını taşıdığını söylerken bununla, herkesin günahının bağışlanacağını kastetmedi. Mesih’in ölümü tüm dünyanın günahını ödeyecek kadar değerliydi, ama yalnızca Rab İsa’yı Kurtarıcı olarak kabul eden günahkârlar bağışlanır.

J.C.Jones bu ayetin Hıristiyan kefaretinin mükemmelliğini ortaya koyduğunu belirtir:

  1. Kurbanın DOĞASINDA üstünlük vardır. Museviliğin kurbanları akılsız kuzularken, Hıristiyanlığın kurbanı Tanrı Kuzusudur.
  2. İşin ETKİSİNDE üstünlük vardır. Museviliğin kurbanları her yıl yalnızca günahı hatırlatırken, Hıristiyanlığın kurbanı “Kendisini kurban ederek günahı ortadan kaldırdı.”
  3. Etkisinin GENİŞLİĞİNDE üstünlük vardır. Museviliğin kurbanları yalnızca bir ulusun yararı için tasarlanmışken, Hıristiyanlığın kurbanı bütün uluslar için tasarlanmıştır; “dünyanın günahını ortadan kaldırır.” 2

1:30-31   Yahya, halka kendisinin sadece kendisinden daha üstün olan gelecek Kişi için yol hazırladığını anımsatmaktan asla bıkıp usanmadı. Tanrı nasıl insandan üstün boyuttaysa İsa da aynı şekilde Yahya’dan üstündü. Yahya, İsa’dan birkaç ay önce doğdu, ama İsa sonsuzluklar boyunca vardı. Yahya, “Ben O’nu tanımıyordum” dediğinde O’nu daha önce hiç görmemiş olduğunu söylemek istemiyordu.

Yahya ve İsa kuzen olduklarından büyük olasılıkla birbirlerini iyi tanıyorlardı. Ama Yahya, kuzenini vaftiz zamanına kadar, Mesih olarak tanımamıştı. Yahya’nın görevi, Rab’bin yolunu hazırlamak ve sonra da O göründüğü zaman O’nu İsrail halkına göstermekti. İşte, bu nedenle Yahya halkı suyla vaftiz etti: Onları Mesih’in gelişine hazırlamak için. Öğrencilerini kendisine çekmek amacıyla vaftiz etmedi.

1:32   Burada sözü edilen, Yahya’nın, İsa’yı Şeria nehrinde vaftiz ettiği zamandır. Rab sudan çıktıktan sonra Tanrı’nın Ruh’u güvercin biçiminde inip O’nun üzerine kondu (Mat.3:16). Yazar bunun anlamını açıklamaya devam eder.

1:33   Tanrı, Yahya’ya Mesih’in gelişini ve geldiğinde Ruh’un O’nun üzerine inip O’nun üzerinde kalacağını açıklamıştı. Bu, İsa’da gerçekleşince, Yahya Kutsal Ruh’la vaftiz edecek olanın O olduğunu anladı. Kutsal Ruh bir Kişidir, Tanrı’daki üç Kişiden biri. Tanrı Baba ve Tanrı Oğul’la eşittir.

Yahya suyla vaftiz etti, oysa İsa Kutsal Ruh’la vaftiz edecekti. Kutsal Ruh’la vaftiz Pentikost günü gerçekleşti. (Elç.1:5; 2:4; 38). O zaman Kutsal Ruh her inanlının bedeninde yaşamak (oturmak) ve her inanlıyı kilisenin (topluluğun) üyesi, Mesih’in Bedeni yapmak için gökten geldi (1Ko.12:13).

1:34   İsa’nın vaftizinde gördükleri üzerine Yahya, Nasıralı İsa’nın, dünyaya önceden geleceği bildirilen Tanrı’nın Oğlu olduğu gerçeğine tanıklık etti. Yahya, Mesih’in Tanrı’nın Oğlu olduğunu söylerken, O’nun Oğul Tanrı olduğunu kastetti.

B. Andreya, Yuhanna ve Petrus’un Çağrılışı (1:35-42)

1:35-36   Burada belirtilen ertesi gün, sözü edilmiş olan üçüncü gündür. Yahya kendi öğrencilerinden ikisiyle birlikteydi. Bu adamlar Yahya’nın vaazını duymuşlar ve dediklerine iman etmişlerdi. Ama Rab İsa’yla henüz karşılaşmamışlardı. Yahya, şimdi Rab’be olan tanıklığını açıkça üstlenmişti. Bir gün önce, O’nun Kişiliğinden (Tanrı Kuzusu) ve işinden (dünyanın günahını ortadan kaldıran) söz etmişti. Şimdi, sadece O’nun Kişiliğine dikkati çekiyor. Bildirisi kısa, sade, özgecil (bencil olmayan) ve yalnızca Kurtarıcı hakkındaydı.

1:37   Yahya sadık bir şekilde Tanrı’nın sözünü duyurmakla iki öğrencisini kaybetti, ama onları İsa’nın ardından giderken görmekten memnundu. Bu şekilde bizim de, arkadaşlarımızın önemli olduğumuzu düşünmeleri yerine, Rabbin ardından gitmelerini istememiz gerekir.

1:38   Kurtarıcı daima ardından gidenlerle ilgilenir. Burada iki öğrenciye olan ilgisini onlara dönüp “Ne arıyorsunuz?” diye sorarak gösterdi. Sorunun yanıtını biliyordu; her şeyi biliyordu. Ama arzularını sözcüklerle ifade etmelerini istedi. Buna, “Nerede oturuyorsun, Rabbi?” diye sorarak verdikleri yanıt, Rab’le birlikte olmak ve O’nu daha iyi tanımak istediklerini gösteriyordu (O’nunla sadece karşılaşmış olmaktan hoşnut değillerdi). O’nunla arkadaşlık kurmayı arzuladılar. Rabbi “Hocam” (“büyüğüm”) anlamına gelen Aramice bir unvandır.

1:39   İsa, onlara “Gelin, görün” dedi. Kurtarıcı’dan içten bir arzuyla  daha çok öğrenmek isteyen kimse asla geri çevrilmez. İsa ikisini o zaman oturduğu yere davet etti; belki de modern evlerle karşılaştırıldığında çok yoksul olan bir eve.

Gidip O’nun nerede oturduğunu gördüler ve o gün O’nunla kaldılar. Saat dört sularıydı. Bu adamlar hiç böylesine onurlandırılmamışlardı. Geceyi evrenin Yaratıcısıyla aynı evde geçirdiler. Mesih’i tanıyan Yahudi ulusunun ilk üyeleri arasındaydılar.

Saat dört sularıydı (ya sabah 10 ya da öğleden sonra 4’tü). Genellikle daha erken olan saat (Romalılara ait) tercih edilir.

1:40   İki öğrenciden biri Andreya’ydı. Bugün Andreya kardeşi Simun Petrus kadar iyi tanınmıyor, ama İsa’yla karşılaşmış olan iki kişiden birincisi oluşuna dikkat etmek ilginçtir.

Diğer öğrencinin adı bize verilmiyor, ama hemen hemen bütün Kutsal Kitap uzmanları onun, bu Müjde’yi yazan Yuhanna olduğunu kabul ediyorlar. Kendi adından söz etmemesini alçakgönüllüğüne bağlıyorlar.

1:41   Bir kişi Mesih’i bulduğu zaman genellikle akrabalarının da O’nunla karşılaşmasını ister. Kurtuluş, insanın yalnızca kendisine saklayamayacağı kadar iyidir. Bu nedenle, Andreya çabucak kendi kardeşi Simun’a gidip heyecanlı haberi vererek “Biz Mesih’i bulduk!” dedi. Ne kadar şaşırtıcı bir duyuruydu bu! En azından dört bin yıldan beri insanlar vaat edilen Mesih’i, Tanrı’nın Kutsanmış Olan’ını bekliyorlardı. Şimdi Simun, Mesih’in yakında olduğuna ilişkin heyecanlı haberi kendi kardeşinin ağzından duyuyordu. Gerçekten de tarihin oluşturulduğu yerde yaşıyorlardı. Andreya’nın bildirisi ne kadar sadeydi. Yalnızca üç sözcüktü –“Biz Mesih’i bulduk”– yine de Tanrı bunu Petrus’u kazanmak için kullandı. Bu, bize büyük vaiz ya da akıllı konuşmacılar olmamız gerekmediğini öğretir. İnsanlara Rab İsa’yı yalnızca sade sözcüklerle anlatmamız yeterlidir, gerisini Tanrı halledecektir.

1:42   Andreya kardeşini doğru yere ve doğru Kişiye götürdü. Onu kiliseye, din inancına ya da rahibe götürmedi. Onu İsa’ya götürdü. Ne kadar önemli bir davranıştı bu! Andreya’nın ilgisinden dolayı Simun daha sonra büyük bir insan avcısı ve Rab’bin önde gelen elçilerinden biri oldu. Simun kardeşinden daha çok ünlü oldu, ama şüphesiz Andreya, Petrus’u İsa’ya götüren kişi olduğundan Petrus’un ödülünü paylaşacaktır. Rab, kendisine söylenmeden Simun’un adını biliyordu. Aynı zamanda Simun’un değişken bir karakterinin olduğunu da biliyordu. Sonuç olarak Simun’un karakterinin bir kaya gibi sağlamlaşarak değişeceğini de biliyordu. İsa bunların hepsini nasıl biliyordu? Çünkü Tanrı’ydı ve Tanrı’dır.

Simun’un adı Kifas (Aramicesi kayadır) olarak değiştirildi ve özellikle Rab’bin göğe çıkışından ve Kutsal Ruh’un verilişinden sonra sağlam karakterli bir adam oldu.

C. Filipus ve Natanyel’in Çağrılması (1:43-51)

1:43   Bu, bu bölümde okuduklarımızın dördüncü günüdür. Bosch, birinci günde yalnızca Yahya’yı (15-28); ikinci günde Yahya’yla İsa’yı (29-34); üçüncü günde İsa’yla Yahya’yı (35-42) ve dördüncü günde yalnızca İsa’yı (43-51) gördüğümüzü belirtir. Rab Celile olarak bilinen bölgenin kuzeyine doğru yürüdü. Orada Filipus’u buldu ve onu izleyicisi olmaya davet etti: “Ardımdan gel!” Bu sözler, hem sözlerin sahibi nedeniyle, hem de sundukları ayrıcalıktan dolayı büyüktür. Kurtarıcı, hâlâ hepimize bu yüce çağrıyı yapmaktadır.

1:44   Beytsayda, Celile gölünün kıyısında olan bir kentti. Dünyadaki pek az kent böylesine onurlandırılmıştır. Rab, büyük mucizelerinin bazılarını orada yapmıştır (Luk.10:13). Filipus, Andreya ve Petrus’un kentiydi. Buna rağmen Kurtarıcı’yı reddetti ve bunun sonucu olarak tamamen harap edildi, öyle ki şimdi onun tam olarak nerede olduğunu bile söyleyemiyoruz.

1:45   Filipus, yeni bulduğu sevinci başka biriyle paylaşmak istedi, böylece gidip Natanyel’i buldu. Rab’be yeni gelenler, en iyi can kazananlardır. Bildirisi sade ve özdü. Natanyel’e, Musa’nın ve peygamberlerin önceden bildirdiği Mesih’i, Nasıralı İsa’yı bulduğunu anlattı. Aslında bildirisi tam olarak doğru değildi. İsa’yı Yusuf’un oğlu olarak tanımladı. İsa, elbette bakire Meryem’den doğdu ve babası insan değildi. Yusuf, İsa’yı evlat edindi ve böylece asıl babası olmamasına karşın yasal babası oldu. James S.Stewart şöyle der:

Mesih, başlangıç için asla tam yetkin bir iman isteğinde bulunmadı. İnsanları, yeterli dini inançları olmadığı gerekçesiyle asla uzaklaştırmadı. Ve bugün de böyle yapmaz. Kendisi kardeşlerinin yanında durur. Onlara kendisine yaklaşabildikleri herhangi bir anda yaklaşmalarını söyler. Onları, kendisine sundukları iman derecesine bakmadan kabul eder. Başlangıç olarak bununla tatmin olur; ve başlangıç noktasından aldığı arkadaşlarına, adım adım, kendisinin kim olduğunu gittikçe derinleşen biçimde açıklar ve ilk grubunu yönlendirdiği gibi, onları da öğrenciliğin tüm görkemine yönlendirir. 3

1:46   Natanyel’in kuşkuları vardı. Nasıra, Celile’nin hor görülen bir kentiydi. Mesih’in böylesine yoksul bir yörede yaşaması ona imkânsız gibi göründü. Bu nedenle, aklından geçen soruyu soruverdi. Filipus tartışmadı. İtirazlarla uğraşmanın en iyi yolunun insanları doğrudan Rab İsa’yla tanıştırmak olduğunu hissetti; başkalarını Mesih’e kazanmaya çalışan herkes için değerli bir ders. Tartışmayın. Uzun tartışmalara girmeyin. İnsanlara yalnızca gel ve gör deyin.

1:47   47’inci ayet İsa’nın her şeyi bildiğini gösterir. İsa Natanyel’le önceden karşılaşmadan onun içinde hile ya da yalan olmayan gerçek bir İsrailli olduğunu bildirdi. Yakup tam olarak dürüst olmayan ticari yöntemler kullanmakla ün yapmıştı, ama Natanyel, içinde “Yakup”un özelliği olmayan bir “İsrailliydi.”

1:48   Natanyel’in, tamamen yabancı birisinin sanki kendisini daha önceden tanıyormuş gibi konuşmasına çok şaşırdığı açıktır. Görünüşte incir ağacının altında otururken iyice gizlenmişti. Aşağı sarkan ağaç dalları ve çepeçevre yeşillik hiç kuşkusuz, onu gözlerden gizlemişti Bu kadar iyi saklanmış olmasına karşın İsa onu gördü.

1:49   Belki de Natanyel’i inandıran, insanlar onu görmezken Rab İsa’nın onu görme gücüydü. Ya da belki de bu bilgi kendisine doğaüstü bir şekilde verilmişti. Hangi şekilde olursa olsun o şimdi, İsa’nın, Tanrı’nın Oğlu ve İsrail’in Kralı olduğunu biliyordu.

1:50   Rab, Natanyel’e Mesih olduğuna dair iki kanıt vermişti. Natanyel’in karakterini tanımlayıp başka hiçbir gözün göremeyeceği yerdeyken onu görmüştü. Bu iki kanıt Natanyel için yeterliydi ve iman etti. Ama Rab İsa onun bunlardan daha büyük kanıtlar göreceğine söz verdi.

1:51   İsa ne zaman “doğrusunu söyleyeyim” (“Amin, Amin” 4 anlamında) sözleriyle konuşmasına başladıysa, daima çok önemli bir şey söylemek üzereydi. Burada Natanyel’e gelecekte, tüm yeryüzü üzerinde egemenlik sürmek için geri döneceği zamana ait bir görüntü verdi. O zaman dünya, hor görülen Nasıra’da yaşamış marangoz Oğlu’nun, gerçekte Tanrı’nın Oğlu ve İsrail’in Kralı, olduğunu bilecektir. O gün gök açılacaktır. Kral başkenti Kudüs olarak egemenlik sürerken Tanrı’nın desteği O’nun üzerinde olacaktır.

Natanyel’in, Yakup’un merdiveni (Yar.28:12) hikâyesi üzerinde derin derin düşünmüş olması mümkündür. O merdiven, meleklerinin yükselip inişiyle, göğe tek giriş olan Rab İsa Mesih’in bir resmidir. Tanrı’nın melekleri İnsanoğlu üzerinde yükselip inecekler. Melekler, Tanrı’nın işlerini gören, ateş alevlerine benzer hizmetkarlardır. İsa, Kral olarak egemenlik sürdüğünde, bu melekler, O’nun isteğini yerine getirirken yeryüzüyle gök arasında gidip geleceklerdir.

İsa, Natanyel’e Kendisinin Mesih oluşunun yalnızca çok küçük kanıtlarını görmüş olduğunu söylüyordu. Mesih’in gelecekteki egemenliğinde Rab İsa’yı Tanrı’nın kutsanmış Oğlu olarak tamamen açıklanmış haliyle görecekti. O zaman tüm insanlık Nasıra’dan iyi Birinin çıktığını bilecekti.

 

Kutsal Kitap

1 Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı.
2 Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi.
3 Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı.
4 Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.
5 Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.
6 Tanrı’nın gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı.
7 Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi.
8 Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi.
9 Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı.
10 O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı.
11 Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi.
12 Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.
13 Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular.
14 Söz, insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini gördük.
15 Yahya O’na tanıklık etti. Yüksek sesle şöyle dedi: “‘Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ diye sözünü ettiğim kişi budur.”
16 Nitekim hepimiz O’nun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık.
17 Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih* aracılığıyla geldi.
18 Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı.
19 Yahudi yetkililer Yahya’ya, “Sen kimsin?” diye sormak üzere Yeruşalim’den* kâhinlerle* Levililer’i* gönderdikleri zaman Yahya’nın tanıklığı şöyle oldu açıkça konuştu, inkâr etmedi “Ben Mesih* değilim” diye açıkça konuştu.
20 (SEE 1:19)
21 Onlar da kendisine, “Öyleyse sen kimsin? İlyas mısın?” diye sordular. O da, “Değilim” dedi. “Sen beklediğimiz peygamber misin?” sorusuna, “Hayır” yanıtını verdi.
22 Bu kez, “Kim olduğunu söyle de bizi gönderenlere bir yanıt verelim” dediler. “Kendin için ne diyorsun?”
23 Yahya, “Peygamber Yeşaya’nın dediği gibi, ‘Rab’bin yolunu düzleyin’ diye çölde haykıranın sesiyim ben” dedi.
24 Yahya’ya gönderilen bazı Ferisiler* ona, “Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, niye vaftiz* ediyorsun?” diye sordular.
25 (SEE 1:24)
26 Yahya onlara şöyle yanıt verdi: “Ben suyla vaftiz ediyorum, ama aranızda tanımadığınız biri duruyor.
27 Benden sonra gelen O’dur. Ben O’nun çarığının bağını çözmeye bile layık değilim.”
28 Bütün bunlar Şeria Irmağı’nın ötesinde bulunan Beytanya’da, Yahya’nın vaftiz ettiği yerde oldu.
29 Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!
30 Kendisi için, ‘Benden sonra biri geliyor, O benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ dediğim kişi işte budur.
31 Ben O’nu tanımıyordum, ama İsrail’in O’nu tanıması için ben suyla vaftiz ederek geldim.”
32 Yahya tanıklığını şöyle sürdürdü: “Ruh’un güvercin gibi gökten indiğini, O’nun üzerinde durduğunu gördüm.
33 Ben O’nu tanımıyordum. Ama suyla vaftiz etmek için beni gönderen, ‘Ruh’un kimin üzerine inip durduğunu görürsen, Kutsal Ruh’la vaftiz eden O’dur’ dedi.
34 Ben de gördüm ve ‘Tanrı’nın Oğlu budur’ diye tanıklık ettim.”
35 Ertesi gün Yahya yine öğrencilerinden ikisiyle birlikteydi.
36 Oradan geçen İsa’ya bakarak, “İşte Tanrı Kuzusu!” dedi.
37 Onun söylediklerini duyan iki öğrenci İsa’nın ardından gitti.
38 İsa arkasına dönüp ardından geldiklerini görünce, “Ne arıyorsunuz?” diye sordu. Onlar da, “Rabbî, nerede oturuyorsun?” dediler. Rabbî, öğretmenim anlamına gelir.
39 İsa, “Gelin, görün” dedi. Gidip O’nun nerede oturduğunu gördüler ve o gün O’nunla kaldılar. Saat* dört sularıydı.
40 Yahya’yı işitip İsa’nın ardından giden iki kişiden biri Simun Petrus’un kardeşi Andreas’tı.
41 Andreas önce kendi kardeşi Simun’u bularak ona, “Biz Mesih’i bulduk” dedi. Mesih, meshedilmiş* anlamına gelir.
42 Andreas kardeşini İsa’ya götürdü. İsa ona baktı, “Sen Yuhanna’nın oğlu Simun’sun. Kefas diye çağrılacaksın” dedi. Kefas, kaya anlamına gelir.
43 Ertesi gün İsa, Celile’ye gitmeye karar verdi. Filipus’u bulup ona, “Ardımdan gel” dedi.
44 Filipus da Andreas ile Petrus’un kenti olan Beytsayda’dandı.
45 Filipus, Natanel’i bularak ona, “Musa’nın Kutsal Yasa’da hakkında yazdığı, peygamberlerin de sözünü ettiği kişiyi, Yusuf oğlu Nasıralı İsa’yı bulduk” dedi.
46 Natanel Filipus’a, “Nasıra’dan iyi bir şey çıkabilir mi?” diye sordu. Filipus, “Gel de gör” dedi.
47 İsa, Natanel’in kendisine doğru geldiğini görünce onun için, “İşte, içinde hile olmayan gerçek bir İsrailli!” dedi.
48 Natanel, “Beni nereden tanıyorsun?” diye sordu. İsa, “Filipus çağırmadan önce seni incir ağacının altında gördüm” yanıtını verdi.
49 Natanel, “Rabbî, sen Tanrı’nın Oğlu’sun, sen İsrail’in Kralı’sın!” dedi.
50 İsa ona dedi ki, “Seni incir ağacının altında gördüğümü söylediğim için mi inanıyorsun? Bunlardan daha büyük şeyler göreceksin.”
51 Sonra da, “Size doğrusunu söyleyeyim, göğün açıldığını, Tanrı meleklerinin İnsanoğlu* üzerinde yükselip indiklerini göreceksiniz” dedi.

1.   Eleştirisel metin (NKJV’deki NU) bunu Tanrı’nın biriciği olarak yorumlar. Geleneksel biricik Oğul ise el yazmalarının çoğunda ve 3:16’da da bulunur.

2. J.Cynddylan Jones, Studies in the Gospel According to st. John. s.103.

3. James S.Stewart, The Life and Teaching of Jesus Christ, ss.66,67.

4. Yalnızca Yuhanna “iki amin”i aktarır (NKJV, en doğrusunu söyleyeyim). Di­ğer Müjdeler Rabbimizin ifadesini, “amin” diyerek özetler görünmektedir (NKJV, doğrusunu söyleyeyim).